Sultanahmet Camii’nde Sabah Namazı Programı

TİBU Yaz Okulu programının ikinci günü, Sultanahmet Camii’nde eda edilen sabah namazı ve ardından gerçekleştirilen ders halkalarıyla başladı. Asırlardır secdeyle yoğrulan bu kadim mabed, yalnızca bir ibadet mekânı değil; aynı zamanda kulluk şuurunun, ilmin ve hikmetin diri tuttuğu büyük bir hafıza olarak talebeleri karşıladı.

Sabah namazının ardından Sultanahmet Camii İmam Hatibi Hasan Kara, caminin banisi Sultan I. Ahmed Han’dan bahsetti. Henüz on dört yaşında tahta çıkan ve yirmi sekiz yaşında vefat eden Sultan Ahmed, kısa ömrüne büyük bir kulluk şuuru sığdırmıştır. Caminin üst kısmında bulunan küçük çilehaneye zaman zaman çekilir; orada kendi nefsini hesaba çekerek “Saltanat da gider, sultanlık da… Bu ömrün bir de hesap günü var; haydi kabre” diyerek kendini muhasebeye çeker.

Ardından Prof. Dr. Bünyamin Erul, “Sizden her kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin; buna gücü yetmezse diliyle, buna da gücü yetmezse kalbiyle karşı koysun…” hadis-i şerifi üzerinde durdu. Hadisin sonunda geçen “وذلك أضعف الإيمان” ifadesinin çoğu zaman “imanın en alt derecesi” şeklinde anlaşılmasının eksik bir yorum olduğunu söyledi. Çünkü Allah insanı gücünün yetmediğinden sorumlu tutmaz. Eğer kalpte de bir tavır kalmamışsa, orada hardal tanesi kadar iman da kalmaz.

Akabinde Prof. Dr. Salih Kesgin, insan ömrünün hakikati üzerinde durdu. İnsanın ömrünün yalnızca yıllarla değil, nefeslerle ölçüldüğünü söyleyerek Hasan-ı Basrî’nin “Ey Âdemoğlu, sen günlerden ibaretsin; her geçen gün senin bir parçanı da alıp götürür” sözünü hatırlattı. Resûlullah’ın ﷺ “İnsanların çoğunun kıymetini bilmediği iki nimet vardır: sıhhat ve boş vakit” hadis-i şerifiyle de insanın en büyük kaybının, farkına varmadan tükettiği ömür olduğunu söyledi. Ardından İmam Şâfiî’nin, “İnsan Asr sûresini hakkıyla anlayabilseydi bu sûre ona yeterdi” sözünü hatırlattı.

Prof. Dr. Mehmet Görmez ise İslam ilim geleneğinde icazetlerin ve ders halkalarının nasıl bir dua ve vasiyet diliyle tamamlandığını anlattı. İcazetlerin çoğu zaman bir hadisle hatmedildiğini söyleyerek Hz. Muaz rivayetini aktardı. Efendimizin ﷺ Muaz b. Cebel’in elinden tutup bir müddet yürüdükten sonra yaptığı vasiyetler; doğruluk, emanete riayet, ahde vefa, yetime merhamet, komşu hakkı, öfkeyi yutmak, yumuşak söz söylemek ve her günahın ardından tövbeye yönelmek gibi temel ahlâk ilkeleri etrafında şekillenir.

Hocamız, ilim yolculuğunun yalnızca bilgiyle değil; ahlâkla, takvayla ve istikametle kemale ereceğini söyleyerek sözlerini Âl-i İmrân sûresindeki şu dua ile tamamladı:

“رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً ۚ إِنَّكَ أَنْتَ الْوَهَّابُ

Allah’ım, bize hidayet verdikten sonra kalplerimizi eğriltme; katından bize rahmet bağışla. Şüphesiz sen çokça lütfedenin ta kendisisin.”

Ders halkası, Sultanahmet’in kubbeleri altında yükselen aşr-ı şerif tilavetiyle hitama erdi. Belki de kadim mabedlerin asıl sırrı, taşlarında değil; asırlardır o kubbelerin altında hakikati arayan gönüllerde yaşamaya devam etmeleridir.