İslam Düşüncesinde Usûl ve Metodoloji | Ders 2

Prof. Dr. Mehmet Görmez bu dersin konusunun Kur’an-ı Kerim ve usûl olduğunu belirtip, Kur’an’ın usûle nasıl kaynaklık ettiği meselesini ele aldı. Dersin işlenişi ise şöyle devam etti:

Kur’an’ın Kendi Metodolojisi: Nüzul Biçimi
Kur’an’ın nüzulü, başlı başına bir usûl gerektirir. Kur’an’ın defaten nazil olmaması, yirmi üç yıllık bir sürede gelişen olaylara bağlı olarak tedricen indirilmesi, beşerden seçilen bir Peygamber’e vahyedilmesi ve ondan Kitabı beyan ve talim etmesinin istenmesi ve onu hayata dönüştürmesinin Hz. Peygamber’den talep edilmesi, Kur’an’da köklü bir usûlün varlığına işaret eder. Mekke’de ayrı, Medine’de ayrı ayetlerin nazil olması ve bu ayetlerin farklı sosyal ve toplumsal gelişmeleri dikkate alması, nüzul sebepleri, Kur’an’ın akla ve düşünceye verdiği değer, cüzi ve külli esasları birbirinden tefrik etmesi, gaye değerler ile vesile değerleri birbirinden ayırması, hikmete, makâsıda ve gayelere işaret etmesi, bin ayeti aşkın yerde ayetin illetini, hikmetini bizzat kendisinin zikretmesi, muhkem-müteşabih ayırımına gitmesi, nasih-mensuh ile ilgili ayetlerde bize nasıl bir usûl içinde hareket etmemiz gerektiğine dair geniş bir çerçeve sunması bakımından Kur’an’daki usûl ve metodolojinin önemini ortaya koymaktadır.
Kur’an’ın Hukuku

Dersin ana konusunu oluşturan Kur’an hukukunu hocamız, Kur’an’ın kendisini eşleştirdiği Hak kavramından türeyen ve muhatabın riayet etmekle yükümlü olduğu beş temel hak üzerinden şöyle sıraladı:
1- Allah’ın hakkı: Kur’an’ı indiren yüce rabbimizin hakkıdır. Kur’an’ı anlayan, tefsir eden ve ona muhatap olan insan için Allah Teâlâ’nın hakkı, her şeyden önce ona şeksiz, şüphesiz iman etmektir. Onun hakkını hakkıyla takdir etmektir. Onun ulûhiyetini, vahdaniyetini ve rubûbiyetini kabul etmektir.
2- Resulün hakkı: Kerim Kitab’ı bize getiren Kerim Elçinin hakkıdır. Risalet’in varoluş sebeplerini göz ardı etmemek, onun 23 yıllık Kur’an’ı yaşayan bir hayata dönüştürme çabasına uygun davranmak, yani vahyin evi olan sünneti ihmal etmemektir.
3- Varlık ve kâinatın hakkı: Tenzil ile tekvin arasında, Kur’an ile varlık arasında bir ilişki vardır. Bu ilişki sadece epistemolojik bir ilişki değildir; ontolojik bir ilişkidir. Zira Kur’an varlık ve kâinatın bir parçasıdır. Varlık âleminin anlamı ve ruhudur. Kur’an kendisiyle varlık ve âlem arasındaki ilişkiyi, kelâm ve kelime arasındaki ilişki üzerinden temellendirir. Kur’an Allah’ın kelâmıdır. Varlık da Allah’ın kelimeleridir.
4- Kur’an’a muhatap olan insanın hakkı: Kur’an sadece müfessirin veya yorumcunun bireysel yazma ve araştırma konusu değildir; bütün insanlığın, hatta bütün âlemlerin hidayet rehberidir. Kur’an bütün insanlığın hem vicdanına hem aklına hemduygularına, belleğine ve fıtratına bir çağrıdır.
5- Kur’an’ın kendi hakkı: Kur’an’ın kendi hakkı hem Kur’an’ı indiren Allah’ın hakkını gözetmek, hem Resul-i Kerimin hakkına riayet etmek, hem varlık ve kâinatın hakkını bilmek hem insanın hakkını esas alması hem de Kur’an’ın kendi hakkını ihmal etmeyen gerçek bir okuma yapmak anlamına gelmektedir.
Kur’an’ın dünyada en çok okunan ama en az anlaşılan kitap olduğunu vurgulayan hocamız,bunun sebebini usûl, hukuk ve adap üçlüsünün ihmal edilmesi olarak gösterdi. Kitap ile mizan, hikmet ve burhanın birlikte işlenmesiyle oluşturulacak metodolojik çerçevenin ve Kur’an’ın öngördüğü bu beş hakka riayet etmenin usûle uygun bir hayat nizamı ortaya koyacağına işaret etti. Dersin kapanış cümlesi, meselenin ciddiyetini vurgulayan güçlü bir mesajla son buldu: “Usûlsüzlük, bir okuma hatasından ziyade, Kur’an’ın hukukuna karşı işlenmiş bir tecavüzdür.”

X’de paylaşılmıştır.