Prof. Dr. Müfit Selim Saruhan hocamız dersimizde Fârâbî’nin “Risâle fîmâ yenbağî en yukaddem kable teallûmi’l-felsefe” adlı Arapça risalesini metin üzerinden okuyarak tahlil etti. Bu risalenin Türkçede “Felsefe Öğreniminden Önce Bilinmesi Gerekenler” şeklinde ifade edilebileceğini belirtti. Ayrıca Fârâbî’nin bir de “Mantık öğrenmeden önce bilinmesi gerekenler” başlıklı benzer içerikte bir risalesi bulunduğunu ifade etti. Öncelikle metnin teknik yayın bilgilerini paylaştı: Bu risale Friedrich Dieterici tarafından es-Semerâtü’l-Mardiyye başlığı altında toplanan risaleler arasında yayımlanmıştır. Ayrıca Uyûnu’l-Resâil fi’l-Mantık ve Mebâdiu’l-Felsefe başlığıyla Muhibbuddin el-Hatib ve A. Fettah el-Katlan tarafından neşredilmiştir. Metnin Türkçe çevirisi Mahmut Kaya tarafından önce Felsefe Arşivi dergisinde, ardından İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri kitabında yayımlanmıştır. Hocamız ayrıca risalenin Fârâbî’ye aidiyeti konusundaki literatür tartışmalarına değinerek bu meseleye dair değerlendirmelerin Muhittin Macit’in “Farabi’ye Nisbet Edilen İki Risale” makalesinde ele alındığını hatırlattı. Böylece ders yalnız içerik açısından değil, metnin filolojik ve akademik temelleri bakımından da sağlam bir zemine oturtulmuş oldu.
Ayrıca hocamız risalenin otantikliği hakkında şahsî kanaatini de paylaştı. Metindeki Aristoteles merkezli felsefe tasnifi, burhan yönteminin kesin bilgi ölçütü olarak sunulması ve sistematik yapı, Fârâbî’nin diğer eserleriyle dikkat çekici bir uyum göstermektedir. Ayrıca ilimlerin sıralanışı ve felsefeye başlamadan önce matematik ile mantığın zorunluluğuna yapılan vurgu, Fârâbî’nin bilinen öğretim anlayışıyla güçlü paralellik taşımaktadır.
Hocamız burada özellikle öğrencilere, farklı branşlardan geliyor olsalar bile Fârâbî’nin bu risalesini kendi alanlarına ne kadar uygulayabileceklerini sordu. Bu sorunun öğrencileri zorladığı kadar düşünmeye sevk ettiğini ve yeni fikir üretme yeteneğini geliştirdiğini özellikle vurguladı.
Ardından metnin içeriğine geçen hocamız Fârâbî’nin bu risalede felsefeyi anlatırken Aristoteles’i adeta ölçü hâline getirdiğini belirtti. Fârâbî’nin yöntemi incelendiğinde felsefî tekniği daha başlangıçta Aristoteles’ten aldığı açıkça görülür. Bu nedenle onun Platoncu mu Aristotelesçi mi olduğu tartışmaları yapılabilir; fakat yöntem bakımından başlangıç noktası Aristoteles’tir.
Fârâbî’ye göre felsefe öğrenmek isteyen kişi rastgele başlayamaz; önce hazırlanmalıdır. Bunun için dokuz temel şart belirler: felsefe okullarını bilmek, Aristoteles’in eserlerinin amaçlarını öğrenmek, hangi ilimden başlanacağını kavramak, felsefenin gayesini anlamak, yöntemleri bilmek, kitapların metodunu tanımak, Aristoteles’in zor üslûbunun sebeplerini fark etmek, hocanın niteliğini bilmek ve Aristoteles metinlerini okuyabilmek için gerekli genel ilkeleri öğrenmek.
