İskender Pala: Okumak: Neden?

TİBU Yaz Okulu programı kapsamında, İskender Pala “Okumak: Neden?” başlığı altında bir konferans verdi.

“Ömür, insanların taksim ettiği takvimler değil; Allah’ın takdir ettiği nefeslerdir.” diyerek sözlerine başlayan İskender Pala’ya göre insan, kendisine verilen sınırlı nefesi nasıl anlamlandıracağı sorusuyla yüz yüzedir. Bilim insanlarının zamanı sonsuz bir ırmak gibi tasavvur ettiğini, insanlık tarihinin ise bu sonsuzluk içerisinde bir an mesabesinde kaldığını hatırlatan Pala, insanı anlamlı kılan şeyin ne bıraktığı ve ardında nasıl bir iz taşıdığı olduğunu dile getirdi.

İnsan, yalnızca maddeden ibaret değildir; akıl, kalp, ruh ve mana ile bütünleşen anlamlı bir varlıktır. İnsanın yaratılışı bir “U çubuğu”na benzer; nasıl ki içine konulan sıvı iki tarafta aynı seviyede durursa, insan da madde ve mana arasındaki dengeyi koruduğu ölçüde sahih bir hayat yaşayabilir. İnsanda maddeyi temsil eden taraf mide; manayı temsil eden taraf ise akıl, gönül, ruh ve inanç dünyasıdır. Materyalizmin baskıları altında zayıflayan ruh ve kalp dünyasının yeniden ihyası ise disiplinli ve nitelikli okumalarla mümkündür.

İnsanın neyi okuyacağını bizzat kendisinin belirlemesi gerektiğini ifade eden Pala’ya göre hakiki okur yalnızca metni değil; dipnotları, kaynakçaları ve metnin arka planındaki düşünce dünyasını da takip eden kişidir. Zihin zenginleştikçe ruh kendisini daha huzurlu ve daha bahtiyar hisseder. Ne kadar çok kitapla dostluk kurulursa insanın idraki de o ölçüde genişler.

Türkçe sözlüklerde yaklaşık 9500 kelime bulunduğunu hatırlatan Pala, günümüz insanının birkaç yüz kelimeyle sığ bir dünyaya mahkûm olduğunu dile getirdi. Kelime haznesini genişletmenin yalnızca dili değil; düşünceyi, ufku ve hayatı da derinleştirdiğini belirtti. Fuzûlî’nin üç dilde şiir söylediğini ve altı farklı disiplinde eser verdiğini ifade ederek, yaklaşık 18 bin kelimelik bir dünyaya sahip olan Fuzûlî’yi bugün çok daha sınırlı bir kelime haznesiyle anlamaya çalışmanın zorluğuna temas etti.

Bir Müslümanın yaptığı işi en güzel şekilde yerine getirmesi “itkan” ve “ihsan” anlayışının gereğidir. İhsan yalnızca iyilik yapmak değil; yapılan işi en nitelikli, en estetik ve en kusursuz biçimde ortaya koymaktır. Kalem ehline verilen nimet aynı zamanda büyük bir mesuliyettir. İnsan yalnız kendi hayatından değil, oturduğu sandalyeden, kullandığı imkândan ve kendisine emanet edilen her nimetten de sorumludur.

Popüler ve yüzeysel bilgi, çağımızın en büyük problemlerinden biridir. Allâme ile mütebahhir vasıflarının aynı şahsiyette buluşması ise ancak disiplinlerarası okumalarla mümkündür. Bilgi kültüre dönüşüp topluma yayıldığında medeniyet meydana gelir. Bu sebeple ilim yalnızca zihinde kalan bir malumat değil; hayata, insana ve topluma dokunan bir hikmettir.

Söyleşinin hitamında mükemmelliğin çoğu zaman artırmakla değil; fazlalıkları azaltmak, kabalıkları yontmak ve özü ortaya çıkarmakla mümkün olduğunu vurguladı. Hakiki medeniyet ise ancak ilim, kültür ve mana ile yoğrulmuş bir idrak üzerine inşa edilir.