Mâverâünnehir Yaz Seminerlerinin açılış programında, Enstitü Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez, “Kudüs, Atina ve Medine Bağlamında Mâverâünnehir Medeniyeti” başlıklı açılış dersini irad etti.
Konuşmasının başında, Anadolu toplumunun 15 Temmuz destanına değinen hocamız, şu hususları ifade etti: “Bugün 15 Temmuz. Ben de o gecenin şahitlerinden biriyim. O gece sadece karanlığın nasıl aydınlığa dönüştüğüne değil, aynı zamanda Allah’ın nusret ve inayetinin tecellisine de şahit oldum. Minarelerden yükselen salâlarla din gönüllülerimizin vatanımızı ve milletimizin iradesini nasıl müdafaa ettiklerine şahit oldum. Bosna’dan Somali’ye, Kerkük’ten Azerbaycan’a, ve daha birçok ülkeden gelen telefonlar hala hafızamda. O telefonların her birinde ümmetin ortak duasına, ortak endişesine ve ortak gözyaşına şahit oldum. Şehitlerimize Cenâb-ı Hak’tan rahmet, gazilerimize sıhhat ve afiyet niyaz ediyorum.”
Bunun akabinde, medeniyet tarihini Atina, Kudüs ve Medine’nin temsil ettiği üç büyük hakikat tecrübesi üzerinden ele alan hocamız, bu mirasların Mâverâünnehir’de nasıl yeniden terkip edildiğini ve İstanbul’da küllî bir medeniyet nizamına nasıl dönüştüğünü değerlendirdi.
Konuşmadan Özetler:
- Atina’nın temel sorusu “Hakikat nedir ve nasıl bilinir?” sorusudur. Atina; aklı, kavramı, burhanı, mantığı, felsefeyi ve sistematik düşünceyi insanlık mirasına kazandırmıştır. Ancak akıl, insanı bildiği hakikate bağlayacak ahlaki iradeyi tek başına garanti edememiştir. Sokrates’in hakikati savunduğu için ölüme mahkûm edilmesi, Atina’nın en büyük medeniyet paradoksudur: Hakikati araştıracak aklı doğuran şehir, hakikati dile getiren filozofu cezalandırmıştır.
- Kudüs, hakikatin karşısında insanın ahlaki sorumluluğunu temsil eder. Kudüs’ün merkezî kavramları ahit, misak, şahitlik, adalet, tövbe ve sorumluluktur. Atina’nın filozofu varlığı temaşa ederken Kudüs’ün peygamberi hakikate şahitlik etmiş; insanı zulümden adalete, günahtan tövbeye ve sorumsuzluktan ahde ve misaka bağlı kalmaya davet etmiştir.
- Medine’nin temel sorusu ise “Hakikat nasıl daha merhametli bir dünyaya dönüşür?” sorusudur. Medine’de vahiy yalnızca okunmamış; topluma, hukuka, ahlaka, eğitime, iktisada ve birlikte yaşama düzenine dönüşmüştür. Medine’nin anahtar kavramları rahmet, emanet ve ümrandır.
- Asıl medeniyet krizinin bu üç şehrin sembolize ettiği medeniyet tasavvurlarının birbirinden kopmasıyla ortaya çıktığını belirten hocamız, modern Batı’da Logosun zamanla rasyoya, rasiyonun sayılara ve hesaplamaya, hesaplamanın teknik ve teknolojiye, teknolojinin de güce ve iktidara dönüştüğünü ifade etti.
- İslam dünyasının krizi ise bilimi bütünüyle terk etmekten ziyade bilginin tevhidî bütünlüğünü kaybetmesidir. Akıl ile nakil, medrese ile rasathane, fıkıh ile hikmet, ahlak ile siyaset, ilim ile sanat arasındaki bağların zayıflaması, İslam medeniyetinin büyük terkibini parçalamıştır.
- Atina aklı, Kudüs ahdi ve misakı, Medine vahyin toplumsal tecrübesini temsil ederken Bağdat, farklı medeniyetlerden devralınan bilgiyi İslam medeniyetinin ilim diline tercüme etmiş; Mâverâünnehir ise bu birikimi kapsamlı bir ilimler medeniyetine dönüştürmüştür.
- Mâverâünnehir’in başarısı, farklı bilgi geleneklerini yalnızca yan yana getirmek değildir; onları birbiriyle konuşturmasıdır. Aklı kelâma, vahyi ahlaka, sünneti metodolojiye, matematiği tabiata, tıbbı insan tasavvuruna, irfanı tezkiyeye ve eğitimi bütün bu birikimin nesiller arası aktarımına bağlayan büyük bir ilim ekosistemi kurmasıdır.
