Dr. Hadi Adanalı Hocamız, İDE Uluslararası Mâverâünnehir Yaz Seminerleri kapsamında gerçekleştirdiği ikinci dersinde erdemlerin mahiyeti ile ahlaki ve zihinsel erdemler arasındaki ilişkiyi ele aldı. Erdemin tek seferlik doğru bir davranışla ortaya çıkmadığını, zaman içinde kazanılarak insanın karakterine yerleşen ve süreklilik gösteren bir yatkınlığa dönüştüğünü ifade etti. Bu çerçevede erdemleri, kişinin belirli durumlarda belirli düşünce, duygu ve davranışlara yönelmesini sağlayan içsel yatkınlıklar şeklinde açıkladı. Erdemli bir kişilikte tutarlılık ve bütünlük arandığını, bilinçli bir tercih olmadan gerçekleşen ve tesadüfen iyi sonuç doğuran eylemlerin erdem kapsamında değerlendirilemeyeceğini vurguladı. Çocukların her ne kadar bildiğimiz şekliyle erdemlere sahip olmasalar da erdemli olabilme kabiliyeti taşıdıklarını belirtti. Dersin devamında Aristoteles’in nazari hikmet ve ameli hikmet ayrımından hareketle zihinsel erdemler ile davranışa yansıyan ahlaki erdemler üzerinde duruldu. Nazari hikmet bilme, anlama ve hakikati kavrama süreçleriyle; ameli hikmet ise doğru tutumu uygun şartlarda hayata geçirmekle ilişkilendirildi. Bununla birlikte kanaat, cesaret, affetme, yardım etme ve sevgi gibi erdemler hem zihinsel bir değerlendirme hem de davranışsal bir yön taşır. Bu sebeple zihinsel ve ahlaki erdemler birbirini tamamlayan iki boyut olarak karşımıza çıkar.
Hocamız, erdem ile ölçülük (orta yol) arasındaki ilişkiyi kızgınlık üzerinden açıklamaya çalıştı. Kızgınlık doğru sebeple, doğru kişiye, doğru zamanda ve gerektiği kadar yöneltildiğinde erdemli bir tavra dönüşebilir. Gereken yerde tepki göstermemek bir eksiklik oluştururken, her durumda öfkelenmek de insanı ölçüden uzaklaştırır. Erdem, duyguları bastırmak yerine onları yerinde ve ölçülü yönetmeyi gerektirir. Sevgi de bu çerçevede ele alındı. Sevginin iç dünyada yaşanan bir hisle sınırlı kalmadığını, sevilen varlığa yönelik davranışlarda karşılık bulduğunu ifade eden Hocamız, duyguların eğitim, alışkanlık ve tefekkür yoluyla şekillendirilebileceğini söyledi. Dünyevi varlıklara yönelik sınırsız sevginin ifrata dönüşebileceğini, Allah ve Peygamber sevgisinin ise farklı bir değerlendirme gerektirdiğini belirterek orta yol ilkesinin her duruma aynı biçimde uygulanamayacağını vurguladı.
Dersin bir diğer başlığını erdemlerin tarihsel ve kültürel tezahürleri oluşturdu. Hocamız, toplumların farklı erdem tasnifleri geliştirdiğini ve aynı erdemin çeşitli dönemlerde farklı biçimlerde anlaşılıp ortaya çıkabildiğini söyledi. Geçmişte daha çok savaş meydanındaki cesaretle ilişkilendirilen başat erdem kahramanlığın, günümüzde haksızlık karşısında konuşmak ve bunun sonuçlarını göze almak şeklinde tezahür edebilebileceğini belirtti. Adalet, hikmet, cesaret ve merhamet çağları aşan değerlerini korurken, bunların somut durumlarda nasıl uygulanacağı tarihsel şartlara göre yeniden değerlendirilir. Dolayısıyla değişen, erdemlerin değeri değil, hayata yansıma biçimleridir.
