Prof. Dr. Müfit Selim Saruhan hocamız bir eser bir filozof dersi kapsamında bu hafta Farabi’nin Kitâbü’l-Mille eserini kaynak, içerik ve etkisi açısından tahlil etti.
Hocamız derse öncelikle geçen hafta ele alınan Fârâbî’nin el-Medînetü’l-Fâzıla eseri ile bu hafta incelenen Kitâbü’l-Mille arasındaki ilişkiyi açıklayarak başladı. Fârâbî’ye göre insan doğası gereği toplumsal bir varlıktır ve tek başına yaşayarak gerçek mutluluğa ulaşamaz. İnsan ancak bir toplum içinde yaşayarak yetkinliğe ve mutluluğa ulaşabilir. Bu nedenle hem siyaset hem de din, insan hayatını düzenleyen ve onu gerçek mutluluğa yönlendirir.
Hocamız bu derste ayrıntılı olarak Kitâbü’l-Mille’yi tahlil etmekle birlikte, bu eseri anlamak için el-Medîne ve Kitâbü’l-Hurûf arasında da mekik dokumak zorunda olduğumuzu ifade etti.
Hocamız Kitâbü’l-Mille’nin içerik yapısına değindi. Bu eserde Fârâbî öncelikle Mille kavramının ne olduğunu ve toplum hayatındaki yerini açıklar. Ardından Mille’nin hangi unsurlardan oluştuğunu ele alır; buna göre Mille yalnızca inançlardan değil, aynı zamanda insanların davranışlarını düzenleyen amelî hükümlerden, ahlak kurallarından ve toplumsal görevlerden meydana gelir. Eserde ayrıca din ile felsefe arasındaki ilişki, hakikatin filozoflar tarafından aklî yöntemle nasıl bilindiği ve aynı hakikatin Mille aracılığıyla toplumun geniş kesimlerine semboller ve temsilî anlatımlar yoluyla nasıl öğretildiği tartışılır. Bunun yanında Fârâbî; peygamberlik ve yasa koyuculuk, erdemli toplumun kurulmasında dinin rolü ve toplumların hangi hedefleri en yüksek iyi olarak benimsediklerine göre nasıl farklılaştıkları gibi meseleleri de ele alır.
Kitâbü’l-Mille, dinin yalnızca inanç alanıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda toplumun ahlaki, siyasal ve eğitimsel düzenini şekillendiren kapsamlı bir yapı olduğunu ortaya koyar.
Hocamız ayrıca Fârâbî’nin Mille kavramını nasıl tanımladığını da açıkladı. Mille, peygamber veya ilk başkan tarafından toplum için konulmuş inançlar ve fiiller sistemidir. Bu tanım üç önemli unsuru içerir:
Birincisi, Mille’nin kurucusunun peygamber veya yasa koyucu olmasıdır.
İkincisi, Mille’nin yalnızca inançlardan değil aynı zamanda fiillerden oluşmasıdır; yani Mille uygulanarak yaşanan bir hayat düzenidir.
Üçüncüsü ise Mille’nin yalnız bireysel dindarlığı değil, toplumun bütün düzenini kapsamasıdır. Bu açıdan bakıldığında Mille sünneti içerir fakat yalnızca sünnet değildir; daha geniş bir dinî ve siyasal düzeni ifade eder.
Bu nedenle sünnet Mille’nin pratik modeli, şeriat ise onun hukuki boyutu olarak görülebilir. Hocamız bu noktada Fârâbî’nin oldukça çarpıcı bir düşüncesine de dikkat çekti: Fârâbî’ye göre peygamber yalnızca vahyi ileten bir kişi değil, aynı zamanda hakikati bilip onu yasalar ve semboller aracılığıyla toplum düzenine dönüştüren bir kurucudur.
Peygamber vahyi alır, hakikati bilir ve ardından ibadetleri, yasaları, ahlakı, eğitim sistemini ve toplumsal kurumları kapsayan bir düzen kurar. Fârâbî’nin terminolojisinde bu bütün düzen Mille olarak adlandırılır.
Hocamız, akademik çalışmalarda Fârâbî’nin Mille kavramının farklı şekillerde yorumlandığına da değindi. Buna göre bazı araştırmacılar Mille’yi yalnızca “din” anlamında değil, daha geniş bir çerçevede dinî-siyasal bir düzen olarak yorumlar, felsefede elde edilen hakikatin toplum için anlatım biçimi olarak sunar. Felsefî hakikatin sembolik anlatımıdır.
