İslâm Düşünce Enstitüsü tarafından yayımlanan İDEA Araştırmacı Bülteni, genç araştırmacıların ilmî ve fikrî çalışmalarına alan açmayı, farklı coğrafya ve düşünce çevreleri arasındaki etkileşimi güçlendirmeyi ve İslâm düşüncesinin temel meselelerini çağdaş dünyanın sorunlarıyla buluşturmayı amaçlayan uluslararası bir araştırmacı bültenidir. Din, düşünce, ahlâk, toplum ve siyaset başta olmak üzere geniş bir çerçevede araştırma, deneme, tercüme ve değerlendirme yazılarına yer veren İDEA, Türkçenin yanı sıra Arapça ve İngilizce gibi farklı dillerde kaleme alınan çalışmaları da yayımlamaktadır.
Bugüne kadar yayımladığı yedi sayıda “Bir Milat Olarak Gazze”, “İmtihan Mı Emanet Mi?”, “Taha Abdurrahman Özel Sayısı” ve “Yapay Zekâ Çağında İnsan ve Anlam” gibi konularla güncel meseleleri ve İslâm düşüncesinin temel tartışmalarını farklı disiplinlerden araştırmacıların katkılarıyla ele almıştır. İDEA, düzenli aralıklarla, farklı coğrafya, dil ve düşünce geleneklerini buluşturan, yeni soru ve tartışmalara alan açan canlı bir düşünce zemini oluşturmayı sürdürmektedir.
Editörden
Her çağda insanlığın hayatını dönüştüren devrimler olmuştur. Bunlar bazen siyaseti, bazen iktisadı bazen de toplumsal hayatı dönüştürmüştür. Kimi zaman savaşlarla, kimi zaman inkılaplarla, kimi zamansa buhranlarla gerçekleşmiştir. Bunların tamamında özne hep insan olmuştur. Ancak yapay zekâ devrimi, öncekiler gibi gürültülü bir şekilde değil, sessiz bir şekilde gelmiş; sadece siyaseti, iktisadı ve toplumsal hayatı değil, bizzat insanın kendisini değiştirmiştir. Yaşantımızda sağladığı kolaylıkların karşılığında bizden insan olmanın hasletlerini bir bir çekip almaya başlamıştır. İnsanın yerine okuyan, veri toplayan, hesap yapan hatta onun adına düşünen bir varlık olarak yeni bir insan, dahası yeni bir dünya inşasının önünü açmıştır. Durum öyle bir hâl aldı ki artık mesele makinelerin insandan ne alıp götürdüğü değil, insanın nelerden vazgeçtiğidir. Zira insan, yapay zekâ ile kurduğu ilişkide, akıl muhakemesini, kalbin idrakini ve iradenin hürriyetini feda eder olmuştur.
Byung-Chul Han’a göre, algoritmalar bize geleceği geçmiş üzerinden inşa eder; böylece gelecek, geçmişin bir türevi haline gelir. Oysa insanı makineden ayıran en büyük haslet, öngörülemez olması, hata yapabilmesi ve o hatanın içinden yepyeni bir anlam çıkarabilmesidir. Biz bugün, deyim yerindeyse kararlarımızı algoritmik olasılıklara teslim ederek, hayatın o muazzam belirsizliğini ve “beklenmedik olanı seçme” iradesini kaybediyoruz. Dolayısıyla bu konudaki sorular, yapay zekânın insanın yerini alması değil, insanın kendi koltuğunu gönüllü olarak yapay zekâya bırakması çerçevesinde ele alınınca anlam kazanıyor.
Bu sayımızda, yapay zekâyı, bireyden aile ve topluma, kültürden ahlak ve siyasete uzanan geniş bir çerçevede ele alarak; insan hayatında sağladığı imkânlarla birlikte yol açtığı kırılmaları düşünmeyi amaçladık. Bu çabanın, okurun yeni dünyaya attığı adımlarda küçük bir tefekkür mesabesinde olması dileğiyle…
Sayı Editörü
Nihal Akay
Editörden
Modern zamanların karmaşası içinde, insan aklı ile kalp arasındaki dengeyi yitirmiş, bilgi ile hikmet arasındaki bağları zayıflatmıştır. Bir yanda dinden soyutlanmış bir akıl, her şeyi ölçüp biçerken ruh ihmal edilmiş, diğer yanda akıldan yoksun bir din anlayışı, hakikati kavrayacak derinlikten mahrum kalmıştır. Bu eksiklik, bireyleri ve toplumları her geçen gün daha büyük çıkmazlara sürüklerken, hakikate susamış gönülleri umutsuzluk girdabına sürüklemektedir.
İnsanlık maddi anlamda ilerlerken, insaniyet çözülmekte; akli etik kurallar çoğalırken, ahlaki duyarlılık zayıflamakta; akılcılığın yükselişiyle birlikte hikmet geri plana itilmektedir. Görsel dünyanın egemenliği, basireti gölgede bırakırken, düşüncenin değer kazanmasına rağmen tefekkür neredeyse unutulmuştur. Bu tablo, çağımızın en büyük açmazlarından birini teşkil etmekte ve insanı kendi varoluşuna yabancılaştırmaktadır.
