Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Sn. İbrahim Kalın’dan TİBU’ya Ziyaret

Rektörümüz Prof. Dr. Mehmet Görmez ve kurucu heyetimizin yer aldığı görüşmede, üniversitemizin inşa sürecindeki çalışmalar değerlendirildi ve kurumumuzun geleceğe dair akademik perspektifi ele alındı. Üniversitemize teşrifleri ve güzel temennileri için değerli misafirimiz Sayın İbrahim Kalın’a teşekkür ederiz.

Üniversitemizde bulunan uluslararası lisansüstü öğrencilere bir konuşma gerçekleştirdi.

Konuşmasında çağdaş dünyanın epistemolojik ve ontolojik krizleri, varlık anlayışında yaşanan devrimler üzerinden bilgi, varlık ve gelenek tasavvurumuzu nasıl yeniden ele almamız gerektiği meselesini ele aldı. Konuşmasında şu hususlara temas etti:

Türkiye Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nin ortaya koyduğu vizyon sıradan
bir akademik faaliyet değildir; yeni bir ekol, yeni bir hareket ve yeni bir düşünce iklimi inşa etme arayışıdır. Ayasofya ile Sultanahmet arasında yeniden filizlenen ilmî faaliyetler yeni bir medeniyet ufku taşımaktadır.

Büyük dönüşümler yalnız resmî kurumlarla ortaya çıkmaz. İlmî halkalar, düşünce çevreleri ve ekolleşme süreçleri medeniyetlerin asıl taşıyıcılarıdır. Avrupa’daki Rönesans, Aydınlanma ve modern bilim devrimleri de yalnız klasik okullar üzerinden değil; yeni düşünce hareketleri ve entelektüel çevreler üzerinden şekillenmiştir. Farabi ve İbn-i Sina gibi büyük isimleri ortaya çıkaran şey yalnız kurumlar değil; onları kuşatan ilmî muhit ve düşünce atmosferidir.

Bilgi tek başına yeterli değildir. Akıl, hikmet ve ahlak ile bütünleşmeyen bilgi insanı hakikate ulaştıramaz. Nitekim salt bilgi şeytanı hakikate ulaştırmaya yeterli olmadı. Bu sebeple mesele yalnız malumat sahibi olmak değil, bilgiyi hikmet ve ahlak ile birlikte taşıyabilmektir. İçinde bulunduğumuz çağ aynı zamanda bir enformasyon çağıdır. enformasyon bilgi değildir.
Enformasyon çoğaldıkça hakikatin berraklığı azalmakta, insan çok şey öğrenirken anlamı
kaybetmektedir.

Modern dünyanın geçirdiği üç büyük dönüşüm vardır. İlk büyük kırılma, klasik kozmolojik evren anlayışından mekanik evren anlayışına geçiştir. İsaac Newton ile birlikte evren büyük bir saat mekanizması gibi algılanmaya başlanmış; Tanrı ise bu mekanizmayı kuran bir “usta” şeklinde tasavvur edilmiştir. Modern sanayi devrimi ve teknoloji anlayışı büyük ölçüde bu
mekanik dünya görüşü üzerine inşa edilmiştir.

İkinci büyük dönüşüm, Aydınlanma ile birlikte ortaya çıkan akıl merkezli paradigmadır. Daha sonra kuantum fiziğiyle birlikte evren tasavvuru yeniden değişmeye başlamış; maddenin yalnız katı ve somut bir gerçeklikten ibaret olmadığı anlaşılmıştır. Albert Einstein ve kuantum
teorisinin öncü isimleriyle birlikte modern fizik, klasik determinizmi aşan yeni bir gerçeklik alanı açmıştır.

Üçüncü büyük dönüşüm dijital devrimdir. Teknoloji artık yalnızca insanın kullandığı bir araç değildir;
insanı kuşatan yeni bir gerçeklik alanıdır. Yapay zekâ ve dijital ağlar yalnız hayatı kolaylaştıran araçlar değil; insan davranışlarını yönlendiren, gerçekliği yeniden üreten ve insanı dönüştüren yeni bir varlık alanıdır.