Bir yaklaşıma göre Mille; yalnızca inançları değil, aynı zamanda ibadetleri, ahlaki kuralları, hukuki düzenlemeleri ve toplumsal hayatı düzenleyen ilkeleri kapsayan bütüncül bir sistemdir. Dolayısıyla Mille, toplumun düşünce ve davranış dünyasını birlikte şekillendiren bir düzen anlamına gelir ve bu yönüyle yalnız bireysel inanç alanını değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal hayatı da belirleyen bir yapı olarak değerlendirilir.
Hocamız ayrıca bazı akademik yorumlarda Mille’nin felsefî hakikatin toplum için sembolik ve temsilî anlatımı olarak ele alındığını ifade etti. Bu yoruma göre filozoflar hakikati aklî ve burhanî yöntemlerle kavrarken, Mille aynı hakikati toplumun geniş kesimlerine semboller, benzetmeler ve pratik düzenlemeler aracılığıyla aktarır. Bu nedenle Mille, hakikatin toplumsal hayatta yaşanabilir hâle gelmesini sağlayan bir öğretim düzeni olarak görülür. Bazı yorumlarda ise Mille kavramı peygamberlik kurumu ile ilişkilendirilerek, peygamberin ortaya koyduğu inanç sistemi, uygulama modeli ve toplumsal düzenin bütününü ifade eden bir kavram olarak değerlendirilmiştir. Bu yaklaşımların ortak noktası, Mille’nin yalnızca inançları değil, aynı zamanda toplumun ahlaki, siyasal ve eğitimsel yapısını da kapsayan geniş bir anlam taşıdığını vurgulamalarıdır.
Bu çerçevede Medînetü’l-Fâzıla, toplumun siyasal yapısını, yönetim düzenini ve şehir türlerini ele alan bir siyaset teorisi ortaya koyar. Buna karşılık Kitâbü’l-Mille, bu toplumun inançlarını, değerlerini ve davranış düzenini açıklayan bir metindir. Başka bir ifadeyle Medînetü’l-Fâzıla toplumun siyasal formunu açıklarken, Kitâbü’l-Mille bu formun anlam dünyasını ve inanç sistemini ele alır. Bu nedenle Fârâbî’nin düşüncesinde bu iki eser birbirinden bağımsız değil, aynı siyaset teorisinin tamamlayıcı parçalarıdır.
Hocamız özellikle her iki eser arasındaki benzerliklere dikkat çekti. Bunlardan ilki, her iki eserin de merkezinde bulunan saadet kavramıdır. Fârâbî’ye göre hem siyaset hem de din insanı nihai mutluluğa ulaştırmayı amaçlar. Medînetü’l-Fâzıla’da erdemli şehrin amacı insanların en yüksek mutluluğa ulaşmasını sağlamaktır.Mille’nin amacı da insanları bu mutluluğa yöneltmektir. Bu nedenle Fârâbî’ye göre bir toplumun değeri, onun hangi amacı en yüksek iyi olarak kabul ettiğine bağlıdır.
İkinci önemli benzerlik erdemli yönetici meselesidir. Fârâbî’ye göre toplumun merkezinde bilge bir yönetici bulunmalıdır. Medînetü’l-Fâzıla’da bu kişi erdemli şehir yöneticisi olarak anlatılırken, Kitâbü’l-Mille’de aynı kişi ilk başkan veya yasa koyucu olarak ifade edilir. Bu yönetici yalnız siyasi bir lider değildir; aynı zamanda toplumun ahlaki ve entelektüel rehberidir. Fârâbî’ye göre ideal durumda bu kişi hem filozof hem de peygamber özelliklerine sahip olmalıdır.
Üçüncü benzerlik ise toplumun eğitilmesi meselesidir. Fârâbî’ye göre toplum yalnız yasalarla yönetilmez. İnsanların erdemli davranışlar geliştirebilmesi için eğitim ve alışkanlıkların da doğru şekilde düzenlenmesi gerekir. Medînetü’l-Fâzıla’da erdemli toplumun eğitim düzeni anlatılırken, Kitâbü’l-Mille’de Mille’nin insanların karakterini oluşturan bir eğitim sistemi olduğu vurgulanır. Bu nedenle Mille yalnızca bir inanç sistemi değil, aynı zamanda insanların ahlaki karakterini şekillendiren bir toplumsal eğitim düzenidir.
Hocamız son vurgu olarak Fârâbî’nin erdemli şehir toplumun siyasal düzenini kurarken, Mille bu düzenin inanç ve değer dünyasını oluşturduğunu ifade eder. Bu nedenle Fârâbî’nin siyaset felsefesinde din ile siyaset birbirinden kopuk değil, insanı mutluluğa ulaştırmayı amaçlayan iki tamamlayıcı düzen olarak görüldüğünü ifade etti.

