Taha Abdurrahman Okumaları | Ders 8

Bu haftaki derste, Taha Abdurrahman’ın düşünce ve ahlak felsefesi çerçevesinde, Kur’an’ın bilinçli biçimde ayırdığı tefkîr ve tefekkür kavramları arasındaki fark ele alındı. Hocamız Prof. Dr. Mehmet Görmez tefkîrin, düşünceyi amelden ve değerden koparan teorik bir düzeyi; tefekkürün ise düşünceyi misak ve emanet bilinciyle eyleme bağlayan varoluşsal bir yönelimi temsil ettiği vurguladı. Bu ayrımı, insanın Allah ile yaptığı sözleşmenin mahiyetini anlamada temel bir anahtar olarak konumlandırdı.

Bu çerçevede, Taha Abdurrahman’ın emanet paradigması esas alınarak, insanın Allah ile yaptığı misak “şahit tutulma” üzerinden okundu. Bu misak, insanın tarihteki ilk düşünme eylemine tanıklık eder. Zira ilahi hitap, insanı bir soru aracılığıyla düşünmeye sevk etmiş; düşünme, daha başlangıçta sözleşme ve şahitlik bilinciyle şekillenmiştir.

Bu ilk düşünme eylemi, Taha Abdurrahman’a göre tefekkür düzeyinde dört temel özellikle tanımlanır. Birincisi doğruluktur (fikr-i sâdık). Düşünce ile insanın içinde bulunduğu durum arasında tam bir özdeşlik vardır. Bu özdeşlik, düşünceye ontolojik bir derinlik kazandırır. Doğruluk, düşünmenin yalnızca mantıksal değil, varoluşsal bir nitelik taşıdığını gösterir. Tefekkür, ilk doğru sözü enfüsî bir ilke olarak muhafaza ederken; tefkîr, doğruluğu dış dünyadaki olgulara indirger ve düşüncenin varoluşsal boyutunu göz ardı eder.

İkinci özellik istikamettir (fikr-i müteveccih). İlk düşünme, yönü olan bir düşünmedir. İnsan ilahi hitabı kayıtsızca değil, tam bir hazır bulunma hâliyle idrak eder. Bu hazır bulunma, insanın bütün idrak melekeleriyle Rabbin hitabına yönelmesini ifade eder. Tefekkür seviyesinde düşünen kişi, düşündüğü şeyle kalben ve varoluşsal olarak irtibat kurar; fiilini bu yöneliş üzerinden inşa eder. Tefkîr ise düşünmeyi, insanın kendi varlığıyla irtibat kurmadan, yalnızca karşısındaki nesnenin hazır oluşuna indirger.

Üçüncü özellik zikirle ilgilidir (fikr-i mütezekkir). İlk düşünme, ilahi sözleşmeyi hatırlatan bir düşünmedir. Zikir, geçmişte yaşananı şimdiki zamana taşıma, hatırlamayı varoluşsal bir sürekliliğe dönüştürme anlamı taşır. Taha Abdurrahman’a göre tefekkür, düşünmeyi özü itibarıyla bir hatırlama eylemi olarak kavrar. Şimdiki zaman, geçmişle bağını korur. Tefkîr ise geçmişle bağını koparır; hatırlamayı işlevsizleştirir ve düşünmeyi zamansız, köksüz bir faaliyete dönüştürür.

Dördüncü özellik şükürdür (fikr-i şâkir). İlk düşünme, insanın düşünme yetisinin kendi kesbiyle değil, ilahi lütufla mümkün olduğunu idrak etmesiyle şükre dönüşür. İnsan, Elest Bezmi’ndeki cevabını kendi gücüyle değil, Rabbinin ihsanıyla vermiştir. Bu bilinç, düşünmeyi nankörlükten arındırır. Şükür, geçmişi hatırladığı kadar geleceği de kuşatan bir yönelimdir. Tefekkür, şükürle birlikte düşünceyi sorumluluğa taşır.

X’de paylaşılmıştır.