Hocamız bugün dersi kapsamında Fârâbî’nin Kitâbü Ârâʾi Ehli’l-Medîneti’l-Fâzıla adlı eserini tahlil etti.
Hocamız Fârâbî’nin bu eserine benzer başlıklara sahip olan Fusûlü’l-medenî, es-Siyâsetü’l-medeniyye Tahsîlü’s-saʿâde, Kitâbü’l-mille ve Kitâbü’l-hurûf gibi eserlerine de değinerek bu metinlerin her birinin birbirine benzer görünmesine rağmen aslında ayrıntılarda fizikten metafiziğe, ahlâktan siyasete ve dine uzanan geniş bir medeniyet projesinin farklı boyutlarını temsil ettiğini vurguladı.
Hocamız özellikle el-Medînetü’l-Fâzıla’nın sadece bir siyaset kitabı olmadığına dikkat çekti. Bu eserinde önce varlık düzenini, evreni ve insanın ontolojik konumunu açıklamakta, siyaset teorisini ise bu metafizik ve kozmolojik temeller üzerine kurmaktadır. Bu nedenle eser, teoloji, metafizik, kozmoloji, psikoloji ve ahlâkın iç içe geçtiği kapsamlı bir felsefi sistem olarak değerlendirilmelidir.
Kitabın ilk bölümlerinde Fârâbî, İlk Neden (Tanrı) kavramıyla başlar. Ardından ayüstü ve ayaltı âlemler, varlık düzeni, oluş ve bozuluş, ruh, akıl ve beden gibi temel metafizik ve kozmolojik kavramları ele alır. Bu kısımda filozof, evrenin düzenli bir hiyerarşi içinde var olduğunu ve bütün varlıkların İlk Neden’den taşan kozmik bir düzenin parçaları olduğunu açıklar. Bu bağlamda Tanrı evrenin ilk sebebi, düzen kurucusu ve nihai amacıdır.
Hocamız ayrıca eserin bölüm başlıklarının da bu sistematik ilerleyişi açıkça gösterdiğini belirtti: İlk Mevcut ve onun sıfatları, birliği ve eşsizliği, varlıkların ondan nasıl sudûr ettiği, mevcutların mertebeleri, madde ve sûret ilişkisi, semavî cisimler, nefis ve kuvvetleri, insanın toplumsal doğası ve nihayet erdemli şehir ile cahil şehirlerin yapısı bu düzen içinde ele alınmaktadır. Böylece Fârâbî, metafizikten başlayarak insan ve toplum düzenine ulaşan bütüncül bir felsefi yapı kurmaktadır.
Bu noktada hocamız önemli bir soruya dikkat çekerek bizi düşünceye cevap bulmaya yöneltti: Bir siyaset felsefesi eseri neden Tanrı ve kozmoloji ile başlar?
Hocamız, eserden Arapça pasajlar okuyarak filozofların Tanrı hakkında konuşurken soyut düşünce diline örnekler verdi. Bu bağlamda Fârâbî’nin Tanrı ve ilâhî nitelikler hakkında konuşurken kelâmcıların ve sûfîlerin dilinden farklı olarak daha çok tenzihî ontik felsefî bir ifade tarzı kullandığını örneklendirdi.
Fârâbî’nin siyaset felsefesinin kozmik düzen anlayışıyla bağlantılı olduğunu açıkladı. Evren nasıl Tanrı tarafından düzenli bir şekilde yönetiliyorsa erdemli şehir de aynı düzeni yeryüzünde yansıtır. Bu nedenle evrendeki düzen ile toplumdaki düzen arasında bir paralellik vardır.
Fârâbî’ye göre siyaset yalnızca yönetim tekniklerinden ibaret değildir. Siyasetin temeli insanın mutluluğa ulaşmasıdır ve mutluluk ancak varlığın düzenini ve insanın evrendeki yerini anlamakla mümkün olabilir. Bu nedenle Fârâbî’nin siyaset teorisi aslında ontoloji, epistemoloji ve ahlâkın üzerine kurulmuş bir siyaset teorisidir.
Bu bağlamda hocamız şu vurguyu yaptı: Fârâbî’nin felsefi sisteminde epistemolojiden ontolojiye, fizikten siyasete uzanan bütün yapının anahtar kavramı ahlaktır. Felsefe doğru bilginin araştırılması olduğu kadar doğru davranışın gerçekleştirilmesidir. Bilgi pratiğe dönüşmediği sürece toplumlar erdemsiz kalır.
