İDE’de bugün “İslam ve Psikoloji: Tartışmalar, Eleştiriler ve İmkânlar” başlıklı seminer serisinin yedinci oturumunda Prof. Dr. Hakan Türkçapar hocayı “Psikoloji ve Psikoterapi İnsanın Anlam Arayışını Çözebilir mi?” başlıklı sunumuyla ağırladık. Sunumda, psikoloji ile din arasındaki ilişkinin tarihsel, epistemolojik ve metodolojik boyutları ele alındı.
Programda öncelikle, Batı tarihinde ortaya çıkan bilim-din çatışmasının evrensel bir tecrübe olmadığı; erken İslam medeniyetinde ise bilimsel faaliyetlerin din ile çatışma içerisinde değil, onunla uyum içerisinde geliştiği vurgulandı. Beytü’l-Hikme, bîmâristanlar ve rasathaneler gibi kurumlar ile Kindî, Belhî, er-Râzî ve İbn Sînâ gibi isimlerin ilmü’n-nefs geleneğine yaptıkları katkılara değinildi.
Sunumun temel eksenini ise Stephen Jay Gould’un “Örtüşmeyen Otorite Alanları (Non-Overlapping Magisteria; NOMA)” yaklaşımı oluşturdu. Buna göre bilim, olguların nasıl işlediğine ilişkin sorulara; din ise anlam, amaç ve değer sorunlarına cevap vermektedir. Seminerde, psikolojinin insan davranışı ve zihinsel süreçleri inceleyen meşru bir olgu bilimi olduğu, ancak hayatın anlamı ve nasıl yaşanması gerektiği gibi soruların farklı bir otorite alanına ait olduğunun altı çizildi. Bu çerçevede psikoloji ile din arasında yaşanan birçok gerilimin, olgu ile değerin birbirine karıştırılmasından kaynaklandığı belirtildi.
Son olarak, Müslümanların psikoloji bilimini ele alırken, erken dönem İslam düşüncesinin ilmî özgüvenine yeniden sahip olmalarının önemi vurgulandı. Bilimsel bulguların kaynağına göre değil, doğruluğuna göre değerlendirilmesi; olgu ile değerin birbirine karıştırılmaması; sözde bilimsel yaklaşımlara karşı eleştirel bir tutumun geliştirilmesi ve bilimsel bilginin bireyin anlam ve değer dünyasıyla bütünleştirilmesi gereklilikleri dile getirildi. Bu bağlamda psikolojinin, bir Müslüman için ne bir tehdit ne de kayıtsız kalınacak bir alan olduğu; aksine insan denen “ayeti” anlamanın çağdaş yollarından biri olarak görülmesi gerektiği ifade edildi.