Tam da bu noktada, Faslı Filozof Taha Abdurrahman, aklı tefekkürle derinleşen bir idrakle kalbe yöneltmeyi, basiret rehberliğinde anlamlandırmayı, doğayı fıtrata uygun hale getirmeyi, tahakkümü emanet bilinciyle, kibri ise şahsiyetle değiştirmeyi önermektedir. Ona göre, hakiki insanlık ancak Kur’an-ı Kerim ve Sünnetin ışığında, aklın kalple, düşüncenin hikmetle ve bilginin ahlakla buluştuğu bir zeminde yeniden inşa edilebilir.
Bu sayımızda, Taha Abdurrahman’ın derin düşünce dünyasına bir yolculuk yaparak, onun fikirlerini anlama çabasına katkıda bulunmayı amaçladık. Tefekkürün ruhlarımızı aydınlatması dileğiyle…
Sayı Editörü
Nihal Akay
Editörden
İnsanın en büyük gayelerinden biri kendini tanımak, anlamlandırmak ve konumlandırmak mıdır? İnsan niçin yaratılmıştır, yaratılışının hikmeti nedir? Bu ve benzeri zihnimizi meşgul eden sorularla yola çıktık. Amacımız bu soruların ‘doğru’ cevaplarını bulmak değil, düşünce dünyamızı bu cevapları aramaya teşvik etmektir.
Teklife (emanete) muhatap kılınmasıyla insan, varoluşuna anlam ve saygınlık kazandırmış, kendi seçimlerinin doğuracağı sonuçları bilmenin sorumluluğuyla (imtihan) değerli hale gelmiştir. Varoluş gayemiz gereğince kendi yaşamımızda ortaya koyduğumuz eylemler ve seçimler durumumuzu anlamlı kılmaktadır. Zira kendini tanıyan ve anlamlandırabilen insan varoluşunun gereğini yerine getirir. Nitekim var olduğumuz ölçüde, belirli bir yaşam türü tasavvur ediyor, kimliğimize bir değer atfediyor ve kendimizi olduğumuz kişi haline getiriyoruz.
Kendini tanımlayan ve anlamlandıran varlıklar olarak var oluyorsak ve hayatlarımız ilerledikçe yaptığımız seçimler aracılığıyla var olabilme sürecini devam ettiriyorsak o halde varoluş durağan bir şey değil; dinamik bir kendini inşa etme sürecidir. Öyleyse kendini, alemi, kâinatı ve yaratılmış her şeyi emanet olarak görmek ve bu emanetleri doğru tercihlerle taşımak mıdır insanın varlığını anlamlandıran? Yoksa emanet bizzat imtihanın kendisi midir?
Düşünce dünyanızda yer eden bir idea olabilmek dileğiyle…
Sayı Editörü
H. Betül Turganali
Editörden
İnsan hatırladıklarından müteşekkildir. Özünde unutmaya mahkûm varlıklar olsak da hatırlamamız gerekenleri unutmamak niyetiyle hislerimizi ve zihnimizi bu sayıya döktük. Gazze’yi, Batı Şeria’yı, Kudüs’ü, Mescid-i Aksa’yı ve nehirden denize kadar Filistin’i hatırlamak için yazdık. İDEA’nın ‘‘Bir Milat Olarak Gazze’’ özel sayısında hem kendimize hem size bu sefer unutmamak üzere bir kez daha hatırlatmak istedik. 1948 Nakba, 1967 Naksa, 2023 Gazze Katliamı ve tüm bu tarihlerin arasında daha sayamadığımız nice acıları… Haklı ile haksız arasında süregelen çatışmadan elimizi̇, zihnimizi ve gönlümüzü çekip çıkarsak tarafsız kalmış sayılmayacağımızı tam da
bu yüzden okuyup, hatırlayıp, unutmayacağımızı yazdık. Peki siz değerli okuyucular bu sayıda ne okuyacaksınız?
Bu sayıda Filistin halkının başkaldırısını, yanlış akan bu suda tutunacak bir dalları bile olmadan nasıl tersine yüzmeye çalıştıklarını okuyacaksınız. Ataları insandışılaştırılarak katledilmiş Yahudilerin, Siyonist zihniyetle Filistinlileri nasıl insandışılaştırıp katlettiğini okuyacaksınız. Terör devleti İsrail’in Filistin halkına dayattığı bu haksız davayı meşrulaştırmak ve vicdanları susturmak için dini, tarihi nasıl kullandıklarını okuyacaksınız. Ayrıca yaşananların 7 ekimde başlamadığını, 1948’den beri her gün devam ettiğini okuyacaksınız. Filistinlilerin haklarından vazgeçmeyişini okuyacaksınız. Bu sayıda karşımızda duran korkakların, yanımızdaki yol arkadaşlarının ve sırtını bize dönmüş arkamızda kalan hainlerin kim olduklarını okuyacaksınız. Kefenleri iman olan şehitleri okuyacaksınız. Bu sayıda vahşeti normalleştirmeye çalışanların karşısında vakıaya teslim olmayan
gençliğin azmini okuyacaksınız.
