Kur’an-ı Kerim’de Zihinsel Erdemler | Ders 23

Bu haftaki dersimizde Hadi Adanalı Hocamız, yalan, aldanma ve aldatma meselesini Kur’an-ı Kerim bağlamında ele aldı. Bu çerçevede Kur’an-ı Kerim’in yalanla ilgili temel kavramı olan kizb (كذب) üzerinde durarak, yalanın hakikatle ilişkisini ve anlam katmanlarını tartıştı. Hocamız, yalanın “kendine dönük” (reflexive) cephesini, yani kişinin kendini aldatması meselesini ise önümüzdeki hafta ayrıca ele alacaklarını belirtti.

Hocamız, Kur’an-ı Kerim’de kizbin yalnızca “yalan” anlamına indirgenemeyeceğini, hakikatle örtüşmeyen, hakikati saptıran ve gerçekliği gölgeleyen daha geniş bir anlam alanı sunduğunu ifade etti. Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim’de k-z-b kökünün ve türevlerinin çok sık geçtiğini vurgulayarak, özellikle “ısrarla yalanlama/yalan söyleme” anlamını taşıyan kezzebe formunun dikkat çekici bir yoğunlukla kullanıldığını belirtti. Hocamız ayrıca, yalanla ilişkili kavram alanında küfür, şirk, nifak, riyâ, iftira ve inkâr gibi terimlerin de yer aldığını ve çeşitli bağlamlarda yalanın farklı tezahürlerini görünür kıldıklarını ifade etti.

Dersin bu kısmında Hocamız, “Bir söz aldatma kastı taşımıyorsa ona yalan diyebilir miyiz?” sorusunu gündeme getirerek yalanın tanımında niyet unsurunun belirleyiciliği üzerinde durdu. Bu çerçevede, niyeti aldatma olmayan bir ifadeyi yalan addetmenin mümkün olup olmadığının tartışmalı olduğunu, fakat yalnızca söylenen sözün dış formuna bakmanın çoğu zaman yetersiz kaldığını ifade etti. Hocamız, Kur’an-ı Kerim’in de yalanı yalnız dil düzeyinde değil, kast ve yönelim boyutunu dikkate alacak şekilde ele aldığını belirtti.
Hocamız, yalanın tanımında hakikat ve vakıa kavramlarının öne çıktığını belirterek meselenin doğruluk teorileri bağlamında tekabüliyet (correspondence) doğruluk teorisin denk düştüğünü ve İslam epistemolojisinde de “karşılıklılık/tekabüliyet” fikrinin güçlü bir şekilde karşımıza çıktığını ifade etti. Bununla birlikte Hocamız, yalanı sadece “dil-olgu” ilişkisi üzerinden açıklamaya çalışmanın yeterli olmayabileceğini belirtti. Örneğin, bir kişinin iç dünyasında bambaşka bir hâl yaşarken “iyiyim” dediği durumda dilin vakıaya birebir tekabül etmediği görülür. Hocamız, burada yalnızca cümlelerin değil, mimiklerin, davranışların ve bütün bunlar arasındaki tutarlılığın da yalan-doğruluk ikiliğinde belirleyici olduğunu vurguladı.

Dersin devamında Hocamız, Kur’an-ı Kerim’de yalan türlerinin önemli bir kısmının, vahyin yalanlanması ve insanı yaratıcısına götüren emarelerin inkârı bağlamında karşımıza çıktığını ifade etti. Hocamız, yalanın Kur’an-ı Kerim’de sadece gündelik doğruluk-yanlışlık meselesi olarak değil, hakikate karşı yönelişi belirleyen bir tavır olarak da ele görüldüğüne dikkat çekti. Hocamız, bu bağlamda en çarpıcı prototiplerden birinin münafıklar olduğunu, zira münafıkların dil ile Hz. Peygamber’in Allah’ın Rasûlü olduğunu söylediklerini, fakat buna içtenlikle inanmadıkları için Kur’an-ı Kerim’de sıklıkla yalanla ilişkilendirildiklerini hatırlattı. Bu örnek üzerinden Hocamız, sözün zahiren doğru olmasının tek başına yeterli olmadığını, niyetin yalan konusunda önemli bir emare olduğunu ifade etti.

Hocamız, yalan ve aldatma meselesini çok yönlü biçimde görünür kılan bir örnek olarak Yûsuf suresi üzerinde de durulabileceğini belirtti. Yalanın ve aldatmanın çeşitli biçimlerinin ardı ardına görülebildiği zengin bir anlatı zemini sunan bu surede, Hz. Yûsuf’un “sıddîk” olarak takdim edilmesinin ise önemli olduğunu belirtti. Hocamız, Yusuf suresini yalanlar bağlamında okumamızın Kur’an-ı Kerim’in yalana yaklaşımını daha iyi anlamamıza yardımcı olabileceğini ifade etti.

Bu çerçevede Hocamız, yalanı işleyiş biçimi bakımından üçlü bir tasnif halinde ele aldı: (i) failin doğrudan yalan söylediği aktif yalan, (ii) hakikatin üzerini örterek ve gizleyerek ortaya çıkan pasif yalan, (iii) biçimsel olarak doğru unsurlar içerse bile karşı tarafı yanıltmaya hizmet eden “yanlışa hizmet eden doğrular”. Ayrıca içerik ve amaç bakımından beyaz/nezaket yalanları, doğrudan zarar ve çıkarı hedefleyen yalanlar, kimseye zarar vermediği düşünülen yalanlar ve idare-i maslahat türünden siyasi yalanlar gibi farklı tasniflerden de söz ederek, yalanın tek tip bir kategoriye indirgenemeyecek kadar geniş bir spektrum oluşturduğunu vurguladı.

Hocamız, dersin sonunda yalan ve doğruluk meselesinin yalnız teorik bir tartışma olmadığını, gündelik hayatımızı doğrudan ilgilendiren temel bir tema olduğunu vurguladı. Bu çerçevede insana düşen ahlaki görevin, ömür boyu kendi ruhunu rötuşlamak ve cilalamak şeklinde süreklilik arz eden bir çaba olduğunu ifade etti. Önümüzdeki hafta ise yalanın kendine dönük cephesini, yani kişinin kendisini aldatması meselesini Kur’an-ı Kerim bağlamında ele alacaklarını belirterek dersi tamamladı.