Uluslararası Mütefekkir Programı kapsamında gerçekleştirdiğimiz öğrenci panellerinin altıncısı Dr. Elif Çakır’ın moderatörlüğünde, online olarak, üç değerli arkadaşımızın sunumuyla gerçekleştirildi. Panelimizden öne çıkanlar şöyle:
İlk sunumda Khusnıdakhon Mamazhanova, ilahi temelinden kopan modern ahlakın nasıl güç ve haz merkezli bir krize dönüştüğünü çarpıcı bir şekilde gözler önüne serdi. Çözüm yolu olarak İbn Bacce’nin ‘tedbirü’l-mütevahhid’ yaklaşımını öneren bu sunum, bireyin toplumsal yozlaşmaya karşı kendi iç kalesini inşa etmesi ve ‘fikri hicret’ yoluyla ahlaki öz denetimini tahkim etmesi gerektiğini güçlü bir şekilde ortaya koydu.
İkinci sunumda Bobirzhon Mirzazhanov, bir medeniyetin yapı taşlarını döşeyen asıl gücün, bireyin iç dünyasındaki ‘haya’ duygusu olduğunu çarpıcı bir perspektifle ele aldı. Haya ve iman arasındaki kopmaz bağı merkeze alarak, hayanın olmadığı yerde emanetin, emanetin olmadığı yerde rahmetin, rahmetin olmadığı yerde ise imanın barınamayacağı gerçeğini hatırlattı. Bu doğrultuda ideal medeniyetin, dışsal kurallardan ziyade ancak bu sarsılmaz iç denetim zinciri ve ahlaki duyarlılıkla yükseltilebileceğini güçlü bir şekilde vurguladı.
Son sunumda Kazi Mohiuddin Taki, modernitenin bireye fiziksel güvenlik ve konfor vaat etmesine rağmen onu derin bir ruhsal ‘anlam krizi’ ile baş başa bıraktığını dile getirdi. Anthony Giddens’ın modern yaşamdaki kırılganlıkları tarif eden ‘ontolojik güvenlik’ kavramına karşılık; çözüm olarak Taha Abdurrahman’ın ‘emanet ve misak’ teorisini sundu. İnsanı sadece biyolojik bir varlık ya da ‘düşünen bir hayvan’ olarak gören indirgemeci yaklaşımları reddeden sunum; bireyin ancak ilahi bir misak ile onurlandırılmış ‘ahlaki bir özne’ olarak var olduğunda kaosun aşılabileceğini ve gerçek güvenliğe ulaşabileceğini savundu.
Panelimizin değerlendirme oturumunda hocamız Prof. Dr. Bünyamin Erul, medeniyet kelimesinin din ile ilişkisi çerçevesinde ele alınması gerektiğini ifade etti. Özellikle Hz. Peygamber’in (sav) Yesrib’i Medine haline getirmesinin aslında dinin kendisi, ahlakı ve güveni ile birlikte gerçekleştiğini, böylece bedevilikten medeniliğe geçişin mümkün olduğunu söyledi. Özellikle güven ile ilgili hadislerin medeniyetin kurucu ifadeleri olduğunun altını çizdi. İbrahim Kalın’ın “Barbar Modern Medeni” kitabının okunmasını tavsiye ederek modernitenin bizlere çarpık bir şekilde sunulmasının modernizmin sadece teknolojik gelişme şeklinde algılanmasına yol açtığını dile getirdi. Konuşmasında, teknik imkanlara sahip olmanın ‘medeni’ olmak anlamına gelmediğini vurgulayan hocamız; Karanlık Ada olaylarının, modernitenin iddia edilenin aksine karanlık yüzünü ifşa ettiğini belirtti. Medeni bir toplumun inşasında ‘haya’ kavramının hayati bir rol oynadığını ifade ederek güvenli bir mahalle ve gelecek için emniyet ile emanet değerlerinin toplumsal temelde yer alması gerektiğini hatırlattı. Fiziksel güvenlikten ziyade, insanın kendisini varoluşsal (ontolojik) olarak güvende hissetmesinin ancak haya ve ahlakla mümkün olabileceğini yineleyerek sözlerini noktaladı.
Farklı coğrafyalardan gelen öğrencilerin kendi kültürel pencerelerinden yaptıkları medeniyet tanımları, panelde zengin bir fikir teatisi ortaya koydu. Katılımcıların yoğun ilgisiyle takip edilen oturum, merak edilen soruların yanıtlanmasıyla verimli bir şekilde sona erdi.

