Bugünkü derste Hadi Adanalı Hocamız, Edmund L. Gettier’in “Gerekçelendirilmiş Doğru İnanç Bilgi midir?” başlıklı makalesi üzerinden klasik bilgi tanımına yöneltilen eleştirileri ele aldı. Hocamız, metnin, bilginin gerekçelendirilmiş doğru inanç olduğu yönündeki geleneksel anlayışın yeterliliğini sorgulaması bakımından analitik epistemolojinin temel metinlerinden biri olduğunu vurguladı.
Gettier’in bilgi tanımına getirdiği temel itirazın, bu tanımın “gerekli” unsurları doğru biçimde tespit etmesine rağmen “yeterli” olmadığını göstermeye yönelik olduğunu belirtti. Chisholm ve Ayer gibi filozofların benimsediği üçlü bilme modelinin, bilgiye ilişkin gerekli koşulları ortaya koymasına karşın, tesadüfî doğruluk vakalarını dışlayamadığı için Gettier tarafından yeterliliğinin sorgulandığını ifade etti. Gettier’in ortaya koyduğu “Smith–Jones örneği” ve “Ford arabası vakası”, bir inancın hem doğru hem de gerekçelendirilmiş olmasına rağmen bilgi olarak nitelendirilemeyeceğini gösteren klasik örneklerdir. Bu durum, doğruluğun kimi zaman şans eseri gerçekleşebileceğini ve bu nedenle bilgi ile tesadüf arasındaki sınırın yeniden düşünülmesi gerektiğini ortaya koyar.
Hocamız, bu tartışmanın felsefe tarihinde “Gettier problemi” olarak adlandırıldığını ve klasik bilgi anlayışını sarsarak epistemolojide yeni yönelimlere kapı araladığını belirtti. Bu yönelimler arasında, bilmenin doğasını entelektüel erdemlerle ilişkilendiren erdem epistemolojisi (virtue epistemology) önemli bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır.
Erdem epistemolojisine göre bilmek, yalnızca bilişsel bir süreç değil, aynı zamanda entelektüel karakter ve zihinsel erdemlerle ilişkili bir niteliktir. Doğru bilgiyi temellendirebilen ve onu sorumlu biçimde kullanabilen bir zihinsel tutum, epistemik anlamda erdemli bir kişiliğin göstergesidir. Böylece dersimiz, Gettier’in açtığı bu sorunsal üzerinden bilmenin mahiyetine dair klasik bilgi anlayışı ile çağdaş epistemolojik yaklaşımlar arasında düşünsel bir köprü kurarak son buldu.

