Taha Abdurrahman Okumaları | Ders 9

Prof. Dr. Mehmet Görmez hocamız, bu haftaki derste Taha Abdurrahman’ın “Mevtü’l-İrade Fi’l-Ümmeti Ev Nakdü’l-Misak” başlıklı makalesini ele aldı. Bu metnin, Taha Abdurrahman’ın tefkîr ve tefekkür ayrımının, çağdaş bir mesele olan ümmetin izzet ve zillet hâli üzerinden nasıl tezahür ettiğini göstermesi bakımından önemli olduğuna dikkat çekti.

“Zillet, insan iradesine isabet eden büyük bir afettir. Zelil, iradesi atıl kalan, iradesi ölen kimsedir. Başka bir ifadeyle zillet, irade ölümüdür. İrade ise insanın misak kudretidir; misak verme ve misak alma kudretidir. İnsan, kendisiyle ve başkasıyla misak yapmaya kadir olmadıkça iradesi tahakkuk etmez.”

Ümmetin İradesinin Ölümü ve Misakı Bozmak

Taha Abdurrahman’a göre bu asrın temel endişesi, ümmetin başına gelen musibetlerin büyüklüğü değil; ümmetin bu hâle rağmen görev ve sorumluluklarını yerine getirmemesi olmalıdır. Asıl soru, Müslümanların neden gerilediği değil; neden zillette kalmaya devam ettikleridir. Lübnanlı düşünür Şekib Arslan’ın meşhur makalesinde ifade ettiği “Neden Müslümanlar gerilerken başkaları ilerledi?” sorusu, bu bağlamda her müminin ve mütefekkirin yeniden düşünmesi gereken bir sorudur. 21. asrın müfekkirleri meseleyi daha çok epistemik bir problem olarak ele almış, ümmetin aklı ve bilgi üretememe meselesi üzerinde durmuşlardır. Ancak Taha Abdurrahman, çağımızın asıl probleminin ahlaki bir problem olduğunu, bunun da ümmetin irade ve amel problemi olduğunu ifade etmektedir. Akıl olmadan irade, ilim olmadan amel olmaz. Dolayısıyla irade ve amel problemi, önceki asırlarda yaşanan akıl ve ilim probleminden daha ağır bir mahiyet kazanmıştır.

İzzet ile zillet arasında bir orta hâl yoktur. İzzet ilerlemeyle, zillet ise gerilemeyle birlikte ortaya çıkar. Bugün ümmetin zillet hâli, açık tezahürleriyle ortadadır. Düşmanlara biat edilmesi, onlara itaat ve hizmet sunulması, hatta cizye ödenmesi, zilletin açık göstergeleridir. Zilletin varlığı apaçık olmakla birlikte, zilletin sebepleri konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Kimi bunu siyasi çekişmelere, kimi kültürel donukluğa, kimi de tarihsel şartlara bağlamıştır. Oysa Taha Abdurrahman, ümmetin bugünkü hâlini en doğru biçimde açıklayan sebebin ahlaki ve medeni bir sebep olduğunu ifade eder.

Zilletten çıkış için sunulan geleneksel çözüm önerileri -dine dönmek, kitap ve sünnete sarılmak, selefe tabi olmak- muhteva bakımından doğru olsa da bu çağda etkili olmaktan uzaktır. Alışılmış söylemler kalplerde etki uyandırmamakta, hatta bazen öfkeye yol açmaktadır. Bu nedenle mesele, yüzeysel çağrılarla değil, köklü bir ahlaki tahlille ele alınmalıdır.

Bu noktada önce zilletin ve ardından iradenin tanımı yapılmalıdır. Zillet, insan iradesine isabet eden büyük bir afettir. Zelil, iradesi atıl kalan, iradesi ölen kimsedir. Başka bir ifadeyle zillet, irade ölümüdür. İrade ise insanın misak kudretidir; misak verme ve misak alma kudretidir. İnsan, kendisiyle ve başkasıyla misak yapmaya kadir olmadıkça iradesi tahakkuk etmez.

İslam ümmeti açısından misaklaşmanın iki temel özelliği vardır. Birincisi, misak sıradan bir tasarruf değildir, insanın kimliğini belirleyen bir muameledir. İrade kaybı, kimlik kaybını da beraberinde getirir. İkincisi ise bu misak, modern anlamda bir toplumsal sözleşme değildir; Allah’ın şehadetinden ayrılmayan metafizik bir muahededir. İrade, Allah’ı şahit kılarak yapılan ahitleşme kudretidir. Nikâh bunun en açık örneğidir: Allah’ı şahit kılarak yapılan nikâh ibadet olurken, Allah’ı şahit kılmadan kurulan ilişki zina olur.

Bu tanımdan hareketle zillet, misaklaşma kudretinin ortadan kalkmasıdır. Kendisiyle ve başkasıyla misak yapamayan kimse, Rabbiyle misak yapma konusunda daha da acizdir. Allah ile misaklaşamamak ise iki şekilde tezahür eder:
Birincisi, Allah’la yapılan ahde dâhil olma kudretinin kaybedilmesidir. Ümmet, Rabbiyle sözleşme yapacak gücü yitirdiğinde, çağın sorumluluklarını ve kimliğini gerçekleştirecek kuvveti kaybettiğinde zillete düşmüştür.
İkincisi ise bu acizliğin, ahdi bozmak şeklinde gerçekleşmesidir. İlahi misakı bozan kimseye zillet ve meskenet kaçınılmaz olarak ulaşır, çünkü Rabbiyle olan bağını koparmıştır.