Taha Abdurrahman Okumaları | Ders 11

Prof. Dr. Mehmet Görmez bu haftaki dersimizde, “Beşerî, sosyal, tabii ve İslami ilimler arasında nasıl bir birlik kurulabilir?” sorusunu Taha Abdurrahman düşüncesi üzerinden ele aldı. Bu sorunun, İslam’ın ilim tasavvurunu anlamak bakımından temel bir mesele olduğunu ve ilimler arasındaki ilişkinin ancak ilmin mahiyeti, ölçüsü ve vazifesi doğru anlaşıldığında kurulabileceğini ifade etti.

İslam’ın ilim tasavvuru, birleştiren ve toplayıcı bir ilkeye dayanır. Bu ilke, ilmin konumu ile değil, ilmin vazifesi ve görevi ile ilgilidir ve ilmin ölçüsüne dayanır. Bu sebeple İslam düşüncesinde ilim, faydalı ilim ve faydalı olmayan ilim, yahut övülen ilim ve kötülenen ilim şeklinde ayrılır. Bu ayrım, ilimleri sadece konularına göre değil, taşıdıkları değer ve yerine getirdikleri vazifeye göre değerlendirmeyi gerektirir.

Bilimler arasında ilk ayrım, ihtisas alanlarına yönelik ayrımdır. Her ilim, konusu ve metoduna göre farklılık arz eder. Bir ilim, kendi sınırlarını belirlediğinde müstakil bir ilim dalı haline gelir. Bir ilmi müstakil kılan unsurlar; konusu, metodu, kavramları, kuramı ve kaynağıdır. Ancak bu farklılık, ilimleri birbirinden koparan bir ayrım değildir. Bir ilim dalını kendi içine kapalı bir dünya olarak görmek doğru değildir. Sınırları belirli olmakla birlikte ilimler birbirinden yararlanır ve birbirini tamamlar.

Şer‘î ilimler ile vaz‘î ilimler arasındaki fark, sadece konu veya metod farkı değildir. Asıl fark, ilmin dayandığı ölçülerle ilgilidir. Her ilmin ilim olabilmesi için iki temel ölçüye dayanması gerekir. Bunlar makuliyet ve meşruiyettir. Makuliyet, ilmin ortaya koyduğu varlık hükümlerinin doğruluğunu ifade eder ve bizi hakikate götürür. Meşruiyet ise ilmin taşıdığı değer hükmünü ve faydayı ifade eder.

Bu bakımdan hem vaz‘î ilimlerin hem de şer‘î ilimlerin makuliyeti ve meşruiyeti vardır. Fizik ve kimya gibi ilimlerin bir makuliyeti ve meşruiyeti olduğu gibi, İslami ilimlerin de makuliyeti ve meşruiyeti vardır. Bu durum, bu ilimlerin birbiriyle çatışan değil, birlikte düşünülebilen ilimler olduğunu gösterir.

Bu iki ilim arasındaki fark, esas olarak gayelerle ilgilidir. Vaz‘î ilimlerde makuliyet, çoğunlukla varlığın nasıl işlediğini ortaya koyan mücerred bir makuliyettir. Şer‘î ilimlerde ise makuliyet, sadece vesilelerle sınırlı değildir; gayeleri ve değerleri de dikkate alır. Meşruiyet açısından vaz‘î ilimler çoğunlukla dünyevi menfaatlerle ilgili iken, şer‘î ilimler hem dünyevi hem de uhrevi menfaatleri kapsar.

Şer‘î ilimler ile vaz‘î ilimler arasındaki birleştirme, bir eşitleme veya birinin diğerine indirgenmesi değildir. Bu birleştirme, her ilmin kendi sınırlarını koruyarak, ilmin ortak vasfı olan makuliyet ve meşruiyet ölçüleri çerçevesinde bir araya gelmesidir.

Bu çerçevede İslam’ın ilim tasavvuru, ilimleri birbirinden koparan değil; onları hakikat ve fayda ölçüsü temelinde birleştiren ve toplayan bir tasavvur olarak ortaya çıkar.