Sahabenin Sünnet Anlayışı [5. Mâverâünnehir Yaz Seminerleri]

Mâverâünnehir Yaz Seminerlerinin bugünkü oturumunda program koordinatörümüz Prof. Dr. Bünyamin Erul “Sahabenin Sünnet Anlayışı” başlıklı konuşmasında şu hususları ele aldı:

Prof. Dr. Bünyamin Erul, sahabe tanımında Ehl-i Hadis’in “Hz. Peygamber’i mümin olarak görüp mümin ölen herkes” şeklindeki geniş tanımına karşılık, usulcülerin “Hz. Peygamber ile uzun süre beraber olan ve gazvelere katılan kimseler” tanımını ele almıştır. Kur’an-ı Kerim’deki “وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ/O’nunla birlikte olanlar (Fetih, 29)” vurgusu çerçevesinde usulcülerin tanımının metodolojik açıdan daha isabetli olduğunu belirtmiştir. Sünnet kavramının Cahiliye döneminden itibaren dilde var olduğunu, Kur’an’da “Sünnetullah” şeklinde geçtiğini ve zamanla Hz. Peygamber ile sahabe dilinde terimleştiğini belirten hocamız; Veda Hutbesindeki iki emanet rivayetinin elimize “Kitabullah”, “Kitabullah ve Ehl-i Beyt” ile “Kitabullah ve Sünneti” şeklinde üç farklı metinle ulaştığını, metin ve senet kritiği açısından en güçlü ve kuşatıcı versiyonun “Kitabullah” olduğunu, zira Allah’ın Kitabının zaten sünneti ve Ehl-i Beyt’i kapsadığını ifade etmiştir.

Peygamber tasavvuru konusunu da detaylandıran hocamız, Kur’an-ı Kerim’in (özellikle İsra Suresi 92–96. ayetler) Müşriklerin mucize odaklı ve “melek-resul” beklentisini reddederek Hz. Peygamber’i “Beşer-Resul” olarak konumlandırdığını vurgulayarak hocamız kendisine ait olan şu dizeyi paylaşmıştır: “İdrak edemeyen beşer resulü, ânı fevkalbeşer sandı. Beşer üstü değildi Peygamberim amma en üstün insandı.” Bu çerçevede rivayetlerdeki insani ve tarihi gerçekliğin mistik anlatımlarla perdelenmemesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Örneğin; İsra olayı sonrası müşrikler Hz. Peygamber’in gece Mescid-i Aksa’ya gidip geldiğini haber verdiklerinde, Hz. Ebû Bekir hemen “O dediyse doğrudur” dememiş; İbn Hişâm’ın (ö. 218/833) es-Sîretü’n-Nebeviyye adlı eserindeki aktarıma göre yalanlama, yüzleşme, sorgulama/tahkik ve tasdikten oluşan dört aşamalı bir süreç takip etmiştir. Bu durum, İslam ilim geleneğinde hakikate ulaşmak için kullanılan “tahkik” yönteminin en güzel örneklerinden birini teşkil etmektedir.

Hicretin tamamen insani ve stratejik tedbirlerle (öğle sıcağında maskeli ziyaret, Sevr mağarasında saklanma, koyun sürüsüyle iz kapatma) yürütüldüğünü ve Tevbe Suresi 40. ayetteki “görünmeyen ordular” ilkesinin örümcek veya güvercin hikayeleriyle daraltılmaması gerektiğini; Medine’ye varışta ise yeni Müslümanların Hz. Peygamber ile Hz. Ebû Bekir’i kıyafet ve sima olarak ayıramamasının O’nun doğal ve sade insani yapısını gösterdiğini kaydetmiştir.

Hocamız doktora çalışmasına dayanarak sahabenin sünnete yaklaşımını üçlü bir taksimatla açıklayan, ilk olarak “Zahirî Yaklaşımları” ele almıştır. Bu yaklaşımda hadislerin lafzen anlaşıldığı ve Hz. Peygamber’in davranışlarının taklit varî bir şekilde uygulandığı ifade edilmiştir. Abdullah b. Ömer’in yolculuk esnasında Hz. Peygamber bir noktada deveden indi diye hiçbir ihtiyacı yokken sırf O yaptı diye aynı hareketleri tekrarlaması, bu gruba örnek gösterilmiş, bu anlayışın ileride Ehl-i Zahir, Ehl-i Hadis ve Tasavvuf ekollerinin temelini oluşturduğu belirtilmiştir. İkinci olarak “Fıkhi Yaklaşımlar” kategorisinde, Hz. Peygamber’in ne yaptığından ziyade “niçin” yaptığını, hükmün gerekçesini (illet), kaynağını (vahiy mi içtihat mı), bağlayıcılığını ve maksadını (makâsıd) sorgulayan metodik anlayış açıklanmıştır. Hz. Âişe ve İbn Abbas’ın “Cuma günü gusletmek her ergen Müslümana vaciptir” hadisini değerlendirirken, hurma bahçelerinde çalışanların ter-toz içerisinde gelmeleri ve giydikleri kaba yün kıyafetler sebebiyle kötü kokular yaymaları üzerine Hz. Peygamber’in hijyenik gerekçelerle yıkanmayı tavsiye ettiğini ortaya koymaları; azat edilen cariye Berîre’nin kocası Muğîs’ten ayrılmak istemesi üzerine Hz. Peygamber’in aracı olmasını Berîre’nin “Bu bir emir mi, tavsiye mi?” diye sorgulayıp “Sadece aracıyım” yanıtını alınca ayrılma hakkını kullanması; bu fıkhi süzgecin belirgin örnekleri olarak sunulmuştur.

Üçüncü olarak “İçtihadi Yaklaşımlar” başlığında, değişen toplumsal şartlarda ümmetin ve devletin maslahatını gözeterek Hz. Peygamber dönemindeki uygulamaları ilkesel boyutta yeniden düzenleyen devlet adamı sahabilerin tavrı incelenmiştir. Hz. Ebû Bekir’in Kur’an’ı toplayıp Mushaf yapması ve zekat vermeyenlerle mücadele kararı; Hz. Ömer’in Teravih namazını tek imam arkasında toplamsal düzene oturtması ve Mekke ekonomisini canlı tutup ziyaretleri sürekli kılmak için Temettü haccını askıya alması; Hz. Osman’ın şehir büyüyünce Cuma namazında Dış/İkinci ezanı başlatması ve yitik develeri satıp parasını sahibi için koruma altına alması; Hz. Ali’nin içki cezasını, sarhoşluğun iftiraya yol açacağı kıyasıyla 80 kırbaca çıkarması ve yitik develer için devlet çiftliği kurması; Hz. Muaviye’nin ise İslam’a girenlerin mağdur olmaması için gayrimüslim akrabadan miras alma lehine içtihat yapması bu kapsama dahil edilmiştir.

Sonuç olarak hocamız, Hz. Peygamber’in ağzından çıkan “hadis” ile sahabenin kendi anlayışıyla naklettiği “rivayet” arasındaki farkın gözetilmesi gerektiğini, geleneksel ezberlerin birincil kaynaklar üzerinden kritik edilmesinin icap ettiğini ve sahabenin fıkhi ve içtihadi metodunun günümüz meselelerini çözmede ilim erbabı ve idareciler için temel rehber olması gerektiğini vurgulayarak dersini tamamlamıştır.