İDE Akademi 2025–2026 Öğrenci Paneli 9

Uluslararası Mütefekkir programı kapsamında “21. Yüzyılda Ümmet Olmak” başlığında gerçekleştirilen panelimiz, Enstitü yönetim kurulu üyelerimizden Sn. Fevzi Mutlu ve genel müdürümüz Av. M. Akif Ersin’in moderatörlüğü ve destekleriyle gerçekleştirildi.

İlk panelist öğrencimiz Şerife Akbulut, “Tevhidin Toplumsal İzdüşümü: Ümmet” başlıklı konuşmasında, ümmetin ırk veya coğrafya gibi irade dışı unsurlarla değil, ahlaki seçimlerle şekillenen evrensel bir “toplum modeli” olduğunu ortaya koyan bir sunum yaptı. Etnik merkezciliği reddeden bu yapının, parçaların bütün için çalıştığı canlı bir organizma gibi işlemesi gerektiğini ifade etti. Bu organik yapının günümüzde “iyiliği emretme” görevinin dijital aktivizmden kurumsal sosyal sorumluluğa kadar modern yöntemlerle ihya edilmesi gerekliliğinin altını çizdi.

Gambiyalı öğrencimiz Sana Jobe, 21. yüzyılın insanı yalnızlaştıran “soğuk ekranlarına” ve tüketim hırsına karşı İslam’ın şefkatli ümmet kavramını bir “merhamet yürüyüşü” olarak sundu. Ümmet olmanın, dünyanın bir ucundaki kardeşinin acısını kalbinde hissetmek gibi somut bir fedakârlık gerektirdiğini, sadece sanal gözyaşlarının yaraları sarmayacağını özellikle vurguladı. Ümmet bilincinin devletlerin çıkar masalarına meze edilemeyecek kadar mukaddes olduğunu ve bu birliğin ancak adalet ve sorumluluk ekseninde yeniden inşa edilebileceği vizyonunu dile getirdi.

Pakistanlı öğrencimiz Saira Ashraf, ümmet olmanın önündeki en hassas engellerden biri olarak görülen mezhepsel farklılıkları bir zenginlik perspektifiyle ele aldı. Mezheplerin “din” değil, “dini anlama biçimi” olduğunu hatırlatarak; bu çeşitliliğin bir ayrılık değil, İslam’ın her çağa hitap eden dinamik karakterinin bir yansıması olduğunu savundu. “Darü’t-Takrib” ve “Amman Mesajı” gibi tarihi tecrübeler üzerinden, mezhepler arası saygının teolojik zeminini sundu. Tartışma sırasında, birliğin herkesin aynı düşünmesi değil, ortak değerlerde (Tevhid, Kur’an, Ahlak) buluşma olgunluğu olduğu yönündeki vurgusunu yaptı.

Irak’lı öğrencimiz Khobayb Nafeer Alzebari, ümmetin ihyasını bir “diriliş ülküsü” olarak tanımlayarak, bu sürecin nostaljik bir özlemden öte, modern imkânları manevi süzgeçten geçiren bir “kendimiz kalarak ayağa kalkma” mücadelesi olduğunu belirtti. Yolumuzu tıkayan en büyük pranganın dış saldırılardan ziyade içteki “yeis” ve “bizden bir şey olmaz” düşüncesi olduğuna dikkat çekti. Bu nokta, fen bilimleri ile manevi bilimleri birleştiren, milli ruhu feda etmeden modernize olan bir eğitim modelinin diriliş için kaçınılmaz olduğu tespitiyle genişletildi.

Filistinli öğrencimiz Noor Abu Awwad, sunumunda ümmetin 21. yüzyıla büyük küresel dönüşümlerin ve sömürgeci mirasın ağırlığıyla girdiğini belirterek kriz teşhisinin önemine değindi. İslam dünyasının sadece ekonomik ve siyasi değil, asıl “irade ölümü” ve “sömürülmeye elverişlilik” gibi içsel bir zayıflıkla malul olduğunu vurguladı. Çözüm olarak ise “bekleme kültürü”nden sıyrılıp inisiyatif alan, zamanı üretime dönüştüren “etkin insan”ın inşasını önerdi.

Moderatörümüz bu noktada, tarihsel süreçte Müslüman dünyanın yaşadığı birlik tecrübelerine değindi. Öte yandan gayr-i müslim coğrafyaların ülkülerinde topyekûn mücadeleden çekinmedikleri vurguları, ümmet kavramının pratikte yeterince değerlendirilmediğini gözler önüne serdi. Ancak vahiy ile çağın becerilerini birleştiren yeni bir insan modelinin, ümmet kavramını sıradan bir “birlik” anlamından çıkarıp küresel bir özneye dönüştüreceği tespiti dile getirilmiş oldu.

Öğrencilerimizden gelen soruların cevaplanmasıyla panelimiz nihayete erdi.