Konferans: Ahlakın Birliği İlkesi ve Siyasetin Ahlakı

“Ahlakın Birliği İlkesi ve Siyasetin Ahlakı” başlıklı konferansımız Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.

Enstitü Başkanımız Mehmet Görmez açış konuşmalarını gerçekleştirdiler:

“Taha Abdurrahman’ın hayatını adadığı projesi bir ahlak projesidir. O, dil, felsefe, mantık, fıkıh, usûl, siyer gibi pek çok alanda kitaplar kaleme alsa da her birini bir ahlak felsefesi olarak ele almıştır. Denilebilir ki İslam dünyasında bütün İslamî ilimleri ahlak temelleri üzerine yenileyen âlim-mütefekkir-filozof Taha Abdurrahman’dır. O, merkezine hükmü, teklifi koyan emir-yasak fıkhı yerine; merkezine değeri, hikmeti, ahlakı, emaneti ve rahmeti yerleştirdiği yeni bir fıkıh inşa etmeye çalışmıştır”.

Fas Krallığı Ankara Büyükelçisi Sayın Muhammed Ali Lazreq, selamlama konuşmalarını gerçekleştirdiler. Böylesi ilmî ve fikrî programların İslam dünyasının fikrî ihyası açısından büyük ehemmiyet taşıdığını vurgulayan Lazreq, bu programın düzenlenmesinden dolayı Enstitümüze ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne teşekkürlerini ifade ettiler.

Prof. Dr. Taha Abdurrahman: “Ahlak-siyaset ilişkisi bir infisâl (kopukluk) ilişkisi değildir. Sadece bir ittisâl ilişkisi de değildir. Bunların ötesinde bir ittihâd (birlik) ilişkisidir. Zira yeryüzünde siyasî eylem kadar ahlâkı gerçekleştirecek ve ahlâkın birliğini hayata geçirecek başka bir kamusal alan yoktur”.

Taha Abdurrahman: “Emanet misakına inanan bir siyasetçinin sorumluluğu, ahlaki değerleri tatbik etmekle bitmez. Bu tatbiki emanet bilinciyle gerçekleştirmek gerekir. Hatta onun sorumluluğu bununla da sınırlı değildir. O, temsil sıfatına sahip olduğu için daha fazlasını yapmalı ve kamusal alanı emanet misakına uygun hale getirmelidir”.

Prof. Dr. Taha Abdurrahman: Batı merkezli sosyolojik teoriye göre siyasetçi, iktidarı elde etmeyi hedefler ve yalnızca kendi eylemlerinin sorumluluğunu taşır. Oysa emanet ahlakına göre siyasetçi, varlık ve kâinatın tamamını ilahî bir emanet olarak üstlendiğinin bilincindedir. Bu nedenle yalnızca kişisel menfaatin temininden değil, kolektif salahın tesisinden ve emanet değerlerinin hayata geçirilmesinden de sorumludur. Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük kriz, ahlakı doğuran emanet misakının ihlalidir. Bu ihlal, beraberinde iradenin ölümünü getirmiştir. Bizler akıl ve irademizi “sıdk (doğruluk) ve “emanet” ile ile yeniden ihya etmedikçe bu idrak ölümünden kurtulamayız.