Fârâbî, insanın doğası gereği toplumsal bir varlık olduğunu açıklar. İnsan tek başına yaşayamaz; ihtiyaçlarını karşılamak ve yetkinliğe ulaşmak için diğer insanlarla birlikte yaşamak zorundadır. Bu nedenle insanlar yardımlaşma amacıyla topluluklar kurarlar. Fârâbî bu toplulukları farklı derecelerde ele alır: aile, mahalle, köy, şehir, millet ve bütün insanlık. Ancak en yüksek yetkinliğin gerçekleşebileceği topluluk şehir Medine’dir.
Fârâbî’ye göre gerçek mutluluğa ulaşmayı amaçlayan insanların yardımlaşarak oluşturduğu şehir “Erdemli Şehir”dir. Bu şehirde yaşayan insanlar mutluluğa ulaşmak için birbirlerine yardım ederler. Bunun karşıtı ise Cahil Şehirlerdir. Cahil şehirler gerçek mutluluğun ne olduğunu bilmeyen ve yanlış amaçların peşinden giden toplumları ifade eder.
Hocamız burada Fârâbî’nin toplum anlayışını açıklarken kullandığı beden benzetmesine dikkat çekti. Fârâbî’ye göre toplum, insan bedenine benzer. Nasıl bedenin organları farklı görevler üstlenmişse toplumdaki bireyler de farklı görevler üstlenir. Bedendeki organların uyumu nasıl hayatı mümkün kılıyorsa toplumdaki iş bölümü ve uyum da medeniyetin temelini oluşturur.
Bu benzetmede bedenin yöneticisi kalptir. Kalp nasıl bedeni yönetiyorsa toplumda da şehri yöneten bir ilk başkan bulunmalıdır. Bu kişi yalnızca siyasi bir yönetici değildir; aynı zamanda filozof ve bilgedir. Çünkü gerçek mutluluğun ne olduğunu bilen kişi ancak filozoftur.
Hocamız özellikle şu noktayı vurguladı: Fârâbî’ye göre felsefe yönetimin bir parçası değilse şehir erdemsiz hale gelir. Çünkü gerçek mutluluğun bilgisi ancak felsefe ile elde edilir.
Hocamız, “ameller niyetlere göredir” ilkesiyle bakıldığında Fârâbî’nin cahil şehir modellerinden erdemli şehre geçişte temel ölçütün niyetin düzeltilmesi olduğunu ifade etti. Buna göre şeref, zaruret ve demokratik şehirler; amaçlarını ve niyetlerini mutluluğa ve gerçek iyiye yönelttikleri ölçüde erdemli şehre dönüşebilirler.
Cisim; suret ve maddeden, insan da ruh ve bedenden oluştuğu gibi medeniyette maddesi olan Medine ve ruhu olan imam, reis, nebi, ve filozof olan liderden oluşur.
Fârâbî’ye göre medeniyetin temelinde adalet ve sevgi yer alır. Sevgi insanları birbirine bağlayan güçtür; adalet ise bu düzeni koruyan ilkedir. Adalet erdemli şehrin temelidir ve toplumun ortak iyilerinin paylaşımında ortaya çıkar.
Fârâbî’ye göre mutluluk başka bir amaç için değil yalnızca kendisi için aranan en yüksek iyidir. Bu yönüyle Aristoteles’in “en yüksek iyi” anlayışıyla paralellik gösterir.
El-Medînetü’l-Fâzıla bir ütopya mıdır?
Ütopya kavramı ideal fakat gerçekte bulunmayan toplum tasarımlarını ifade eder. Platon’un Devlet, Thomas More, Campanella Bacon’un eserleri buna örnek gösterilir. Fârâbî’nin erdemli şehri de bu açıdan bir ideal toplum tasarımı olarak görülebilir. Ancak bu eser yalnızca hayalî bir devlet tasviri değildir; aynı zamanda felsefe, din, ahlâk ve siyaseti birleştiren kapsamlı bir medeniyet teorisidir.
Fârâbî’ye göre toplumların krizi çoğu zaman bilgi eksikliğinden değil, bilginin erdeme ve eyleme dönüşmemesinden doğar. Gerçek medeniyet, doğru bilgiyi doğru davranışla birleştiren erdemli insanların kurduğu düzendir. Bu nedenle Fârâbî’nin mesajı bugün için de açıktır: Felsefenin rehberliğinde bilgi, ahlâk ve siyaset birleşmediği sürece şehirler büyüyebilir fakat medeniyet doğmaz. Erdemli şehir, önce insanın içinde başlar; adalet, hikmet ve sorumlulukla kurulan her toplum ise bu idealin mümkün olduğunu gösterir.

