Hadi Adanalı Hocamız, geçen hafta Kur’an-ı Kerim bağlamında işlediği yalan, aldanma ve aldatma meselesinden hareketle bu haftaki dersimizde aldatma, aldanma ve özellikle insanın kendisini aldatması konusunu Kur’anî bağlamda ele aldı. Hocamız, aldatma ve aldanma temasının çeşitli dinlerin metinleriyle kıyaslandığında Kur’an-ı Kerim’de oldukça güçlü bir biçimde işlendiğini belirterek konunun Müslümanlar için önemli yere sahip olması gerektiğini fakat hak ettiği ilgiyi yeterince göremediğine dikkat çekti.
Dersin başında Hocamız, insanın gündelik hayatta çeşitli biçimlerde kendisini aldatma eğilimi içinde olabildiğini hatırlattı. Kimi zaman bu durumun görece masum örneklerde görülebileceğini (kişinin kendi kapasitesine fazla güvenmesi gibi) kimi zaman ise çok daha derin ve ahlaki sonuçları olan biçimlere bürünebileceğini aktardı. Bu ciddi sonuçları doğuran aldatma/aldanma eylemiyle ile ilişkili olarak Kur’an-ı Kerim’de nifak, riyâ, ğurur, tağrîr, hud’a ve mekr gibi kavramların karşımıza çıktığını, ancak Kur’an-ı Kerim’in aldatma temasını yalnızca bu kelimeler üzerinden inşa etmediğinin altını çizdi. Nitekim bazı kıssalarda bu kavramlar doğrudan geçmese de anlatının bütününe bakıldığında insanın kendisini aldatması temasının belirgin biçimde işlendiği ayetler görülmektedir. Örneğin Kârûn kıssasında bu kavramlar zikredilmese bile kendini aldatan insanın akıbeti baştan sona takip edilebilmektedir.
Hocamız, aldatma ve aldanmanın süreklilik kazanarak bir alışkanlık hâline gelmesinin insan bilincinde ciddi tahribatlar doğurabileceğine de dikkat çekti. Böyle bir süreçte kişinin gerçek ile yalan arasındaki ayrımı bulanıklaştırabildiğini belirtti. Bu bağlamda Neml 14’te geçen ve “bile bile inkâr” anlamı taşıyan cahd kelimesini hatırlatarak, insanın hakikati bildiği/gördüğü hâlde onu inkâr etmesinin fesada kapı açan ahlaki bir bozulma olarak tasvir edildiğini ifade etti. Bu çerçevede kendisi aldanmış olduğu halde Müslümanları aldanmakla suçlayan münafıkların kalbî durumlarının da zikredildiğini (Enfal 49) ve özellikle münafıkların Allah’ı aldatmaya çalıştıklarını zannetmelerine rağmen gerçekte kendi manevi durumlarını daha da ağırlaştırdıklarını belirten ayetlerin (Nisa 142) aldatmanın insanın iç dünyasına yönelik tahribata dair bir tablo sunduğunu ifade etti.
Bu noktada Hocamız, “Kur’an-ı Kerim’de kimler aldatır, insanı aldatan kaynaklar nelerdir?” sorusu üzerinde durdu. Aldatma ve aldanmanın ilk insandan son insana kadar devam eden bir fenomen olduğunu belirterek, şeytanın, nefsin, hevânın, kuruntuların, dünya hayatının, dinin yanlış kullanım biçimlerinin ve insanların bu sürecin faili ya da kaynağı olarak Kur’an-ı Kerim’de karşımıza çıkabildiğini söyledi. Şeytanın insana vaatte bulunarak, ona sahte umutlar vererek ve hayatını çeşitli yönlerden kuşatarak aldattığını, fakat bütün bu vaatlerin temelsiz ve boş olduğunun Kur’an-ı Kerim’de ısrarla vurgulandığını belirtti. Hevâ kavramının ise daha çok insanın duygularının tahakkümü altına girmesi, gerçekleşmeyecek arzularla iç dünyasını doldurması ve nihayetinde nefsini adeta ilahlaştırması bağlamında ele alındığını ifade etti. Ümniyye kavramının da insanın gerçeklikle bağı zayıf olan beklentilerini, kuruntularını ve iç dünyasından neşet eden yönelişleri anlattığını açıkladı. Hocamız, özellikle dünya hayatına dönük gerçek dışı beklentilerin insanı nihai ahiret yurdu tasavvurundan uzaklaştırabildiğini, bu sebeple Kur’an-ı Kerim’in yalnızca dışsal bir aldatmayı değil, insanın kendi zihninde kurduğu sahte tasavvurları da eleştirdiğine dikkat çekti.
