İDE Akademi 2025–2026 Öğrenci Paneli 5

Uluslararası Mütefekkir Programı kapsamında düzenlenen, moderatörlüğünü Dr. Elif Çakır’ın üstlendiği beşincisini düzenlediğimiz panel oturumunda öğrencilerimiz, “Bilimlerde Birlik” konusunu farklı boyutlarıyla ele aldı.
Oturumdan öne çıkan başlıklar ve konular şu şekilde:

“Bilimlerde Birlik Arayışı: Taşköpürülüzâde’nin Tasnifi” konulu sunumunda öğrencimiz Hümeyra Yılmaztürk Güleç, ilimlerin birbirinden kopuk bağımsız disiplinler değil, “varlık” toprağına kök salmış tek bir “bilgi ağacı” olarak görülmesi gerektiği görüşünü vurguladı. Bu noktada Taşköprülüzâde’nin modern eğitimin parçalayıcı ve uzmanlaşma adına bağları koparan anlayışına karşı ortaya koyduğu, aklı ve vahyi, teoriyi ve ahlakı birlikte kullanmayı esas alan “Mecmau’l-bahrayn” yani iki denizin birleşmesi metaforunu tanıttı. Eserlerinin çoğunun temelini oluşturan ve ahlaklı bir duruşu yansıtan bu görüşte temel gaye, varlığı parçalamadan “kesret içinde vahdeti” (çokluk içinde birliği) yakalamaktır. Dolayısıyla panelistimiz, bu tasnifin günümüze en büyük mesajının tıbbın etikten, mühendisliğin felsefeden veya ilahiyatın matematikten koparılmadığı, hakikatin bütüncül bir şekilde kavrandığı sentezci bir eğitim vizyonuna olan ihtiyacı vurguladığını belirtmiş oldu.

İkinci sunumda “Hakikatin Birliği Yolunda İki Durak: İmam Gazzâlî’nin Tasnifi ve Taha Abdurrahman’ın Epistemolojisi” başlıklı çalışmasında öğrencimiz Hasan Sami Uslu, İslam düşüncesinde bilimlerin birliği ilkesini, İmam Gazzâlî’nin klasik tasnifi ile Taha Abdurrahman’ın modern teorisi ekseninde, hakikatin bölünmezliği ve bilginin ahlakla bütünleşmesi ortak temelinde ele aldı. Gazzâlî ilimleri şer’î ve aklî olarak işlevsel bir hiyerarşiye tabi tutup nihai gayeyi Allah’a yakınlık ve manevi keşif (mükaşefe) olarak gördüğünü; Taha Abdurrahman’ın ise bu mirası güncelleyerek akıl ve vahiy arasındaki ayrımı reddeden “mütedahil” bir yapı ve üç aşamalı akıl mertebesi (mücerred, müsedded, müeyyed) üzerinden bütüncül bir epistemoloji ekseninde değerlendirdiğini ifade etti. Her iki düşünür de mantığı hakikate giden yolda zorunlu bir araç olarak görmüş, ancak salt teorik bilgiyi yeterli bulmayıp ilmin ancak ahlaki eylem ve amele dönüşerek kemale ereceğini savunmuşlardır. Bu bağlamda sunumda Gazzâlî’nin iç ıslahat odaklı klasik yaklaşımı, Taha Abdurrahman’ın ise modern sekülerizmin parçalayıcı etkisine karşı geliştirilen, özneyi merkeze alan ve bilimleri tevhidî bir zeminde yeniden inşa eden bütüncül bir metodolojiye dönüştüğü ifade edilmiş oldu.

Üçüncü sunumda “Modern Psikoloji, İslami İlimler ve İnsan: Parçalama mı Bütünlük mü?” başlıklı sunumunda öğrencimiz Gülperi Kardaş, Modern psikolojinin, pozitivist bir yaklaşımla insanı yalnızca biyolojik ve bilişsel süreçlere indirgeyip manevi boyutları büyük ölçüde dışlamış olduğunu dile getirdi. Günümüzdeki vahiy, akıl ve kâinatı bütünleştiren İslami ilim tasavvuru ile insanı kalp, ruh ve nefs gibi derinlikleriyle ele alan bütüncül bir perspektife duyulan ihtiyaç vurgulandı. İnsanın anlam arayışı ve varoluşsal soruları üzerinden din ile psikolojinin kesişimi, tarihsel süreçte dışlayıcı tutumlara maruz kalsa da hümanistik ve pozitif psikoloji gibi akımlar manevi değerlerin psikolojik dayanıklılık üzerindeki önemini yine de gündeme getirmiştir. Sunumun sonunda, dinin sunduğu değerler sistemi ile psikolojinin bilimsel araçlarının birleştirilmesiyle; insanı hem maddi hem manevi boyutlarıyla kuşatan, ontolojik ve epistemolojik açıdan zenginleştirilmiş bir “insan bilimi” perspektifinin geliştirilmesinin temel bir zorunluluk olduğu vurgulandı.

Dördüncü panelistimiz Mehmet Akif Çetin, “Bilimlerde Sahte Tevhidler” başlığında konuyu ele alarak, günümüzde tüm bilim dallarının bir arada var olduğu, birbirini tamamladığı ve karşılıklı etkileşim içinde bulunduğu sahih bir birlikten söz etmenin mümkün olmadığını vurguladı. Ona göre modern dünyada hâkim olan anlayış, bilimleri canlı ve üretken bir bütün hâlinde buluşturmaktan ziyade, bütün disiplinleri fizik merkezli bir çerçeveye indirgeme yoluyla adeta “öldürerek” birleştirmektedir. Bu yaklaşım, bilimleri ihya eden değil, onları tek bir disiplinin tahakkümü altında eriterek işlevsizleştiren bir tevhid anlayışına işaret eder. Bu nedenle modern zamanlardaki bilimlerde birlik iddiası, klasik İslam düşüncesinde özellikle İbn Sînâ ve Fârâbî’de görülen bilimler tevhidi ve ilimler tasnifinden köklü biçimde ayrılmaktadır. Zira klasik İslam düşüncesinde bilimlerde birlik, ilim dallarının canlı bir yapı içinde birbirleriyle etkileşim hâlinde bulunması ve birbirini tamamlaması esasına dayanır. İbn Sînâ’nın, nefsin mertebelerinde gerçekleşen tekâmülün varlık mertebelerinde de bir yücelişe vesile olduğu yönündeki düşüncesi, bu bütüncül birlik anlayışının açık bir ifadesidir.

Panelimizin değerlendirme oturumunu Prof. Dr. Mehmet Görmez yaptı. Öncelikle Bilimlerde Birlik konusunun İslam Düşünce Enstitüsü’nün ve hatta şuan kurulmakta olan Türkiye Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin varlık sebebi olduğunu ifade etti.
Hocamız ayrıca, ‘İslam Düşüncesinde Bilimlerin Birliği’ isimli derleme bir kitabın yayınlanmak üzere matbaada olduğunun müjdesini verdi. Bu kitabın, kıymetli pek çok hocamızın İDE’de verdikleri Bilimlerin Birliği temalı derslerin bir çıktısı olacağını söyledi.

Her bir panelistin konusu üzerinden değerlendirmelerde bulunduktan sonra katılımcıların soruları alındı. Soru cevap kısmının nihayetinde oturum sona erdi.