Musikinin taş plaklardan kasetlere, CD’lerden dijital platformlara geçişi modern insanın gerçeklik algısındaki dönüşümün küçük bir örneğidir. Bugün dijital dünyanın dışında kalmak adeta yok hükmünde sayılmaktadır. İnsan artık yalnız gerçekliği tüketen değil; onu yeniden inşa eden bir özne hâline gelmiştir.

Modern çağın en büyük krizlerinden biri “hak” ile “mesuliyet” arasındaki dengenin kaybolmasıdır. İnsan bugün her şeye sahip olma hakkını talep ederken, Allah’a, topluma, tabiata ve kendi nefsine karşı olan sorumluluklarını unutmaktadır. Oysa insanı insan yapan şey, sahip olduğu güç değil; taşıdığı mesuliyet şuurudur.

Konuşmada ayrıca varlık, hakikat ve paradoks kavramları üzerinde de duruldu. İslam düşüncesindeki nur-karanlık, hayır-şer, kabz-bast ve kevn-fesat gibi kavramlar bir “dualizm” değildir. Bunlar hakikatin çok katmanlı tezahürleridir. Bunlar bir paradokstur. Fakat paradoks yalnız mantıksal çelişki ve tenakuz anlamına gelmez. Aynı zamanda hakikatin çoğu zaman “ne yalnız bu ne yalnız o” şeklinde açıklanamayacak ara bir hakikat alanı taşıdığını gösterir. “Az çoktur” veya “hakiki özgürlük teslimiyettir” gibi ifadeler, ilk bakışta tenakuz olarak algılansa da insanın fazlalıklarından kurtuldukça özgürleştiğini anlatan hikmetli ifadelerdir. İbn
Arabi’nin “berzah” kavramı da bu bağlamda ele alınabilir. Berzah, iki denizin birleştiği fakat birbirine karışmadığı sınırdır. Hem fasıl hem de vasıl noktasıdır.

Gazali’nin eleştirisi aklın kendisine değil; metafiziği yalnız fizik dünyasına indirgeyen indirgemeci akladır. Aşkın akıl ile indirgemeci akıl birbirinden farklıdır. Hakiki düşünce yalnız matematiksel hesapla değil; sezgi, hikmet, sanat ve tefekkür ile gelişir. Dünyadaki büyük
medeniyet hamleleri de yalnız rasyonel hesapların değil; aşkın bir idrakin neticesidir.

Oturumun sonunda ise Prof. Dr. Mehmet Görmez, “tefkir” ile “tefekkür” arasındaki farka dikkat
çekerek yapılan konuşmanın insanı yalnız bilgiye değil; hakikati yeniden düşünmeye sevk eden bir mahiyet taşıdığını dile getirdi. Modern dünyanın geçirdiği üç büyük dönüşümün, bütün eğitim sistemlerimizi ve düşünce biçimlerimizi yeniden gözden geçirmeyi zorunlu kıldığına temas etti. Kelamî ve fikrî birçok yaklaşımın hâlâ eski dünya tasavvurunda kaldığı; oysa bugün
yeni bir kavrayış ve yeni bir düşünce dili inşa etme mecburiyeti bulunduğu ifade etti. Bu bağlamda kuruluş aşamasında olan üniversitemizde bu problemlerin çözümüne dair nasıl bir yol haritası çizilebileceğini sordu.

İbrahim Kalın soruya cevaben şu hususları ifade etti: Bugün yapılması gereken geleneği koruyarak, fakat ıslah ederek aşmaktır. Zira gelenek ancak ‘gelen’e bir ‘ek’ izafe edildiğinde hakikatini korur. Aksi halde donar ve asli mahiyetini kaybeder.

Bugün mesuliyetimiz, ne geçmişte donup kalmak ne de geçmişi tamamen terk ederek köklerimizden kopmaktır. Geleneği yaşatmak, geçmişi tekrar etmek değildir. Geçmişten devralınan mirası yeni bir kavrayışla yeniden inşa edebilmektir. İnsanlık bugün hem ontolojik
hem epistemolojik büyük bir dönüşüm yaşamaktadır. Bu sebeple yeni bir kavram setine, yeni bir düşünce diline ve köklerinden kopmadan geleceğe yürüyebilecek yeni bir medeniyet tasavvuruna ihtiyaç vardır. Asıl mesele, geçmişin sabitelerini muhafaza ederek onu daha ileriye
taşıyabilmektir.