Yaz Okulumuzun üçüncü günü, Eyüp Sultan Camii’nde eda edilen sabah namazı ve ardından gerçekleştirilen ders halkalarıyla başladı.
Öğrencilere hitap eden Prof. Dr. Mehmet Görmez Hadis-i şeriflerde mümini tarif eden misalleri ifade etti. Buna göre mümin; temiz yiyen, temiz üreten, konduğu yeri bozmayan bal arısına benzer. Aynı zamanda ateşte sınansa bile özünden hiçbir şey kaybetmeyen saf altın gibidir. Müminin varlığı çevresine zarar değil bereket taşır; imtihanlar karşısında hakikatini kaybetmez.
Mümin, yapraklarını dökmeyen ve her daim meyve veren hurma ağacı gibidir. Bulunduğu yere fayda ulaştırır, gölgesini ve bereketini etrafına yayar. Aynı zamanda rüzgâr karşısında eğilip bükülse de kökünden kopmayan yeşil bir ekin gibidir; musibetler onu yıkmaz, bilakis olgunlaştırır.
Salih çevrenin insan üzerindeki tesiri ise attar misaliyle ifade edildi. Güzel insanlarla beraber olmak, insanın ruhuna ve ahlakına sirayet eden bir letafet taşır. İnsan, dostunun ahlakından ve meclisinin kokusundan pay alır.
Devamında Prof. Dr. Bünyamin Erul, Ebû Eyyûb el-Ensârî’den rivayet edilen nebevî hayat düsturunu paylaştı: “Namaza, veda eden bir kimsenin namazı gibi dur. Sonrasında özür dilemek zorunda kalacağın sözü söyleme. İnsanların elindekine göz dikme.” Buna göre müminin temel
vasıfları ibadette huşu, dilde mesuliyet ve dünyaya karşı istiğna sahibi olmasıdır.
Prof. Dr. Salih Kesgin ise Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin hadis rivayeti için Medine’den Mısır’a yaptığı ilim yolculuğunu anlattı. Bir tek hadisi doğrudan kaynağından işitmek için kat edilen bu uzun rıhle,
sahabenin sünnete olan sadakatini, rivayet hassasiyetini ve ilim uğruna gösterdiği fedakârlığı ortaya koyan en büyük misallerden biridir.
Dersin hitamında Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamız, Camii’nin duvarlarını süsleyen levhada yer alan manidar bir ifadeye dikkat çekti:
“Yetişmez mi bu şehrin halkına bu nimeti bari, Habib-i Ekrem’in yari Ebu Eyyûb el-Ensari”
Bu söz, İstanbul’un yalnızca bir şehir değil; sahabenin emanetini taşıyan bir vefa mekânı olduğunu yeniden hatırlattı.




