Bu haftaki dersimizde Hadi Adanalı Hocamız, geçen hafta odaklandığımız ihsan kavramını hatırlatarak derse başladı. İhsanın iki temel anlamı olduğunu, bunlardan birinin iyilik, bir diğerinin ise bir işi hakkını vererek, gereğince ve doğru biçimde yapma, mükemmel gerçekleştirme anlamı olduğunu vurguladı. Geçen hafta ihsanın estetik ve adaletle ilişkisine yoğunlaşan Hocamız, bu hafta ise ihsanın ikinci anlamının zihinsel erdemlerle irtibatı üzerinde durdu.
Hocamız, ihsanın “bir işi mükemmel yapma” anlamını Kur’anî bağlamda öncelikle Allah’ın fiilleri ve yaratması üzerinden düşünmemiz gerektiğini ifade etti. Bu noktada Kur’an-ı Kerim’de yaratmanın yalnızca h-l-k (خَلَقَ) köküyle sınırlı olmadığını, ibdâ, fatara ve ce’ale gibi farklı fiillerin de yaratmanın çeşitli veçhelerini görünür kıldığını hatırlattı. Bununla birlikte, yalnızca h-l-k köküne odaklanmanın dahi Allah’ın fiillerindeki itkân ve mükemmeliyet fikrini açığa çıkarmaya yeteceğini, evrenin, semanın ve arzın, insanın ve diğer varlıkların yaratılışına dair anlatıların Kur’an-ı Kerim’de çoğu zaman mücmel olmakla birlikte yönlendirici bir çerçeve sunduğunu belirtti.
Hocamız, bu bağlamda Allah’ın her şeyi sapasağlam ve mükemmel yapmasını ifade eden itkân kavramını, Neml Suresi 88. ayet üzerinden açıkladı. Dağların duruyor gibi görünmesine rağmen aslında hareket halinde olduğunu bildiren bu ayetin, bize görünenle görünmeyen arasındaki farkı öğrettiğini, zahir ve batın ayrımının yalnızca Allah’ın isim ve sıfatlarıyla ilgili değil, aynı zamanda yaratılmış varlıkların da anlaşılma tarzıyla ilgili olduğunu belirtti. Bu çerçevede sun’/sanat/zanaat çağrışımlarına da işaret ederek, yaratılıştaki düzen, yerindelik ve ustalığı fark etmenin, insan fiillerinde “bir işi hakkıyla yapma” talebiyle aynı istikamete yöneldiğini vurguladı.
Dersin devamında Hocamız, yaratılış üzerinden Allah’ın varlığına ulaşmaya imkân veren deliller bağlamında kozmolojik delil ile ontolojik delil ayrımını hatırlattı. Ontolojik delilde varlık sınıfları üzerine akıl yürütmenin (mümkün-vacip-mümteni gibi) belirleyici olduğunu ifade etti. Kelam geleneğinin ise yöntem olarak daha çok şahitten gaibe (görünenden görünmeyene) hareket ettiğini, bu nedenle yaratılış delilini yoğun biçimde kullandığını belirtti. Modern dönemde de bu argümanın “kelam argümanı” başlığı altında yeniden tartışıldığını hatırlatarak, kelam literatürünün bu alanda zengin bir miras ürettiğine dikkat çekti. Ardından Hocamız, yaratılıştaki mükemmeliyet temasını kozmolojik delil bağlamında bazı ayetlerle açıkladı.
Hocamız daha sonra insanın yaratılışına dair ayetlere geçerek, yaratılış anlatısının yalnızca biyolojik bir süreç tasviri olarak değil, “mükemmellik/itkân” fikrini besleyen bir anlam ufku olarak okunabileceğini belirtti. İnsan yaratılışındaki merhalelere yönelik Kur’anî vurgunun, insanın yalnız maddi bir bileşimle açıklanamayacağı tartışmasını doğurduğunu, bilişsel yetiler, şuur ve aklın bu bağlamda ayrıca düşünülmesi gerektiğini ifade etti.
Dersin ikinci bölümünde Hocamız, ihsanın “işi iyi yapmak” anlamını beşerî fiiller bağlamında somutlaştırmak üzere psikoloji literatürüne yöneldi ve özellikle Mihayl Csikszentmihalyi’nin “akış (flow)” kavramı üzerinde durdu. Akışın zaman zaman “mutluluk”la özdeşleştirildiğini, ancak yazarın bu kavramla daha çok bir işe bütünüyle odaklanmayı ve o işin içinde tam bir katılım hâlini anlatmak istediğini ifade etti. Hocamız, akışın bir işi gereğince yaptığımızda iç dünyada oluşan derin tatmin duygusuyla ilişkili olduğunu belirterek, “mükemmel iş” fikrinin yalnızca dışsal başarıyla değil, dikkat, disiplin, planlama ve icra gibi zihinsel süreçlerle de yakından bağlantılı olduğunu vurguladı.
Dersin ilerleyen bölümlerinde Hocamız, zihnin doğal hâlinin “entropik” olduğuna dikkat çekerek, hiçbir şeyle meşgul değilken insanların düşüncelerinin bir imgeden diğerine kaydığını ve çoğu zaman olumsuza doğru sürüklendiğini belirtti. Böyle bir durumda ise insanın iki yola yönelebileceğini ifade etti: ya zihni disipline ederek bir düzen kurmak veyahut da farklı kaçış biçimleriyle düşüncelerden uzaklaşmak. Bu bağlamda düşünmenin emek ve enerji gerektirdiğini fakat asıl tatminin “akış” hâlinde hakkıyla yapılırken oluştuğunu vurguladı. Ayrıca modern dünyadaki duyu bombardımanının insanı kendi iç dünyasına yabancılaştırabildiğini, dolayısıyla zihni organize etme sorumluluğunun daha önemli hale geldiğini belirtti.
Hocamız, dersin sonunda dil, hafıza ve zihinsel disiplin arasındaki karşılıklı beslenme ilişkisine dikkat çekti. Bu çerçevede ezberin, şiirin ve zengin bir söz dağarcığının insanın düşünce ufkunu genişleten önemli imkânlar sunduğunu hatırlattı. Önümüzdeki hafta ise Allah’ın yaratışındaki mükemmeliyeti bu kez insanın siması üzerinden, bilimsel açıklamalarla birlikte ele alacağımızı belirterek dersi tamamladı.

