Bu haftaki dersimizde Hadi Adanalı Hocamız, erdem ahlakının ne olduğu, çağdaş felsefede neden ve nasıl yeniden canlandığı ve faydacı ahlak ile ödev ahlakına kıyasla hangi soruları merkeze aldığı konuları üzerinde durdu.
Hocamız, 18. ve 19. yüzyıllarda faydacı ahlakın ve ödev ahlakının daha baskın teoriler olarak öne çıktığını, buna karşılık 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren erdem ahlakına yönelişin güçlendiğini ifade etti. Bugün ise erdem ahlakının adeta bir rönesans yaşadığını belirterek, bu yeniden canlanışın İngiliz felsefesi bağlamında başlangıç noktalarından biri olarak Elizabeth Anscombe’un (1919-2001) 1958 tarihli “Modern Moral Philosophy” adlı makalesine atıfta bulundu. Hocamız, Anscombe’un bu makalesinde ahlaki tartışmayı ilke ve kurallara dayalı yaklaşımlardan “erdem/karakter” merkezine çektiğini, dolayısıyla “nasıl bir kişiliğe sahip olmalıyız?”, “nasıl bir hayat sürmeliyiz?”, “nasıl yaşamalıyız?” gibi soruları merkeze aldığını vurguladı. Bu yönüyle erdem ahlakının, yalnızca tekil fiilleri yargılayan bir teori olmaktan ziyade, insanın hayatını anlamlandırma ve beklentilerini konumlandırma meselesine dair daha şümullü bir tavra sahip olduğunu belirtti.
Dersin bu kısmında erdemleri merkeze alan ahlak yaklaşımları ana hatlarıyla tasnif edildi. İlk olarak eudaimonist erdem ahlakına değinen hocamız, Aristoteles’in eudaimonia kavramının “sıradan mutluluk”tan ziyade insanın inkişafına (flourishing) işaret ettiğini ifade etti. Bu yaklaşımda insanın karakterinin merkezde olduğunu ve bunun bir inşa süreci olarak düşünülebileceğini belirtti. İkinci olarak fail temelli erdem teorilerini ele alarak burada bireyin etkin rolünün öne çıktığını ve erdemin davranışa dönüşmesinde failin aktif rolünün belirleyici olduğunu ifade etti. Üçüncü olarak ise erdem ahlakının ihtimam/özen (care) kavramı üzerinden yeniden yorumlanmasını gündeme getirdi.
Aristoteles’in ahlak dünyasında kadınların ve kölelerin görünürlüğünün sınırlı oluşuna, ahlakın daha çok erkek yurttaşlar üzerinden kurulmasına dikkat çeken hocamız, bu eksikliği görünür kılmak üzere 20. yüzyıldan itibaren kadın düşünürlerin özen kavramını öne çıkardığını belirtti.
Hadi hocamız, erdem ahlakına yöneltilen temel eleştirileri de sistematik biçimde ele aldı. İlk olarak erdem ahlakının bireyciliği fazla öne çıkardığı, oysa bireyin bir ilişkiler manzumesinin ürünü olduğu itirazını aktardı. İkinci olarak erdem ahlakının yer yer muğlak bulunduğunu, çünkü faydacı ahlakın ya da Kantçı ödev ahlakının yapılması gerekenlere dair daha bariz formüller teklif etmesine karşılık erdem ahlakının spesifik durumlara dair doğrudan bir yol haritası vermediğinin eleştirildiğini ifade etti. Üçüncü olarak ise, bağlam ve ilişkiler ağı hesaba katılmadan inşa edilmeye çalışılan “erdemli birey” idealinin problemli bir soyutlamaya dönüşebileceğinin eleştirilere konu olduğunu belirtti.
Çağdaş erdem ahlakı tartışmalarında öne çıkan diğer iki önemli ismin, Bernard Williams (1929-2003) ve Alasdair MacIntyre (1929-2025) olduğuna işaret edildi. Hocamız, ilk kuşak erdem ahlakı teorisyenlerinin belirgin özelliğinin eleştirel tutumları olduğunu, zira yeni bir ahlak teorisi teklifinin, mevcut teorilerin zorlandığı ve karşılayamadığı alanları görünür kılan bir eleştiri zemini gerektirdiğini belirtti. Bu çerçevede kuralcı ahlak teorilerine (faydacı ahlak ve ödev ahlakına) erdem ahlakçıları tarafından yöneltilen başlıca eleştirileri şöyle sıraladı:
(i)Kantçı ahlaktaki “zorunluluk/ödev” vurgusunun aşırı merkezîleştirilmesi ve ahlaki hayatı zorunlu olarak “meli–malı”lar üzerine indirgemesi
(ii)Ahlaki değerleri, zorunlu eylemler ardından devreye giren takdir-ödül mekanizmalarına bağlama eğilimi
(iii)Özellikle Anscombe’un vurguladığı biçimiyle duyguları ve psikolojiyi dışlamaları
(iv)Ahlaki karar süreçlerini algoritmikleştirerek bireyi makineleştirmesi ve böylece bireyin karar alma salahiyetini geri plana itmesi
(v)İstisnai durumları gözetmekte zorlanması
Hocamız, erdem ahlakında merkezi bir kavram olan karakterin ne anlama geldiğini açıklarken birkaç noktayı öne çıkardı. Karakterin “hal/ahvâl” diye ifade edilebilecek biçimde zihinsel, duygusal ve davranışsal tutumların toplamı olduğunu, karakter ile davranış arasında sıkı bir ilişki bulunduğunu belirtti. Bu bağlamda hazırbulunuşluk (disposition) kavramını, belirli durumlarda belirli tutumları takınmaya yönelik varoluşsal eğilim olarak tanımladı. Erdemlerin hem sabit hem de süreğen yönleri olduğunu, erdemli saydığımız kişilerin bu tutarlılığı ilkesel biçimde taşıdıklarını ifade etti. Karakterin ortaya çıkışının ise zamana yayılan bir inkişaf süreci gerektirdiğini, bu sebeple çocukların “erdemli” oluşundan söz etmenin pek mümkün olmadığını belirtti. Erdemli olabilmek için rol modellerinin önemine değinen Hocamız, Müslümanlar için Hz. Peygamber’in bu bağlamdaki merkezi yerini hatırlattı. Ayrıca erdemli olmayı dert edinmenin ve erdemli nesiller yetiştirmede eğitimin belirleyici rol oynadığını vurguladı. Bu çerçevede erdemli bir davranışın, kişinin seçimine bağlı olması gerektiğini, erdem ahlakının ahlaki otonomluğa imkân tanıyan ve onu güçlendiren bir yaklaşım sunduğunu ifade etti.
Dersin son bölümünde Hocamız, sınıf içerisinde izlediğimiz bir film sahnesi üzerinden erdem ahlakı, faydacı ahlak ve ödev ahlakını karşılaştırmalı biçimde ele alarak sahnedeki eylemin hangi ahlak teorisine daha yakın olduğunu tartışmaya açtı. Hocamız, önümüzdeki hafta erdem ahlakını konu edinen Kur’an-ı Kerim ayetleri üzerinden derse devam edeceğimizi belirterek dersi tamamladı.

