Kur’an-ı Kerim’de Zihinsel Erdemler | Ders 9

Bu haftaki dersimizde Hadi Adanalı Hocamız, düşünmenin bireysel bir etkinlik mi yoksa zorunlu olarak çoğul bir süreç mi olduğu sorusundan hareketle, düşüncenin çoğulluğu meselesini ele aldı. Ders, geçen hafta Kur’an-ı Kerim ayetleri çerçevesinde üzerinde durulan düşüncenin monolitik ve diyalektik boyutlarıyla bağlantılı olarak “Düşünmek için neden başkalarına ihtiyaç duyarız?” sorusu etrafında şekillendi. Bu çerçevede “It Takes Two to Think” (Düşünmek İki Kişi İster) başlıklı makale üzerinden birlikte düşünmenin imkânları ve sınırları tartışıldı.

Hocamız, birlikte düşünmenin en temel faydasının, bireyin kendi düşünme sürecinde fark edemediği kusur ve çelişkilerin muhataplar aracılığıyla görünür hâle gelmesi olduğunu ifade etti. Psikoloji literatüründe de sıklıkla vurgulanan bu kör noktaların, kişinin farkında olmadan düştüğü mantıksal hatalarla ilişkili olduğunu belirterek, tek başına düşünmenin bu tür hatalara karşı her zaman yeterli bir güvence sunmadığını dile getirdi. Bu çerçevede birlikte düşünmenin, düşünceyi tashih eden, değerlendirmeye tâbi tutan ve onu genişleten bir işlev gördüğünü vurguladı.

Düşünmenin çoğulluğu meselesi ele alınırken, felsefede “müsamaha ilkesi” (principle of tolerance) olarak bilinen ilkeye de temas edildi. Kökleri Willard Quine’a uzanan bu ilkenin, düşünsel bir ilişkiye girerken muhatabın düşünce dünyasını ilk aşamada rasyonel kabul etmeyi gerektirdiğini ifade eden Hocamız, birlikte düşünmenin sağlıklı biçimde ilerleyebilmesinin bu ön kabule bağlı olduğunu belirtti. Ancak düşünmenin çoğulluğunun niceliksel olarak sınırsız bir artışı da beraberinde getirmemesi gerektiğine dikkat çekerek, düşünceye katılanların sayısı arttıkça düşünsel etkileşimin yerini monologlara ve “tribünlere oynayan” konuşmalara bırakabildiğini ifade etti. Bu nedenle, özellikle ikili düşünme süreçlerinin, karşı tarafı anlama, bağımsız düşünme ve kişinin kendi düşüncesini derinleştirme açısından daha verimli olabileceğini vurguladı.

Hocamız, düşüncede derinleşme bağlamında öne çıkan bir diğer kavramın “akış” olduğunu belirtti. Düşünceyi harekete geçiren ve sürdüren bu hâlin, düşünsel üretkenliğin önemli bir kaynağı olduğunu ifade ederek, akış hâlinin düşünceyi canlı ve velûd kıldığını dile getirdi. Bu zihinsel akışkanlığın ise doğaçlama ve caz müziği gibi alanlarda açık biçimde müşahede edilebileceğini belirtti.

Bu çerçevede Hocamız, birlikte düşünmenin diyalektiğinin yalnızca “evet” ve “hayır” karşıtlığına indirgenemeyeceğini; “ama”, “fakat” ve “oysa” gibi ara bağlaçların düşüncenin çoğulluğunu besleyen önemli unsurlar olduğunu ifade etti. İslam düşünce geleneğindeki şerh ve haşiye geleneğinin de bu anlamda “evet, ve…” diyerek ilerleyen, düşünceyi çoğaltan bir yazım ve düşünme biçimi olarak okunabileceğini belirtti.
Bununla birlikte Hocamız, tek başına düşünmenin de düşünceyi odaklama, bağımsızlaştırma ve uzun değerlendirmelere tâbi tutarak tartma gibi, çoğul düşünmenin her zaman sağlayamayacağı önemli imkânlar sunduğunu vurguladı. Bu yönüyle bireysel düşünmenin, çoğul düşünceyle karşıtlık içinde değil, onu tamamlayan bir işlev gördüğünü ifade etti.

Hadi Hocamız, dersin devamında akıl teorilerine yönelerek, kelamcılar ve filozoflar arasında bu konuda tam bir uzlaşı bulunmasa da İbn Sînâ’nın akıl tasnifinin alanda ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu belirtti. Bu bağlamda teorik aklın dört aşamalı bir yapı içinde ele alınabileceğini ifade etti.

1.Heyûlânî akıl: Henüz şekillenmemiş, potansiyel hâlde bulunan aklı temsil eder.
2.Meleke akıl: Zaruri bilgileri kavrama ve kavrayabilme yetisini ifade eder.
3.Fiilî akıl: Mantık, çıkarım ve nazarî faaliyetlerle aklın etkin hâle geldiği aşamadır.
4.Müstefâd akıl: Bu akıl mertebesi üzerine filozoflar tarafından farklı açıklamalar yapılsa da özetle aklın ulaşabileceği en yetkin mertebesini temsil eder. İbn Sîna ve Farabi’de müstefâd akıl ahiret hayatında elde edilebilecek bir akıl türüdür.

Hocamız, bu aşamalar arasında faal aklın belirleyici bir rol oynadığını ve bu akıl türlerinin birbirinden kopuk değil, örtüşen ve birbirinin omuzlarında yükselen merhaleler olarak düşünülmesi gerektiğini vurguladı.

Hadi Hocamız, Tehânevî’nin Keşşâfü ıstılâhâti’l-fünûn ve’l-ʿulûm adlı eserindeki “akıl” maddesine de temas ederek, Tehânevî’ye göre pratik aklın da teorik akıl gibi aşamalı bir yapıya sahip olduğunu ifade etti. Bu çerçevede pratik aklın; fiillerde ahlâkîlik, içsel ve manevî melekelerin arınması ve nihayetinde gayb âlemiyle irtibat ve ilahî olanla ittisal gibi merhaleler üzerinden kemâle yönelen bir süreç olarak tasvir edildiğini belirtti.

Dersin ilerleyen bölümlerinde Hocamız, Endülüs düşüncesine dair değerlendirmelerde bulundu ve bu gelenekte bireysel hakikat arayışının belirgin bir şekilde vurgulandığını ifade etti. Özellikle İbn Tufeyl’in Hayy b. Yakzan adlı eserinde, hakikate ulaşmanın bireysel çaba ile mümkün olduğu fikri öne çıkmaktadır. Hocamız, aynı şekilde İbn Bâcce’nin Tedbîrü’l-Mütevahhid adlı eserinin ve İbn Rüşd’ün düşüncelerinin, bireysel hakikat arayışını zirveye taşıyan önemli örnekler sunduğunu belirtti.
Hocamız, aklın sınırlı bir yeti olmasına rağmen hakikate ulaşma imkânı sunduğunu vurguladı. Önümüzdeki hafta Kur’an-ı Kerim’deki “tefekkür” kavramını ayrıntılı bir şekilde ele alacağını belirterek, öğrencilerden gelen soruları yanıtlayarak dersi tamamladı.

X’de paylaşılmıştır.