Kur’an-ı Kerim’de Zihinsel Erdemler | Ders 22

Bu haftaki dersimizde Hadi Adanalı Hocamız, gündelik tecrübelerimizin merkezinde yer alan yüz, sima, çehre ve güzellik temalarını ele alarak Kur’an-ı Kerim’de suret, sima ve vecih kavramlarının anlam alanı ve zihinsel erdemlerle irtibatı üzerinde durdu. Hocamız, iletişimde hayati bir rol oynamasına rağmen simanın öneminin çoğu zaman fark edilmediğini ifade etti. Ders boyunca konuyu ağırlıklı olarak ayetler üzerinden işleyerek, bu kavramların Kur’an-ı Kerim’deki kullanımına dair çalışmaların görece sınırlı olduğuna dikkat çekti.

Hocamız, Kur’an-ı Kerim’de insan siması hakkında asıl belirleyici kavramın vecih olduğunu ve bunun hem felsefi hem de ahlaki çağrışımları olan geniş bir kullanım alanına sahip bulunduğunu ifade etti. Bununla birlikte suret, sima, vecih gibi terimlerin yalnızca fiziksel bir betimleme sunmadığını, bilakis simanın beşerî-ahlakî ilişkilerde nasıl tanındığımızı ve nasıl değerlendirildiğimizi etkileyen belirleyici bir boyuta işaret ettiğini belirtti. Bu çerçevede yüzün, insanın kendisini konumlandırma biçiminin de bir parçası olarak düşünülmesi gerektiğini vurguladı.

Hadi Hocamız, Kur’an-ı Kerim’in suret kavramı ile insanın yaratılışının “en mükemmel formda” oluşuna işaret eden bir dil kullandığını ifade etti. Felsefede madde-suret/form ayrımına değinerek, rasyonalist düşüncenin çoğu zaman formu merkeze alan yaklaşımına atıfta bulundu. Bu bağlamda Hocamız, insanın “ahseni takvîm” üzere yaratılışını yalnızca bedensel forma indirgememek gerektiğini belirtti. “Takvîm/kıvam” kelime kökünün ayağa kalkma, doğrulma ve yönelme çağrışımları taşıdığını hatırlatarak, insanı diğer canlılardan ayıran temel hususun da yaratıcıyla kurduğu bu yöneliş ilişkisi olduğunu ifade etti.
Hocamız, bu sebeple ahseni takvîm’in, insanın Rabb’ine yönelme kabiliyeti ve bu kabiliyetle donatılmış oluşu bağlamında da anlaşılması gerektiğini vurguladı.

Hocamız, Kur’an-ı Kerim’de geçen suret, tasvir ve el-Musavvir gibi kavramların ise bebeğin anne karnında şekillendirilmesi ve insan bedeninin uyum ile ahenk içinde yaratılışı gibi bağlamlarda, yaratılıştaki yerindelik ve mükemmelliği vurgulamak üzere kullanıldığını ifade etti. Hocamız, sima kavramının ise ses, söz, tonlama, duruş ve bakış gibi unsurları içeren insanı tanıma ve değerlendirme süreçlerinde belirleyici olduğunu söyledi. Bu çerçevede Fetih suresindeki “secde eseri olan alametleri yüzlerindedir” anlamındaki ifadeyi hatırlatarak, ibadetin ve özellikle secdenin simada bıraktığı iz fikrinin Kur’anî bir karşılığı bulunduğunu belirtti. Ayrıca Bakara 273 ve Muhammed 30 gibi ayetlere atıfla, simanın insanın iç dünyasının dışa vurumuyla ilişkili bir boyut taşıdığını ifade etti.

Hocamız, bu kavramlar arasında Kur’an-ı Kerim’de en sık geçenin ise vecih olduğunu vurgulayarak, vecih teriminin Allah’a izafetle, insana izafetle ve “gidişat/yöneliş” anlamında farklı nispetlerle kullanıldığını aktardı. Allah’ın veçhi ifadesinin Hristiyanlıktaki tasavvurlardan farklı olarak, bütünüyle mecazî olarak anlaşılması gerektiğini vurguladı. Allah’a vecih isnadının rasyonel problemler doğuracağını söyleyen hocamız, dilin kuralları içinde veçhin mecazen kullanılabileceği ve dolayısıyla da toplumsal kullanımın anlamı belirlemede dikkate alınması gerektiğini açıkladı. Bu çerçevede “Allah’ın vechinin her yerde olması” fikrinin insanın her yerde Allah’ın huzurunda olduğunu hatırlattığını, “Allah’ın vechi dışındaki her şeyin fani oluşu” (Kasas 88) ve “nereye dönerseniz Allah’ın veçhini bulursunuz” (Bakara 115) gibi ayetlerde vecih kavramının Allah’ın zatına işaret ettiğini belirtti.

Hocamız, insan vechiyle ilgili kullanımların da harfî boyuttan mecaza, duygular ve onur bağlamlarına uzanan geniş bir alana yayıldığını ifade etti. Hadislerde insan suretinin “Rahman’ın sureti üzere yaratıldığı” yönündeki rivayetleri de hatırlatarak, suret/sima/vecih terimlerinin Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde yalnız ontolojik değil, aynı zamanda ahlaki bir yön taşıdığını belirtti.

Hadi Hocamız, bu noktada “zihinsel erdemler ile sima arasında nasıl bir bağ kurabiliriz?” sorusunu gündeme getirerek, bu ilişkiyi somutlaştırmak için Hz. Peygamber’e dair rivayetlere yöneldi. Siyer ve hadis rivayetlerinde Hz. Peygamber’in “siması”ndan ziyade daha çok sureti ve sireti hakkında tasvirlerin öne çıktığını, bununla birlikte duygularının yüzüne yansıdığı rivayetlerin de bulunduğunu ifade etti. Ancak Hocamız, bu yansımanın yanında Hz. Peygamber’in duygulara hâkimiyet ve duyguları denetim altında tutma yönünün de rivayetlerde güçlü biçimde görüldüğünü belirtti. Bu çerçevede simanın, insanın iç dünyasının ve zihinsel/ahlaki melekelerinin dışa vurulduğu önemli bir alan sunduğunu vurguladı.

Dersin ikinci yarısında Hocamız, sima konusunu güzellik kavramı etrafında genişleterek, bu tartışmayı somutlaştırmak üzere sanat tarihinden bazı örnekler kullandı. Simanın yalnız biçimsel bir görünüşten ibaret olmadığını, kimi eserlerde yüzün ötesine geçen bir anlamın, hatta yüzün ardında varsayılan bir karakter ve erdem izleniminin de sanatkâr tarafından temsil edilmeye çalışılabileceğini ifade etti. Devamında Leonardo da Vinci, Botticelli ve Michelangelo gibi sanatçıların güzellik temsillerinden Doğu’daki minyatür sanatına uzanan örneklerle güzellik ve erdem ilişkisini konu etti.
Dersin sonunda Hocamız, güzelliğin değerlendirilmesinde kültürün yanı sıra bazı nicel kriterlerin de rol oynayabileceğine dikkat çekti. Bununla birlikte insanların güzelliği ahlakla kolayca ilişkilendirmeye yatkın olabildiğini, “güzel olanın ahlakî olduğu” şeklindeki sezginin ise yanıltıcı olabileceğini vurgulayarak dersi tamamladı.