- Semerkant, İmam Mâtürîdî’nin şahsında akıl ile vahiy arasında güçlü bir kelâm köprüsü kurmuştur. Mâtürîdî düşüncesinde vahyi savunmak için akıl küçültülmediği gibi, akla yer açmak için de vahiy küçültülmemiştir.
- Buhara, rivayetle hikmetin buluştuğu şehir olmuştur. İmam Buhârî, hadis ve sünneti isnat, tenkit, karşılaştırma ve doğrulama metodolojisiyle muhafaza etmiş; İbn Sînâ ise mantık, metafizik, tıp, matematik ve nefs teorisini bütüncül bir sistem içinde ele almıştır.
- Fârâbi, Atina düşüncesini nübüvvet, saadet ve erdemli toplum kavramlarıyla yeniden yorumlamış; Atina’dan burhanı, Kudüs’ten nübüvveti, Medine’den ise erdemli toplum fikrini alarak “el-Medînetü’l-Fâzıla” tasavvurunu ortaya koymuştur.
- Hârezm, Hârezmî ve Bîrûnî’nin şahsında bilginin evrenselleştiği bir merkez olmuştur. Hârezmî farklı matematik geleneklerini yeni bir dilde buluşturmuş; Bîrûnî ise başka medeniyetleri kendi dili, kavramları ve kaynakları üzerinden anlamanın ilmî ahlakını geliştirmiştir.
- Tirmiz, bilginin tezkiye ve maneviyatla; Belh, hikmetin irfan, aşk ve insanın iç terbiyesiyle; Herat, ilmin sanat ve estetikle; Gazne, ilmin siyasî kudret ve kurumsal imkânlarla; Nesef ise kurucu düşüncenin okul, şerh ve eğitim geleneğiyle buluştuğu şehir olmuştur.
- Hocamız, Mâverâünnehir ile İstanbul arasındaki ilişkiyi ise terkibin nizam-ı âleme dönüşmesi olarak açıkladı. Atina akıl, Kudüs misak, Medine rahmet, Endülüs cemal, Bağdat ilim ve Mâverâünnehir hikmet ise İstanbul’un merkezî kavramı nizamdır.
- İstanbul’un tarihî misyonu, önceki medeniyet birikimlerini tekrar etmek değil; onları yeni bir küllî düzen içinde toplamak ve aşmaktır. Roma’nın devlet tecrübesi, Bizans’ın şehir ve kurum hafızası, Atina’nın felsefesi, Kudüs’ün nübüvvet mirası, Medine’nin dinî ve hukukî düzeni, Bağdat’ın ilimler tasnifi, Semerkant’ın matematik ve astronomisi, Buhara’nın hadis ve fıkıh geleneği, Horasan’ın irfanı ve Anadolu’nun tasavvuf ve ahilik kültürü İstanbul’da buluşmuştur.
- Bu sebeple İstanbul, “mecmaü’l-enhur”, yani medeniyet nehirlerinin buluştuğu yer; hatta “mecmaü’l-ebhur”, yani bu nehirlerin yeni bir medeniyet denizine dönüştüğü şehir olarak nitelendirilebilir.
- Ali Kuşçu’nun Semerkant’tan Tebriz’e, oradan İstanbul’a uzanan ilmî yolculuğu, Mâverâünnehir ilim havzasının İstanbul’a taşınmasının sembolüdür. Fatih Sultan Mehmed ise Kur’an ve sünnet ilimleriyle felsefe ve kelâmı, matematik ve astronomiyle coğrafyayı, Roma ve Bizans mirasıyla Türk ve İran devlet tecrübelerini yeni bir medeniyet projesinde buluşturmuştur.
Konuşmasının sonunda hocamız, bugün asıl vazifenin geçmişle övünmek değil; Mâverâünnehir’in terkibini ve İstanbul’un nizamını çağımızın şartlarında yeniden kurmak olduğunu ifade etti: “Bugün yeniden Kudüs’ün misakını ve Medine’nin rahmetini araya getirmek; Mâverâünnehir’in ilim terkibine ve İstanbul’un küllî nizamına süreklilik kazandırmak zorundayız. Mâverâünnehir Yaz Seminerlerinin temel gayesi de bu büyük medeniyet sorumluluğunu birlikte düşünmek ve geleceğe taşımaktır.”