Hocamız dersin ikinci kısmında kendi kendini aldatma meselesine geçerek insanların kendilerini bilinçli biçimde aldatıp aldatamayacakları üzerine değerlendirmede bulundu. Kur’an-ı Kerim’in ilk sayfalarında bu konuyla karşılaşılmasına rağmen Müslümanların kendini aldatma üzerinde yeterince durmadıklarını ifade etti. Hocamız, kendini aldatma konusunda iki temel şartın gündeme getirildiğini belirtti. Bunlardan ilki bireyin böyle bir eğilim sahibi olması, ikincisi ise birbirleriyle çelişen inançları aynı anda taşımasıdır. Ancak bu iki şartın da tartışmaya açılabileceğini, böylesine açık bir niyetin kendini aldatma faaliyetini başından engelleyeceği kanaati sebebiyle pek çok düşünürün insanın kendisini doğrudan aldatma niyeti taşıyarak aldatamayacağını savunduğunu belirtti. Öte yandan başka bazı düşünürlerin ise insanın çelişik inançları birlikte taşıyabildiğini ve böylece kendini aldatmanın mümkün olabileceğini iddia ettiklerini ifade etti. Hocamız, bu tartışmaların modern psikoloji ve felsefede önemli bir yeri olduğunu kaydetti.
Bu teorik çerçeve içinde Hocamız, insanın çelişkilerle yaşama kapasitesinin ahlaki bakımdan dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini de vurguladı. İslam hukuk usulünde istisnaların bulunmasının önemli olduğunu, ancak ahlaki alanda her şeyi istisnalar üzerinden meşrulaştırma eğiliminin kendini aldatma pratiğinin bir veçhesi olabileceğini ifade etti. Bu sebeple Müslümanın, kendi nefsine karşı da uyanık olması ve meşrulaştırma mekanizmalarını dikkatle sorgulaması gerektiğinin altını çizdi.
Dersin son kısmında Hocamız, ilk aldatma ve aldanma hadisesi olarak Hz. Âdem ve Havva kıssası üzerinde durdu. Bu kıssanın insan olmanın mahiyetine dair son derece önemli ipuçları sunduğunu belirterek, meleklerin insanın yeryüzünde bozgunculuk çıkarma ihtimalini dile getirmeleri ve ardından ilahi hikmet karşısında geri adım atmalarının “aldanmışlık” olarak görülüp görülemeyeceği üzerinde kısaca durdu. Ardından ağaca yaklaşmama emri ile şeytanın Hz. Âdem ve Havva’yı kandırma sürecini ele alarak, şeytanın burada üç temel argüman kullandığını ifade etti: ebediyet, mülk ve melekler gibi olma arzusu. Hocamız, Hz. Âdem ve Havva’nın kendilerini kandırma yönünde açık bir niyet taşımadıklarını, bununla beraber şeytanın sunduğu argümanların insanın arzu, yöneliş ve zaaflarıyla nasıl ilişki kurduğunu göstermesi bakımından son derece öğretici olduğunu söyledi. Özellikle Hz. Âdem’in meleklerden üstün bir konuma sahip olduğu hâlde “melekler gibi olma” argümanına yönelmesinin, insanın sahip olduklarıyla kendi iç dünyasında meylettikleri arasındaki gerilimin çarpıcı bir örneği olarak okunabileceğini ifade etti.
Hocamız, dersin sonunda aldatma ve aldanma meselesinin yalnızca Kur’an-ı Kerim kıssalarıyla sınırlı olmadığını, Eski Ahit’teki anlatılar ve Yunan mitolojisindeki Prometheus örneği gibi farklı geleneklerde de bu temanın çeşitli yansımalarının görüldüğünü hatırlattı. Bununla birlikte Kur’an-ı Kerim’in bu meseleyi özellikle insanın iç dünyası, niyeti, arzuları ve hakikatle ilişkisi üzerinden son derece derinlikli bir biçimde ele aldığını vurgulayarak dersi tamamladı.

