Konferans: Doğruluk Krizi ve Siyasal Aklın Yakıcı İmtihanı

“Doğruluk Krizi ve Siyasal Aklın Yakıcı İmtihanı” başlıklı konferansımız Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı.

Enstitü Başkanımız Mehmet Görmez açış konuşmalarını gerçekleştirdiler: “Taha Abdurrahman düşünce dünyasını üç misak üzerine bina eder. Dini ve vahyi, insan ile Rabbi arasında bir misak olarak tanımlar; insanı ise ‘misak yapan varlık’ olarak görür. Bu misaklar, şehadet, emanet ve risalet misaklarıdır. Şehadet aklın, emanet ise iradenin gereğidir. Risalet ise, nisyanla malul olan insana bu misakları yeniden hatırlatan ve ona yön veren bir kılavuzdur.”

Prof. Dr. Taha Abdurrahman: “Bugün yalnızca ‘gerçekliğin aşıldığı’ (post-truth / gerçeklik sonrası) bir çağda değil, aynı zamanda ‘doğruluğun aşıldığı’ (doğruluk sonrası) bir çağda yaşıyoruz. Bu olgu, Batı siyaset dilinde 2016 sonrasında yer edinmiş ise de esasen gerçeklik sonrası çağ 1948’de Siyonist bir devletin Filistin halkının toprakları üzerinde kurulmasıyla başlamıştır.
Doğruluğun çiğnendiği, hakikatin ihlal edildiği bu çağın asli ve mücessem unsuru olan İsrail, Gazze’de gerçekleştirdiği vahşetle bu olgunun meydana getireceği sonuçların en bariz örneğini ortaya koymaktadır.”

Prof. Dr. Taha Abdurrahman: “Hakikat sonrası olgusu, insanın idrakini körelten ve onu insaniyet değerlerinden koparan bulaşıcı bir hastalık mahiyeti taşır. Bu hastalığın meydana getirdiği sorunları da şöyle ifade edebiliriz:

  • Yalanın dizginlerinin serbest bırakılması,
  • Duyguları ve arzuların somut gerçeklerin yerine geçilmesi,
  • Nesnel bilgi ve bilimsel tecrübenin göz ardı edilmesi,
  • ⁠internet ve sosyal medyanın kötüye kullanılması,
  • Ve son olarak “kamuoyunda etki oluşturularak vatandaşların kontrol altına alınması ve bu yolla onların tercihlerinin manipüle edilmesi.”

Prof. Dr. Taha Abdurrahman: “Doğruluk-sonrası” sadece hakikatin çiğnenmesi değil; insanın fıtratının, aklının ve iradesinin de inkârıdır. Zira doğruluk; fıtrî bir sorumluluk, aklî bir zaruret ve iradî bir vecibedir.
İnsan, şehadet misakında şahit tutularak ilk hakikati ikrar etmiş; emanet misakında ise bu hakikatin gereklerini üstlenerek ahlaki bir mesuliyeti kabul etmiştir. İnkârın ikrar ile yer değiştirdiği, ihanetin ise emanetin yerini aldığı bu çağda en büyük kriz, misakların çiğnenmesidir. Yapılması gereken ise, bu misaklara yeniden yönelmek ve onları ihya etmektir.”