Ve bu sayıyla beraber Gazze’yi bir milat olarak okuyacaksınız. Okuduktan sonra Gazze’yi unutmayacak, unutturmayacaksınız.
Sayı Editörü
Hatice Betül Turganali
Editörden
Ülkemiz 6 Şubat’ta merkez üssü Kahramanmaraş olan, on bir ilimizi kapsayan ve 13,5 milyon insanımızı doğrudan etkileyen yüzyılın en yıkıcı karasal ikili büyük depremiyle sarsıldı. Bu elim afetten ötürü birçok vatandaşımızı kaybetmiş olmanın büyük üzüntüsü ve acısı içerisindeyiz. Milletimize başsağlığı, yaralılara da acil şifalar dileriz. Geçtiğimiz son günlerde, asrın felaketi olarak tanımlanan bu depremler aynı zamanda “asrın dayanışmasına” dönüştü ve necip milletimiz zor zamanlarda nasıl tek yürek olup kenetlendiğini tekrar gösterdi. Yaşadığımız bu acı günler bizlere birçok hususu hatırlattı.
Ayrıca, bu tür felaketler insanlığı sadece maddi yönden değil, aynı zamanda manevi olarak da derinden etkilemekte ve kalıcı hasarlar bırakabilmektedir. Bundan hareketle, depremde etkilenen insanlarımızın yanında maddi ve manevi olarak bulunmak ve her açıdan desteklemek önem arz etmektedir. Bu minvalde, IDEA’nın bu sayısında “Depremin Manevi Yaralarını Sarmak” mottosuyla bir nebze de olsa insanlarımızın yanında olmayı; acılarını onlar kadar derin hissetmesek de ortak bir hissiyat duyarak üzüntümüzü ve acımızı kâğıda dökmeyi hedefledik. Bu kapsamda çeşitli alanlardan akademisyenlerin ve İslâm Düşünce Enstitüsü’nde bulunan araştırmacılarımızın, “Depremin Manevi Yaralarını Sarma” çerçevesinde, farklı perspektiflerden oluşan duygu ve düşüncelerini içeren yazılarını sizler için derledik. Bu sayının özel konusuna dair Necdet Subaşı Hocamız ile bir röportaj gerçekleştirdik.
Bu vesileyle depremden etkilenen sevgili okurlarımıza bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Manevi yaralarımızı beraber sarmak dileğiyle.
İyi okumalar dileriz…
Sayı Editörü
Esma Karakütük
Editörden
İslâm Enstitüsü Uluslararası Aylık Bülteni’nin değerli okuyucuları, değerli düşünürler,
İnsan, içinde bulunduğu dünyanın fiziksel gerçekliğini algılar ve bu algı daima yorumlanmış bir varlığın anlaşılması demektir. Varlıklara dair yorumlarımızla bir zihin dünyası inşa ederiz ve bunu metne dökme ihtiyacı hissederiz. Dolayısıyla bu dünya daima bizi etkileyen ve yönlendiren ilişkiler kümesi haline gelir. İşte IDE(A) bu ilişkiler kümesinde sizinle dünya arasında bir köprü olmaya devam etmektedir.
Bültenimizin ikinci ve yepyeni içeriğini sizlerle buluşturmanın mutluluğu içinde olduğumuzu belirt-mek isteriz. Bu sayı, bültenimizin gelecek sayılarına ilham verecek olması bakımından önemli bir yere sahiptir. Zira ele aldığımız her başlıkta siz sevgili okurun düşünce dünyasına dokunabilmeyi amaçladık. Önceki sayıdan farklı olarak bizi bu sayıda tek kapak arasında Türkçenin yanında Arap-ça ve İngilizce dillerinde de kaleme alınmış makaleler beklemektedir. Dünya Kupasının Müslüman toplum üzerinde yarattığı etkiden Sudan’da Malik Bedri’ye kadar yine bu sayımızda da her kıtadan okuyucularımızın fikir dünyasına haber ulaştırmaya çalıştık. Aynı zamanda İDE ve İDE bünyesinde faaliyet gösteren Uluslararası Biriminin aylık çalışmalarını da bu sayıda bulabilir, Enstitümüzün gerçekleştirmeyi planladığı etkinliklerden haberdar olabilirsiniz.
Her sayıda köprünün bir ucundan diğerine ulaşabilmek dileğiyle…
Keyifli Okumalar…
Sayı Editörü
Hatice Betül Turganali
İDEA Bülten Yayın Esasları Ve Yazım Kuralları Kılavuzuna bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.