Dersin ikinci kısmında bilme arzusu, merak ve ilmî tevazu gibi zihinsel erdemler ele alındı. Hocamız, Hz. Âdem’e isimlerin öğretilmesi kıssasının insanın bilme yetisine işaret ettiğini, ancak bu yetinin merak, çaba ve öğrenme arzusuyla desteklenmesi gerektiğini ifade etti. İlmî birikimin bilme kabiliyeti ile öğrenme arzusunun birleşmesinden doğduğunu; bu arzuyu kaybeden insanın hayat ve hakikatle bağının zayıflayacağını söyledi. Bunun yanında insanın bilgi bakımından kendi sınırlarını tanıması gerektiğini belirtti. Kârûn’un sahip olduklarını kendi bilgisine bağlayan tutumunu entelektüel kibrin bir örneği olarak değerlendirdi. İlmî tevazunun ise insanın eksiklerini fark etmesi, kendisini muhasebeye tâbi tutması ve başkalarından öğrenebileceğini kabul etmesiyle geliştiğini ifade etti. İlmî tevazunun doğal bir sonucu olarak açık fikirlilik üzerinde duran Hocamız, insanın farklı düşünceleri başlangıçta reddetmeden dinlemesi ve karşısındaki kişinin haklı olabileceği ihtimalini göz önünde bulundurması gerektiğini söyledi. Açık fikirlilik, insanın kendi kanaatinden hemen vazgeçmesini gerektirmez; kendi düşüncesini mutlaklaştırmadan yeni bilgiye yönelik açılmasını sağlar. Kur’an-ı Kerim’de peygamberlere karşı ileri sürülen “Atalarımızı bu yol üzerinde bulduk” şeklindeki itirazların, sorgulamadan geleneğe bağlanmayı ve zihinsel kapalılığı gösterdiğini belirtti.
Bu noktadan zihinsel cesaret konusuna geçen Hocamız, insanın alıştığı düşünce sınırlarının dışına çıktığında endişe yaşayabileceğini, ancak hakikat arayışının bu rahatsızlığı göze almayı gerektirdiğini ifade etti. Yanılma ihtimalinden korkarak yeni düşüncelere yaklaşmamak, insanı kendi zihinsel sınırları içine hapseder. Çağdaş psikolojide “güvenlik zonu” olarak bilinen bir kavramın epitemolojiye uygulanabilir. Yeni bilgilere ulaşabilmek insanın “epistemik güvenlik zonunu” terketmesini gerektirir. Tersinden epistemik güvenlik zonlarını terk etmeyenler yine psikolojide yeni bir kavram olarak işlenen “yankı odaları”na kendilerine hapsedebilirler. Kişinin yalnızca kendi görüşlerini doğrulayan insanları ve kaynakları takip etmesi böyle bir durumdur; insanın farklı seslerle karşılaşmasını önler ve sürekli kendi düşüncesinin yankısıyla başbaşa bırakır. Gerçek öğrenme ise kişinin kendi sınırlarının dışına çıkması ve başkalarının düşünme biçimlerini anlamaya çalışmasıyla mümkün hâle gelir. Bu bağlamda bilişsel empatiyi de ele alan Hocamız, karşıdaki kişinin düşüncesini benimsemeden onun hangi şartlar ve gerekçeler doğrultusunda belirli bir sonuca ulaştığını anlamaya çalışmanın önemli bir zihinsel erdem olduğunu vurguladı.
Dersin son kısmında Kur’an ve sünnetin sunduğu erdemlerin evrenselliği ele alındı. Hocamız, adalet, hikmet, cesaret, doğruluk ve merhamet gibi erdemlerin çağları aşan bir yön taşıdığını, Hz. Peygamber’in de bu değerlerin hayata yansımış en güzel örneğini sunduğunu ifade etti. Bununla birlikte erdemlerin somut durumlarda nasıl uygulanacağına karar verirken kişiler, şartlar ve sonuçların birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Son olarak Allah sevgisi ile karşılıklılık arasındaki ilişkiye değinen Hocamız, Allah’ın rahmeti, merhameti ve insana bahşettiği nimetlerin O’na yönelen sevginin temelini oluşturduğunu söyledi. Karşılıklılığın da dostluk, sevgi, selamlaşma ve aile ilişkilerinde adaleti ve sürekliliği sağlayan temel ilkelerden biri olduğunu vurgulayarak dersi tamamladı.

