Doç. Dr. Hicret Toprak: Akademik Uğraşların Kurucu Problematikleri

Kampımızın üçüncü gününde Doç. Dr. Hicret Toprak hocamız “Akademik Uğraşların Kurucu Problematikleri” başlıklı bir konuşma yaptı.

Modern akademik serüven, her araştırmacı için kişiye özgü zorluklar barındırıyor gibi görünse de aslında büyük oranda ortak tecrübeler ve engeller üzerinde yükselmektedir. Günümüz postmodern çağında bilginin anlık, hızlı tüketilen ve yalnızca araçsal bir metaya dönüşmesi, akademide ciddi bir bilgi yorgunluğuna ve karmaşasına yol açmaktadır. Bu yoğun entelektüel kirlilik içinde kaybolmamak, yön duygusunu yitirmemek ve anlamlı bir akademik rota çizebilmek için araştırmacıların kendilerine sorması gereken üç temel soru bulunmaktadır: “Neden buradayım?”, “Sahici bilgiyi nasıl üreteceğim?” ve “Karşılaştığım sorunlarla nasıl baş edeceğim?”.
“Neden buradayım?” sorusu, akademisyenin yola çıkış amacını ve felsefi hedeflerini sürekli canlı tutmasını sağlayan hayati bir toparlayıcıdır. Araştırma sürecinde ulaşılan yeni ve yan kaynaklar, araştırmacıyı ana hedeften kolayca uzaklaştırabileceğinden, bu soru bir nevi pusula görevi görür. Özellikle Müslüman bir sosyal bilimci için seküler ve Batı merkezci hegemonik bilgi rejiminin baskılarına karşı özgün kimliği koruyabilmek, ancak kendi kökleri ve kaynaklarıyla bağını taze tutmasıyla mümkündür. Bu şuur, akademi yolculuğunda karşılaşılan beklenmedik engelleri ve krizleri, hiç hesapta olmayan yepyeni akademik imkanlara ve kapılara dönüştürme gücü verir.

“Sahici bilgiyi nasıl üreteceğim?” sorusu ise akademinin derin yapısal sorunlarıyla ve yöntem krizleriyle yüzleşmeyi gerektirir. Sosyal bilimlerde anlamlı bir bilgi üretmek, sadece teknik araştırma yöntemlerini peş peşe dizmek veya farklı kuramcılardan alıntı yığınları oluşturmakla mümkün değildir; araştırmacının ait olduğu ekolün üst paradigmalarını ve metodolojik çerçevesini çok iyi hazmetmesi şarttır. Bilgi üretiminin önündeki en büyük engellerden biri olan Avrupa merkezci hegemonya, yerli kavramların üretilmesini ve bu kavramların akademik sahada kabul görmesini zorlaştırmaktadır. Üstelik günümüz akademisi, yayının niteliğinden ziyade makale ve atıf sayısı gibi mekanik niceliksel baskılarla bilimi salt sayıya indirgemektedir. Bu bağlamda, akademideki “tarafsızlık ve objektiflik” iddiasının bir efsane olduğunu bilmek gerekir; asıl olan tarafsızlık değil, tutarlılıktır. Araştırmacının kendi değer dünyasından ve İslami perspektifinden hareketle iddialarını tutarlı bir şekilde sunması son derece doğaldır ve bu duruş, kümülatif dünya bilgisiyle yüzleşerek olgunlaşır.

Son olarak, “Karşılaştığım sorunlarla nasıl baş edeceğim?” sorusu, giderek bireyselleşen akademik dünyada yalnızlığı kıracak pratik çözüm yollarına işaret eder. Yaşanan tıkanıklıkları aşmanın en etkili yolu, tecrübe paylaşımı ve akademik dayanışmadır. Başkalarının aynı yollardan nasıl geçtiğini görmek aşılamaz sanılan sorunları fırsata çeviren iyi bir fırsattır. Aynı alanda çalışan araştırmacıların kuracağı akran çalışma grupları, metinlerin eleştirel bir gözle okunup tartışılmasına ve çalışmanın zenginleşmesine zemin hazırlar. Her şeyin dijitalleştiği bir çağda, araştırmacıyı adeta çürüten konfor alanından çıkarak fiziksel olarak bir araya gelmek, mekânı ve göz temasını paylaşmak bu çağa karşı bir direniş biçimidir. Nihayetinde sahici öğrenmenin sadece dinlemekle gerçekleşmeyeceğini söylemek gerekir. Elde edilen verileri tekraren anlatarak zihni zorlamak, metinler üzerine notlar düşerek çalışmak ve sık sık yazı yazmak bilgiyi kalıcı hale getirecek önerilerdir.
Tüm bu felsefi, yöntemsel ve pratik arayışlar, konu başlığımızda “Akademik Uğraşların Kurucu Problematikleri” olarak adlandırdığımız varoluşsal zemin üzerinde şekillenmektedir. Bu temel kriz ve tıkanıklıklarla sahici bir şekilde yüzleşebilmek, akademisyenin hem kendi özgün kimliğini korumasının hem de çağa yön verecek nitelikli ve kalıcı bilgi üretmesinin ilk adımıdır.