Kampımızın ikinci gününde Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün hocamız “21. Yüzyılda Din” başlığı altında üçüncü dersimizi gerçekleştirdi.
21. yüzyılda din anlayışında insan faktörü merkezi bir yere sahiptir. Çünkü tarih boyunca din, onun öznesi olan insanlar tarafından yorumlanmış ve aktarılmıştır. Bu nedenle tarih, aynı zamanda dinî anlayışların ampirik olarak yanlışlanmasının tarihidir. Bu durum, geçmişten gelen tarih, gelenek ve söylem karşısında bazı refleksler geliştirmeyi gerekli kılar. Bunlardan ilki eleştirel düşünmedir. Eleştirel düşünme yalnızca mevcut olanı sorgulamak değil, aynı zamanda değişen koşullara karşı yeni öneriler geliştirebilmeyi de içerir. İkinci olarak yaratıcı düşünme önem kazanır. İnsan, geçmişin tekrarını yapan bir varlık olmamalı, yeni anlamlar, yeni dünyalar ve yeni imkânlar kurabilen bir varlık olma kapasitesini efektif olarak kullanmalıdır. Üçüncü olarak ise estetik onarma düşüncesi ortaya çıkar. Bu, tarihten gelen kırılmalarla, gerçekleşmeyen beklentilerle ve insanın kendi içinde meydana gelen hasarlarla yüzleşip bunları rehabilite etmeyi ifade eder.
Tam da bu noktada, dinlerin zaman içerisinde geçirdiği dönüşümler dinin dili içinde de kendini gösterir. İnsanlık değiştikçe dinî anlatım biçimleri de değişmektedir; çünkü her çağ, kendi sorunları ve ihtiyaçları doğrultusunda dini yeniden yorumlar. Örneğin, geçmişte travma yaşamış bir insanın neye ihtiyaç duyduğu sorusuna Kur’an, yukarıda zikredilen “estetik onarma” mekanizmasını destekleyen iki temel öneriyle yaklaşır: Birincisi, teselli ve geçmişi anlama çabasını içeren geçmişle yüzleşmektir. İkincisi ise yaşanan travmayı sürekli bugün de yeniden üretmeyip, geçmişi bugüne taşımamaktır. Bu bağlamda Kur’an’da geçen “garh” (yenilgi travması) kavramı dikkat çekicidir. Yenilgi travması yaşayan insanlarda belirli bir karakter ve ruh hâli gelişerek onların dünyayı algılayış biçimini etkiler; ancak bu durum, aynı zamanda kişide keskin ve dönüştürücü bir tarih bilinci de inşa eder. Ayetleri bu bütüncül düşünce türlerini ve insani gerçeklikleri içerdiğini varsayarak okumak, dinî söylemlerin dogmatik ve durağan yapılardan kurtularak çağın dinamikleriyle buluşmasını, insanın varoluşsal sorunlarına pratik çözümler üretmesini ve dinî anlayışın yaşayan, dönüştürücü bir vizyona kavuşmasını sağlayacaktır.



