Kur’an-ı Kerim’de Zihinsel Erdemler | Ders 4

Bu haftaki dersimizde, Hadi Adanalı Hocamız bilginin kaynakları arasında merkezi bir konumda olan akıl kavramı ile buna bağlı olarak gelişen aklîlik ve akılcılık (rasyonalizm) yaklaşımını ele aldı. Hocamız, konuyu yalnızca felsefi tanımlar üzerinden değil, aynı zamanda düşünce tarihinin sembolik imgeleri aracılığıyla kavratmak amacıyla Rönesans’ın önemli ressamlarından Raffaello Sanzio’nun ünlü Atina Okulu tablosu üzerinden kapsamlı bir okuma gerçekleştirdi. Böylece bilginin kaynağına dair felsefi tartışmaların, tarihsel temsiller ve estetik düzenlemeler içinde nasıl görünür kılındığına dikkat çekmiş oldu.

Raffaello’nun tablosunda merkezî konumda yer alan Platon ve Aristoteles, bilginin mahiyetine dair iki kurucu yaklaşımın simgesel temsilcileri olarak karşımıza çıkmaktadır. Platon’un göğe doğru kaldırdığı parmağı, onun felsefesinin temelini oluşturan idealar dünyasına yaptığı göndermeyi simgeler. Platon böylece hakikatin aşkın, değişmez ve mükemmel formlarda bulunduğuna, dolayısıyla kaynağının duyular-üstü olduğuna işaret eder. Elinde tuttuğu Timaeus adlı eser, Platon’un kozmosun düzeni, evrenin kökeni ve zaman-mekân meselesi hakkındaki temel diyaloglarını içermesi bakımından önem arz etmektedir.

Aristoteles ise elinde Etika adlı eseriyle tasvir edilmiştir. Hocamız, her ne kadar Metafizik adlı eserinin Aristoteles’in elinde olması içerik açısından daha uygun olsa da Raffaello’nun burada etik üzerine olan eseri kullanmasının sebepleri üzerine değerlendirmelerde bulundu. Aristoteles’in el hareketi ise, avuç içi yere dönük bir şekilde, hakikatin bu dünyanın somut gerçekliği içinde akıl, deneyim ve gözlem yoluyla keşfedileceğine işaret eder. Raffaello, bu simgesel karşıtlık aracılığıyla, Batı felsefesinin iki ana akımı olan rasyonalizm ile empirizm arasındaki gerilimi estetik bir düzlemde görünür kılmıştır.

Resmin ön planında, mermer bir bloğa yaslanmış, düşünceli ve izole bir şekilde oturan figür, melankolik bir karakter olan Efesli Herakleitos’tur. Herakleitos, felsefesinin temeli olan “Panta Rhei” (Her şey akar) ilkesiyle sürekli değişkenliği ve dinamizmi temsil eder. Bu vurgu, durağan ve hiyerarşik Orta Çağ dünyasını yıkarak evrende var olan dinamizmi ve oluşu yeniden kurmaya çalışan Rönesans’ın ruhunu yansıtmaktadır.

Hocamızın üzerinde durduğu bir diğer nokta, tablodaki İbn Rüşd’ün konumu oldu. Aristotelesçi düşüncenin Batı’ya intikalinde belirleyici rol oynamış olan İbn Rüşd’ün, resimde Platon’un tarafına daha yakın bir grupta yer almasının nedenleri üzerine bazı değerlendirmelerde bulundu. Resimde yalnızca İbn Rüşd’ün bulunması; İbn Sina, İbn Mâce, İbn Heysem gibi Batı düşüncesinde etkili diğer büyük Müslüman filozofların resmedilmemiş olmasının ayrıca düşündürücü bir sanatsal ve kültürel tercih olarak öne çıktığını belirtti. Hocamız, İbn Rüşd’ün tabloya dahil edilmesini, Aristotelesçi düşüncenin Batı’ya taşınmasındaki belirleyici ve yadsınamaz rolünün estetik bir kabulü olarak yorumladı.

Hocamız, dersin devamında resimde Hypatia’nın konumu ve temsil ettiği anlam, Diyojen’in resimdeki konumunun isabetliliği ile Athena ve Apollo figürlerinin felsefe ve sanatla ilişkili sembolik çağrışımları üzerinde durdu. Bu değerlendirmeler çerçevesinde, Raffaello’nun antik kültür ile orta çağ düşüncesini aynı estetik kompozisyonda bir araya getirmesinin, farklı kültür ve dönemler arasındaki gerilimi azaltan ve düşünsel sürekliliği görünür kılan bir yaklaşım sunduğunu vurguladı. Hocamız, öğrencilerden gelen soruları da cevaplayarak dersi tamamladı.

X’de paylaşılmıştır.