Programın ilk dersinde Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar Hocamız, “Hadis İlminde Sürekli Yenilenme” konusunu ele aldı.
“İlmî muvazenesi olmayan toplumların içtimaî muvazenesi de olmaz”.
Hocamız derste öncelikle tecdid kavramı ve tarihî süreç içerisindeki evreleri üzerinde durdu. Tecdidin yalnızca modern döneme ait bir arayış değil; İslam ilim geleneğinin kendi bünyesinde daima taşıdığı yenilenme imkânı olduğunu ifade etti. Bu çerçevede ilk dönemlerde rivayet merkezli bir muhafaza bilincinin öne çıktığını; ardından usûl, tenkit ve tasnif faaliyetleriyle metodolojik bir derinleşmenin yaşandığını; sonraki süreçte ise ilimlerin yeniden yorumlanması ve çağın meseleleriyle irtibatlandırılması yönünde farklı tecdid arayışlarının ortaya çıktığını belirtti. Böylece tecdid, geleneği bütünüyle terk etmek değil; onu kendi iç dinamikleriyle yeniden ihya etmek olarak ele alındı.
Hocamız ayrıca ilmin yalnızca malumat biriktirmek değil; kavram üretmek, bir ıstılah dili inşa etmek olduğunu ifade etti. Zira aynı kavram söylendiğinde uzmanların aynı şeyi anlaması, bir ilim geleneğinin teşekkül ettiğini gösterir. Hadis ilmi de rivayetle başlamış; cerh ve ta’dil, nakd ve usûl ile sürekli yenilenerek kendi metodolojisini inşa etmiştir.
Sosyolojik düzen, politik düzen ve epistemik düzen arasında daima karşılıklı bir ilişki vardır. Toplumdaki dönüşümler bilgi anlayışını; bilgi anlayışındaki dönüşümler ise toplumun yapısını değiştirir. Bu sebeple hadis ilmi, tarih boyunca yalnızca rivayet nakleden bir meşgale alanı değil; kendi yöntemi, terminolojisi, eleştiri mekanizması ve iç tutarlılığı bulunan özgün bir bilgi alanı olarak gelişmiştir.
İlk dönemlerde “ilmü rivâyeti’l-hadîs” ile rivayetlerin toplanması ve klasik metodoloji oluşmuş; ardından “ilmü dirâyeti’l-hadîs” ile büyük şerh gelenekleri ortaya çıkmış; modern dönemde ise “ilmü sekâfeti’l-hadis” evresine geçilerek hadis, bir kültür bilimi olarak yeniden düşünülmeye başlanmıştır.
Derste dikkat çekilen önemli hususlardan biri de şuydu: Tarih ve tenkit kavramları İslam medeniyetinin öz kavramları olduğu hâlde zamanla statükonun tahakkümü altında işlevsizleşmiş; modern dönemde ise yeniden gündeme gelmiştir. Nitekim hadis ilmi, daha sahabe döneminden itibaren eleştiriye açık olmuş; “nakdü’l-hadîs” ve “nükkâdü’l-hadîs” gibi kavramlar erken dönemlerden itibaren teşekkül etmiştir.
Hocamız ayrıca Hasan Kâfî Akhisârî’nin “Usûlü’l-Hikem fî Nizâmi’l-Âlem”, Kâtib Çelebi’nin “Düstûru’l-Amel li Islâhi’l-Halel” ve İbrahim Müteferrika’nın “Usûlü’l-Hikem fî Nizâmi’l-Ümem” eserleri üzerinden, yenilenmenin İslam düşünce tarihinde süreklilik arz eden bir mesele olduğunu vurguladı.
Çünkü hayatın kendisi değişim üzerine kuruludur. Yenilenmeye bütünüyle karşı çıkmak, hayatın akışına karşı çıkmaktır.



