Bu haftaki dersimizde Hadi Adanalı Hocamız, Kur’an-ı Kerim’de akletmeyi, anlamayı ve insan zihninin farklı bilişsel yetilerini konu edinen ayetleri sistematik bir biçimde ele aldı. Dersin temel amacı, bu ayetlerin hangi bilişsel, duyusal, duygusal ve davranışsal yetilere işaret ettiğini; ayrıca bu yetilerin hangi ahlaki ve zihinsel erdemleri veya hangi nakısaları hedef aldığını ortaya koymaktı.
Dersin başlangıcında Hocamız, akıl kavramının ilk dönemlerdeki İslam düşüncesindeki izlerine temas ederek özellikle hadis literatüründeki konumuna değindi. Hadisçilerin önemli bir kısmının akılla ilgili rivayetlerin sıhhati üzerine çalışmalar yaptığını, ancak söz konusu hadislerin genelde zayıf kabul edilmesinin akılla ilgili ifadelerin var olmadığı anlamına gelmeyeceğini vurguladı. Bazı eserlerde Hadis olarak sunulan bu ifadelerin, kavramlar arasındaki ilişkileri ve düşüncenin tarihsel gelişimini göstermesi bakımından yine de kayda değer olduğunu ifade etti. Örneğin bu rivayetlerde aklın yaratılmış bir varlık olarak ele alınmasının, aynı dönemde bazı inanç sistemlerinde aklın tanrısallaştırılmasıyla karşılaştırıldığında, özgün ve dikkat çekici bir yaklaşım olduğunu belirtti.
Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerde ise akletme ve düşünme fiilleri yalnızca zihinsel bir faaliyet olarak değil, iyilik, tutarlılık, dürüstlük, kendine dönük düşünme, inanma, bilme ve doğruluk gibi geniş bir erdemler kümesiyle ilişkili bir yapı içinde sunulduğunu belirtti. Hocamız, bu erdemler arasından “inanma”nın Kur’an-ı Kerim’de yalnızca bir duygu veya teslimiyet hali olarak değil, tıpkı bilmek gibi epistemik bir yeti olarak konumlandığına dikkatleri çekti. Bu nedenle iman, Kur’an-ı Kerim’in epistemik alanını oluşturan temel erdemlerden biri olarak akletme ile aynı düzlemde değerlendirilebilecek bir erdem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Dersin devamında irade kavramının epistemik erdemlerle ilişkisi üzerinde duruldu. Hocamız, iradenin yalnızca ahlaki bir tavır değil, aynı zamanda epistemik bir yeti olarak da ele alınabileceğini ifade etti. Duymak, görmek veya hissetmek gibi duyulara dayalı algıların iradeye konu olmaması karşısında, inanmanın ve inancı sürdürmenin irade ile olan bağlantısı üzerinde durdu. Bu bağlamda kelam geleneğinde yer alan cebir ve iz’an kavramlarının irade karşısındaki konumları hakkında kısaca açıklamalarda bulundu.
Hocamız bu tartışmalar sırasında, “hâl”in müstakil bir yeti olup olmayacağı sorusu dolayısıyla hâlin zamansal yaygınlığı ve sürekliliği ile bilişsel yetilerin doğası arasındaki fark karşılaştırdı. Kelam ve tasavvuf geleneğinde insan fiillerinin ardındaki ilahî arka plan tartışmasının bu kavramla bağlantılı olduğu ifade ederek, hâlin daha çok sezgisel bağlantılar kurmamıza imkân veren destekleyici bir işlev olarak görülmesi gerektiği yönünde bir değerlendirme yaptı.
Dersin sonunda Hocamız, Kur’an-ı Kerim’de akıl kavramının geçtiği ayetlere nasıl yaklaşılabileceği konusunda bir şema sunarak, bu ayetlerin bağlamsal, kavramsal ve epistemik açıdan hangi kategoriler içinde incelenebileceğini gösterdi. Kur’an-ı Kerim’deki akıl vurgusunun yalnızca soyut bir akletme edimi değil, aynı zamanda insanın ahlaki ve zihinsel yönelimlerini ve eylemlerini belirleyen, ortaya epistemik erdemler veya nakısalar ortaya çıkaran bütüncül bir yapı olduğu belirtti. Böylece akletme ediminin Kur’an-ı Kerim’de yalnızca bilişsel bir faaliyet değil, aynı zamanda ahlaki, duygusal ve davranışsal boyutlara sahip çok katmanlı bir yapı olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak dersi tamamladı.