Dersin devamında hocamız bu dokuz ilkenin İslam felsefesi tarihindeki yansımalarına örnekler verdi. Düşünce tarihinde yalnız filozof adlarıyla değil şehir adlarıyla anılan gelenekler bulunduğunu öğrendik: İskenderiye, Urfa, Antakya, Cündişapur ve Bağdat gibi merkezler düşüncenin üretildiği mekânlardı. Bunun yanında Meşşâiyye ve Rivâkiyye gibi isimlendirmeler yöntem ve tavırdan doğuyordu. Böylece felsefe tarihinin yalnız kişiler tarihi değil, aynı zamanda gelenekler ve yöntemler tarihi olduğu açıkça ortaya çıktı.
Fârâbî felsefeyi hikmet sevgisi olarak görür; fakat onu özellikle hikmet-i uzmâya yöneliş şeklinde açıklar. Felsefe kesin bilgiye ulaştıran yöntemdir ve gerçek filozof burhan yöntemini kullanan kişidir. Aristoteles mantığındaki beş sanat — burhan, cedel, safsata, hitabet ve şiir — insan zihninin tarihsel gelişim basamaklarını temsil eder. Hitabet ve cedel iknaya yöneliktir, kesinliğe değil. İnsanlık kesin bilgi arayışıyla sonunda burhan yöntemine ulaşmıştır. Bu nedenle burhan hem bilimsel ölçü hem hakikatin kriteridir.
Fârâbî hikmeti farklı açılardan tanımlar: gerçek varlığı bilmek, varlıkların uzak sebeplerini kavramak, en üstün varlığı en üstün bilgiyle bilmek ve bütün varlıkların kemalini aldığı İlk Bir’i tanımak.
Hocamız özellikle şu noktayı öne çıkardı: Fârâbî’ye göre felsefeye başlamadan önce yalnız zihinsel değil ahlâkî hazırlık da gerekir. Mantık zihni yetkinleştirir, ahlâk nefsi arındırır. Burhan zihinsel olgunluğa, ahlâk ruhsal olgunluğa götürür. Bu nedenle filozofluk bir karakter meselesidir; söz ile davranış uyumu felsefenin ön şartıdır.
Dersin en dikkat çekici bölümlerinden biri Aristoteles’in neden zor yazdığı meselesiydi. Fârâbî’ye göre Aristoteles bilerek kapalı üslûp kullanır: öğrencinin yeteneğini ölçmek, felsefeyi layık olana vermek ve zihni zorlayarak eğitmek için. Kapalı metin aslında geliştirici öğretici bir araçtır; çünkü zor ifade zihni çalıştırır. Hocamız şu cümleyle de dikkate çekti: Zor metin filozofu doğurmak içindir.
Dil meselesine gelindiğinde şu farkındalık oluştu: Bir kavram bize açık görünebilir ama mantıksal olarak boş olabilir; çünkü kelimeler çoğu zaman çok anlamlıdır. Felsefe kelimelerle değil kavramlarla düşünme disiplinidir.
Fârâbî’ye göre felsefe herkese aynı yöntemle öğretilmez. Seçkinler için burhan yöntemi gerekir; çünkü kesin bilgi ancak burhanla elde edilir. Halk için ise cedel, hitabet ve şiir yöntemleri uygundur. Bu ayrım üstünlük değil pedagojik uygunluk ayrımıdır. İnsanların kavrayış dereceleri farklıdır; öğretim de buna göre değişmelidir.
Bu risalenin içeriği felsefe tarihi açısından son derece değerlidir; çünkü felsefe öğreniminin şartlarını sistematik biçimde belirleyen erken metinlerden biridir. Hem İslam düşüncesinde hem Batı felsefesinde benzer başlıklar altında kaleme alınmış “felsefeye giriş”, “felsefeye hazırlık” veya “teknik metot” türündeki metinlerin öncül örneklerinden sayılabilecek bu risale, yalnız bir öğretim programı değil, düşünmenin nasıl öğrenileceğini gösteren kurucu bir metindir.

