Taha Abdurrahman Okumaları | Ders 19

Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamız bu haftaki derste, Taha Abdurrahman’ın tasavvuf tecrübesinden hareketle insanın ötekiyle kurduğu ilişkinin özellikle siyaset alanında nasıl bir mahiyet kazandığını ele aldı. Bu çerçevede siyasetin ahlaktan koparılması, menfaat anlayışı, mülkiyet hırsı ve buna karşı emanet düşüncesinin imkânı üzerinde durdu.

“Siyaset menfaattir, menfaat olan yerde ahlak olmaz” sözü, hakikat değil mülkiyet sevgisinin ürettiği bir yanılsamadır. Taha Abdurrahman’a göre siyaseti ahlaktan koparan şey, insanın kendisini malik görmesidir. Oysa siyaset bir mülkiyet alanı değil, bir emanettir. Emanet bilinci ortadan kalktığında siyaset ıslah olmaktan çıkar, menfaat ve haz yarışına dönüşür.”

Bu anlayışın arka planında yer alan temel saik, “hubbü’t-temellük”, yani mülkiyet hırsıdır. Siyasetin menfaat olarak tanımlanması, onu fiilen bir temellük alanına indirger. Mülkiyet hırsının hâkim olduğu yerde ne salah korunur ne de ahlak gözetilir; siyaset ıslah olmaktan çıkar, fesada dönüşür.
Buna karşılık Kur’ânî bir kavram olarak “emanet”, siyaseti yeniden ahlaka bağlayan temel ilke olarak ortaya çıkar. Emanet düşüncesi, Mü’temin, Mü’temen ve Mü’temen aleyh arasında kurulan ahlaki bir ilişkiye dayanır; bu ilişki sorumluluğu esas alır. Buna karşılık mülkiyet ilişkisi, özne ile nesne arasında kurulur ve sahipliği merkeze alarak eşyayı nesneleştirir; böylece ahlakın önüne geçer.

Emanet bilinci aynı zamanda insanın fiillerini kendisine değil, Müdebbir-i A’lâ’ya nispet etmesini gerektirir. Böylece insan, sahip olduklarını bir hak olarak değil, bir lütuf ve ihsan olarak görür. Bu idrak, ahlakın en yüce mertebesi olan ihsan ile doğrudan irtibatlıdır. Kendini malik gören ile her şeyi Rabbine nispet eden arasındaki fark, bencillik ile ahlak arasındaki farktır.

Siyaset alanında bu iki yaklaşımın neticesi açıktır. Bu anlayışın örneklerini görmek için geçmişe gidip Nemrutlara, Firavunlara bakmaya gerek yoktur. Bugünün dünyasında da benzer bir siyaset tarzı açıkça görülmektedir. Mehmet Görmez hocamızın da dikkat çektiği üzere, Trump, Netanyahu ve benzeri isimler üzerinden ortaya çıkan siyaset, mülkiyet merkezli bu anlayışın güncel tezahürlerinden ibarettir.

Emanet bilinci yönetime mesuliyet elbisesi giydirir. Sorumluluk bilinciyle hareket eden kimse, görevi bir hak değil bir yük olarak taşır. Buna karşılık mülkiyet hırsı siyaseti bir kazanım ve pay edinme alanına çevirir. Bu durumda siyaset, ıslahın değil temellükün alanına dönüşür.

Nihayetinde, tasavvuf tecrübesiyle şekillenen ahlaki idrak, siyaseti menfaatten arındırarak emanet bilinciyle yeniden kurmayı mümkün kılar. Zira siyaset mülkiyet üzerinden kurulduğunda fesada, emanet üzerinden kurulduğunda ise ıslaha yönelir.