Bu haftaki dersimizde Hadi Adanalı Hocamız, yeni dönemin ilk dersine ahlak teorileri başlığıyla giriş yaptı. Hocamız, geçen dönem Kur’an-ı Kerim’deki zihinsel erdemlere bilişsel yetiler üzerinden ulaşmaya çalışırken bu dönem bu erdemler alanına ahlak teorileri perspektifinden yaklaşacağını belirtti. Ahlak teorilerinin insanlık tarihi kadar kadim olduğunu, ancak özellikle çağdaş düşüncede bir tür “teoriler enflasyonu” yaşandığını belirterek, bu teorilere değinmekteki amacının Kur’an-ı Kerim’in ibare ve ifadelerini daha iyi kavrayabilmek olduğunu vurguladı.
Bu çerçevede Hocamız, modern literatürde öne çıkan pek çok ahlak teorisinin ahlaki değerin kaynağını farklı noktalarda temellendirdiğini belirtti. Haz, akıl, duygu, toplumsal bağlam, sözleşme, dilsel uzlaşım ya da ilahî buyruk gibi farklı referanslara dayanan bu yaklaşımların, ahlakın ne olduğu ve iyi-doğru eylemin nasıl inşa edileceği konusunda farklı yaklaşımlar ürettiğini ifade etti. Örneğin kontraktüalizmin güçlü bir teori olduğunu ifade eden Hocamız, Müslümanların Allah ile kurduğu mîsak tasavvurunda da sözleşme fikrinin izlerinin bulunabileceğine dikkat çekti. Öte yandan nihilizmin ise İslam’ın temel kabullerinden biri olan realizmle ve varlığa pozitif yaklaşımıyla taban tabana zıt bir pozisyonu temsil ettiğini belirterek, teoriler arasındaki bu ayrımın yönelik farkındalığımızın önemli olduğunu ifade etti.
Hocamız, bu dersimizde modern dünyada özellikle siyaset ve uluslararası ilişkiler alanında fiilen en etkili ahlak anlayışlarından biri hâline gelen faydacı ahlak üzerinde durdu. İngiliz filozof Jeremy Bentham’ın (1748–1832) “en yüksek sayıda insan için en yüksek düzeyde fayda” formülasyonunun bu yaklaşımın klasikleşmiş bir ifadesi olduğunu belirterek, İngiliz felsefesinin insanı öne plana alan realist yaklaşımını yansıttığını ifade etti. Hocamız, faydacılığın temel yaklaşımının, bir eylemin ahlaki olarak doğru sayılmasını “fayda” ölçütüne bağlamak ve toplam faydayı maksimize eden tercihi “doğru” kabul etmek olduğunu dile getirdi. Bu bağlamda faydacılığın, bir eyleme “iyi” ya da “kötü” demek için sonuçlara bakmayı zorunlu gördüğünü ve değerlendirmelerini neticeler üzerinden kurduğunu vurguladı.
Hadi Hocamız, faydacı düşünürlerin faydayı kimi zaman “haz”, kimi zaman “mutluluk”, kimi zaman da “tercih” üzerinden tanımlandığını, ancak bu kavramların her birinin ölçülebilirlik ve belirlenim açısından belirsizlikler içerdiğini ifade etti. Ayrıca herkesin üzerinde uzlaştığı sabit bir fayda algısının bulunmaması sebebiyle “faydayı kimin ve neye göre belirleyeceği” sorusunun da aynı şekilde bir belirsizlik alanı oluşturduğunu ifade etti. Bu bağlamda, tek tek fiiller üzerinden faydayı maksimize etmeyi hedefleyen “davranış faydacılığı” ile genel kurallar aracılığıyla faydayı artırmayı amaçlayan “kural faydacılığı” arasındaki ayrımı değerlendirdi.
Dersin ilerleyen kısmında Hocamız, faydacı ahlaka yöneltilen temel itirazları sistematik biçimde ele aldı. İlk olarak, modern dönemde insan hakları adına büyük mücadeleler verilmesine rağmen faydacılığın ahlaki tartışmayı çoğu zaman “haklar” ve “insan onuru” gibi temel kavramları merkeze almadan kurmasının eleştirildiğini ifade etti. İkinci olarak, çoğunluğun faydası adına azınlığın zararının tolere edilebilmesi ihtimalinin faydacılığın problemli sonuçlarından biri olarak görüldüğünü belirtti. Üçüncü olarak, herkesin kendi faydasını merkeze alması durumunda kamu malı ve ortak kaynaklar konusunda ciddi çatışmaların ortaya çıkabileceğine dikkat çekti. Son olarak ise faydacılığın “aşırı talepkâr” bir teori olarak, sürekli acıyı azaltmak ve hazzı çoğaltmak zorundaymışız gibi bir yükümlülük ürettiğini, oysa insanın kimi zaman bir ideal uğruna acıyı bile göze alabileceğini ifade etti.
Hocamız, tüm bu tartışmaların sonunda “fayda”nın insanın temel arayışlarından biri olarak sürekli karşımıza çıktığını ve bu nedenle fayda fikrini anlamanın ve üzerinde düşünmenin gerekli olduğunu vurguladı. Önümüzdeki derste faydacılık ve ahlak teorilerinin daha ayrıntılı biçimde ele alınacağını belirterek dersi tamamladı.

