Ayasofya-i Kebîr Cami-i Şerifi’nde Sabah Namazı Programı

İDE Uluslararası Mütefekkir Programı mezunlarına yönelik gerçekleştirilen TİBU Yaz Okulu programımız, Ayasofya-i Kebîr Cami-i Şerifi’nde eda edilen sabah namazı ile başladı.

Sabah namazının ardından TİBU Rektörü ve Enstitü Başkanımız Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamız gerçekleştirdiği sohbetinde, İslam düşüncesindeki “hatime” geleneğinin özgünlüğüne temas etti. İslam ilim geleneğinde hatimelerin rastgele değil; bir kemale eriş, hamd, tesbih ve zikirle tamamlandığını belirterek bu kavramın iki güçlü dayanağı üzerinde durdu: İlki, son nazil olan ayetlerden biri kabul edilen ve dinin kemale erdiğini bildiren ilahi beyan; ikincisi ise Sahih-i Buhârî’nin kapanışını yapan meşhur tesbih hadisidir.

Rivayet odur ki, Hz. Ömer döneminde bir Yahudi âlim ona gelerek “sizin kitabınızda öyle bir ayet var ki eğer o ayet bize inseydi o günü bayram ilan ederdik” demiştir. Söz konusu ayet veda haccında nazil olan “اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ د۪ينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَت۪ي وَرَض۪يتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ د۪ينًاۜ / Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve din olarak sizin için İslam’ı seçtim” ayetidir.

Bu bağlamda hocamız, Kur’an’ın yalnızca nazil olduğu döneme sıkışıp kalmayan, bütün zamanlara hitap eden diri bir hakikat oluşunu vurguladı. Ardından İslam’daki hatime geleneğinin önemli örneklerinden biri olan Buhârî’nin son rivayetini hatırlattı: “İki kelime vardır ki lisana hafif, mizanda ağır, Rahmân’a ise çok sevimlidir: ‘Sübhânallahi ve bi hamdihî, sübhânallahi’l-azîm.”

Ardından Ayasofya Camii İmam Hatibi Bünyamin Topçuoğlu, Ayasofya’nın tarihî ve manevi hafızasına dair kıymetli bir konuşma gerçekleştirdi.

Ayasofya’nın yalnızca bir mabed değil; hikmetin, hafızanın ve tevhidin taşıyıcısı olduğunu söyledi. Kubbesinde bir dönem Hristiyanlığın teslis anlayışını yansıtan “İsa göklerin ve yerin nurudu” ifadesi, fetihle birlikte yerini hakkın ifadesi olan, Nur Suresi’nin 35. ayetine vermiştir:
“Allah göklerin ve yerin nurudur…”
Fatih Sultan Mehmed Han Ayasofya’ya ilk girişinde, rahmet örneği Resulullah’ın Mekke fethindeki sünnetini esas alarak

“Bugün size kınama yoktur / لَا تَثْرِيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ” ayetini ifade etmiş ve bütün halka eman vermiştir.

Bu sebeple Bizans halkı arasında zamanla “Katolik serpuşu görmektense Osmanlı sarığını yeğleriz” ifadesi yayılmıştır.

Osmanlı döneminde İslam’ın en aziz sembollerinden biri haline gelen Ayasofya, “zenginlerin kıblesi, fakirlerin Kâbe’si” olarak anılmaya başlamıştır. Haremeyn’e ulaşamayan nice garip ve yoksul mümin burada secdeye kapanarak Rabbine yönelmiş ve bu sebeple mihrabına “وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتِيقِ/ Beyt-i Atîk’i tavaf etsinler” ifadesi nakşedilmiştir.

Belki de Ayasofya’nın asırlardır ayakta kalmasının sırrı, taşında ve kubbesinde değil; her çağda yeniden Allah’a yönelen müminlerin secdesinde, duasında ve kalbinde yaşamaya devam etmesidir.