Kur’an-ı Kerim’de Zihinsel Erdemler | Ders 10

Bu haftaki dersimizde Hadi Adanalı Hocamız, Kur’an-ı Kerim’de “tefekkür” kavramının kullanım biçimlerini, işaret ettiği anlam alanlarını ve bu kavramın epistemik, ahlaki ve düşünsel ilişkilerini ele aldı. Dersin temel amacı, tefekkür kelimesinin Kur’an-ı Kerim’deki kullanımını ayetler üzerinden inceleyerek, tefekkürün Kur’anî düşünce sistemindeki konumunu görünür kılmaktı.

Dersin ilk kısmında Hocamız, fikir ve tefekkür bağlamında kelimelere, tanımlara ve dile yaklaşımlarıyla öne çıkan üç temel kaynağa temas etti. Bu çerçevede İsfahânî’nin Müfredât’ı, Cürcânî’nin Ta’rîfât’ı ve Tehânevî’nin Keşşâf’ı üzerinden tefekkür kavramının klasik literatürde nasıl ele alındığını karşılaştırmalı olarak değerlendirdi. Hocamız, klasik eserlerde tefekkürle ilişkili olarak sıklıkla kullanılan “hareket”, “cevelân” ve “cereyân” gibi kavramların, tefekkürün durağan değil; değişken, akışkan ve dinamik bir zihinsel etkinlik olarak tasavvur edildiğine işaret ettiğini ifade etti.

Hocamız, klasik İslam düşüncesinde tefekkürün yalnızca insana özgü bir faaliyet olarak görülmesinin, hayvanları bütünüyle bu düşünsel süreçten dışlayan Aristocu bir yaklaşımın İslam düşüncesine sirayet etmesiyle ilişkili olduğunu ifade etti. Bu yaklaşımın, Cürcânî’nin Ta’rîfât’ında tefekkür ile kalp arasında bilme arzusu/talebi temelinde bir irtibat kurulmasıyla karşımıza çıktığına değindi. Tehânevî’nin Keşşâf’ında ise tefekkürün her zaman bilinçli ve iradî bir yönlendirmeye dayanmak zorunda olmadığı, buna karşın tahayyül, hisler (mahsûsât) ve sezginin, tefekkürden ayrıştırılarak müstakil bilişsel alanlar olarak ele alındığına dikkat çekti.

Dersin ikinci kısmında Hocamız, Kur’an-ı Kerim’deki tefekkür ayetlerine odaklandı. Bu bağlamda “fekkere” ve “tefekkere” fiilleri arasındaki fark üzerinde durarak, “tefekkere” fiilinin tefa’ul babındaki yapısıyla, düşüncenin özneye dönük, süreklilik ve yoğunluk arz eden bir faaliyet olarak kavramsallaştırıldığını ifade etti. Böylece tefekkürün, düşünme eyleminin bizzat düşünen özne üzerinde etkide bulunmasıyla ortaya çıkan bir süreç olduğuna dikkat çekti.

Hocamız, Bakara Suresi 219. ayet üzerinden tefekkür kelimesinin Kur’an-ı Kerim’de çoğunlukla “ayet” kavramıyla birlikte kullanıldığını vurguladı. Kur’an-ı Kerim’de yaklaşık dört yüz yerde geçen “ayet” kelimesinin, hukuki ve ahlaki açıklamalarla birlikte çoğu zaman “mübeyyine” kavramıyla irtibatlandırıldığını belirtti. Bu durumun, tefekkürün daima bir delil ve göstergeler üzerinde gerçekleşen bir düşünme faaliyeti olarak sunulduğunu ortaya koyduğunu ifade etti.

Bakara Suresi 266. ayette tefekkürün analojik düşünme yoluyla işlediğini belirten Hocamız, Âli İmran Suresi 191. ayetin ise hem Allah’ın yaratması hem de yaratılmışlar üzerinde tefekküre davet ettiğini vurguladı. Bu ayet bağlamında tefekkürün neticesinin, yaratılışın anlamsız olmadığı sonucuna varmak ve varlığa nüfuz eden hikmeti keşfetmek olduğunu ifade etti.

En’âm Suresi 50. ayet üzerinden duyusal veriler ile tefekkür arasındaki bağa dikkat çeken Hocamız, A’râf Suresi 176. ayette ise insanın temsil ve betimleme yoluyla tefekküre davet edildiğini ifade etti. İnkâr edenlerin durumunun köpek metaforu üzerinden tasvir edilmesinin, betimleme ve temsil yoluyla zihni harekete geçiren bir tefekkür çağrısı sunduğunu belirtti. A’râf Suresi 184. ayette ise insanın sorular üzerinden tefekküre teşvik edildiğini ve düşünen insandan doğru ile yanlışı ayırt edebilme yönünde belirli reflekslerin beklendiğini belirtti.

Hocamız, Kur’anî bağlamda inancın epistemolojisinin bilgisiz bir inancı dışladığını ve inancın mutlaka bir bilgi zeminine oturması gerektiğini ifade etti. Bu bağlamda tefekkürün, bu zeminin aranması ve inşa edilmesi süreci olduğunu belirterek, Kur’an-ı Kerim’in insandan gücü ölçüsünde epistemik bir erdem olan bilme cesaretini göstermesini beklediğini vurguladı.

Yunus Suresi 24. ayet üzerinden güncel sosyal bilim tartışmalarında sıkça işlenen “çöküş” (collapse) kavramına da temas eden Hocamız, toplumsal ve doğal süreçlerde ani ve beklenmedik kırılmaların varlığına dikkat çekti. Varlıkta istikrarı değişmez ve sabit bir durum olarak görmenin doğru olmadığını belirterek, bu ayetin insanı bu tür yanılsamalara karşı tefekküre davet ettiğini ifade etti. Bu bağlamda tefekkürün yalnızca “bakıp görüp ders alma”ya indirgenemeyeceğini; antropoloji, tarih ve bilim felsefesi gibi alanlara da nüfuz eden derinlikli bir düşünme biçimi olarak anlaşılması gerektiğini vurguladı.

Ra’d Suresi 3. ayette geçen “düşünen kavim” ifadesinin, tefekkürün toplumsal ve çoğul boyutuna yeniden dikkat çektiğini belirten Hocamız, Müddessir Suresi 18-25. ayetler üzerinden ise “epistemik kibir” kavramını ele aldı. Bu ayetlerde geçen düşünme biçiminin, sığ, teatral ve yalnızca düşünüyor gibi yapmaya indirgenen bir düşünceyi temsil ettiğini, dolayısıyla bunun Kur’an-ı Kerim’de zihinsel bir nakısa olarak eleştirildiğini ifade etti.

Dersin sonunda Hocamız, düşünmenin “ayet” kelimesiyle irtibatlandırılması, tefekkürün toplumsal yönünün vurgulanması ve ayetlerin felsefi açıdan daha derinlikli biçimde incelenmesine duyulan ihtiyacı vurguladı. Düşünme etkinliğinin bizatihi kendisinin olumlu olduğunu, bu sebeple de düşüncenin önceden belirlenmiş hedeflere indirgenmesinin özgür düşünceyi zayıflatabileceği uyarısında bulundu. Aksine, düşünmenin adımları üzerinde dikkatle durmanın düşünceyi derinleştirdiği ve zeminini sağlamlaştırdığını belirtti. Hocamız, önümüzdeki hafta Kur’an-ı Kerim’de düşünmeyle ilişkili diğer kavramlara (itibar, tedebbür vb.) yöneleceğini ifade ederek dersi tamamladı.

X’de paylaşılmıştır.