Bu haftaki dersimizde Hadi Adanalı Hocamız, Kur’an-ı Kerim’in önemli kavramlarından olan zikir (hatırlama) ve nisyan (unutma) üzerinden hafıza yetisinin mahiyetini ve bu yetinin zihinsel erdemlerle ilişkisini ele aldı. Hatırlama ve unutmanın ahlaki ve epistemik boyutlar taşıyan bilişsel yetiler olması dolayısıyla zihinsel erdemler çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Hocamız, hafızanın hem psikoloji hem de felsefe literatüründe geniş biçimde tartışıldığını belirterek modern yaklaşımlar ile klasik düşünce arasındaki temel farklara değindi. Klasik eserlerde hafızanın çoğu zaman bir tür depolama veya muhafaza faaliyeti olarak, adeta fotoğraf çekmeye benzer biçimde ele alındığını, buna karşılık modern çalışmalarda hafızanın dinamik ve kurgusal bir süreç olarak değerlendirildiğini ifade etti. Bu bağlamda Hocamız, hatırlamanın geçmişin pasif biçimde kaydedilmesinden ziyade, mevcut şartlar içinde yeniden inşa edilen etkin bir zihinsel faaliyet olduğunu belirtti.
İslam düşünce geleneğinde hatırlama kavramının farklı boyutlarla ele alındığını ifade eden Hocamız, özellikle Râgıb el-İsfahânî’nin Müfredât’ındaki hıfz ve zikir ayrımına dikkat çekti. İsfahânî’ye göre hıfz, hafızanın koruma ve muhafaza etme yönünü öne çıkarırken; zikir, muhafaza edilen içeriğin dile taşınmasını ifade etmektedir. Bu ayrım üzerinden hatırlamanın yalnızca zihinsel bir kayıt faaliyeti olmadığı, aynı zamanda kalbî ve kavlî boyutlar içeren bir yeti olarak anlaşıldığını belirtti.
Hocamız, Kur’an-ı Kerim’de Hz. Âdem kıssası bağlamında da unutma meselesini ele aldı. Allah ile insan arasında kurulan mîsak ve “ağaca yaklaşmama” emrinin ihlali hadisesinin Kur’an-ı Kerim’de “unutma” olarak nitelendirilmesine rağmen, unutulan şeyin misakın kendisi mi yoksa yasağa uymaya dair verilen söz mü olduğunun açıkça belirtilmediğini ifade etti. Bağlamdan hareketle, yasağa uymaya dair sözün unutulmuş olmasının daha kuvvetli bir ihtimal olduğunu belirten Hocamız, Hz. Âdem örneğiyle insanın içinde bulunduğu çevrenin, şartların ve psikolojik tutumun neyi nasıl hatırladığını ya da unuttuğunu derinden etkileyebileceğine dikkat çekti.
Zikir kavramının anlam zenginliğine değinen Hocamız, bu kelimenin yalnızca hatırlama fiiline indirgenemeyeceğini, aynı zamanda anma, yüceltme ve takdis etme anlamlarını da içeren çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu belirtti. Zikrin, bilgileri mekanik biçimde depolayan bir raf sistemi gibi işlemediğini, aksine idrak ve anlamlandırma boyutlarını da kapsayan etkin faaliyet olduğunu ifade etti. Hocamız, bu yönüyle zikrin, insanın hem kendisiyle hem de İlahi olanla kurduğu ilişkinin bilişsel zeminini teşkil ettiğini vurguladı. Bu bağlamda, Allah’ı zikretmenin de insan fiilleri arasında en yüce konuma sahip olduğunu ifade etti. Kur’an’-ı Kerim’deki “Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu” anlamındaki ayete atıfla, Yaratıcı’yı hatırlamanın yalnızca bilişsel bir süreç değil, aynı zamanda karşılıklılık zemininde, beşerî bir sorumluluk alanı oluşturduğunu belirtti.
Hocamız, tezekkürün de sıradan bir hatırlamadan farklı olarak daha yoğun, odaklanmış ve yönelimli bir düşünme biçimini ifade ettiğini, geçmişe dönük muhasebe üzerinden dersler çıkararak geleceğe ilişkin kanaatler ve tutumlar inşa etmeyi içerdiğini belirtti. Kur’an-ı Kerim’deki tarihsel anlatıların da bu nedenle yalnızca geçmişi aktarmaya yönelik olmadığını, aksine geçmişten bugüne ahlaki ilkeler üretmeyi hedefleyen bir işleve sahip olduğunu vurguladı.
Öte yandan tezekkürün her zaman olumlu bir biçimde tezahür etmeyebileceğini de ifade eden Hocamız, geçmişe yönelik pişmanlık ve keder duygusuna saplanan, gündelik dilde “kara kara düşünmek” olarak ifade edilen düşünme biçiminin zihinsel zafiyetlere sebep olabileceğini ifade etti. Hz. Yakub’un Hz. Yusuf’a duyduğu derin özlemin bu tür yoğun zihinsel meşguliyetin örneklerinden biri olarak okunabileceğini belirtti.
Dersin son bölümünde Hocamız, Batı ve Uzak Doğu geleneklerinde yaygın olarak uygulanan meditasyon pratiklerinin zihinsel odaklanma ve içe yönelme gibi işlevlerinin, İslam düşünce geleneğinde zikir ve tezekkür kavramları aracılığıyla zaten köklü biçimde karşılandığını ve bu bakımdan dış geleneklerden ödünç alınacak bir meditasyon yöntemine ihtiyaç bulunmadığını ifade etti. Ardından, Hocamız sınıfa yönelik yaptığı zihinsel erdemler ve nakısalar anketinin sonuçlarını değerlendirdi. Öğrencilerin eğilimleri, öne çıkan ve geri planda kalan erdemler ile bunların muhtemel sebepleri üzerine interaktif bir tartışma yürüterek dönemin son dersini tamamladı.

