“Sünnet, Müslümanların ortak kültürüne kaynaklık eder.”
Bu haftaki dersimizde Bünyamin Erul Hocamız, öncelikle sünnet kavramının anlam çerçevesini ele aldı. Senne kökünden türeyen sünnet kelimesinin; “iz bırakmak, yol açmak, örnek olmak, belli bir tertip ve beyan ile şekil vermek” gibi anlamları bulunduğunu belirtti. Bunlara ek olarak sünnetin, çığır açma ve öncülük etme anlamı taşıdığı ifade etti. Hz. Peygamber’in gerçekleştirdiği fiillerin, sonraki nesiller tarafından takip edilmesiyle onun açtığı yolun, Müslüman toplum içerisinde kalıcı bir iz hâline geldiği vurgulandı. Böylece sünnet, İslam toplumunun ortak kültürünü teşkil eden temel bir unsur hâline gelmiştir. Nitekim hocamız, İslam’ın yayıldığı geniş coğrafyalarda sosyal, ahlaki ve hukukî alanlarda yönlendirici olan şeyin yalnızca Kur’an’ın değil, sünnet ve hadislerin de belirleyici rol oynadığını ifade etti.
Hocamız, Hz. Peygamber’in kendi dönemindeki Hicaz kültürü karşısında üç farklı tavır sergilediğini belirtti.
•İbkâ: Uygun görülen kültürel unsurların korunması,
•İptal: Zararlı unsurların kaldırılması,
•Islah: Bazı unsurların daha yüksek ve mükemmel bir ahlaki düzeye dönüştürülmesi.
Hocamız “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” hadisinde de bu dönüştürücü yönün kastedildiği ifade etti.
Daha sonra hocamız, oryantalistlerin sünnetin sonraki dönemlerde uydurulmuş bir kavram olduğu yönündeki iddialarına temas etti. Bu iddiaların, hicrî 30-40 yıllarında yaşanan kavramsal yerleşim süreci takip edilmeden ileri sürüldüğü belirtti. Çünkü rivayetler göstermektedir ki Hz. Peygamber’in vefatını takip eden birkaç on yıl içerisinde sünnet, başta raşid halifeler olmak üzere sahabenin dilinde yerleşik ve bağlayıcı bir kavram hâline gelmiştir. Buna rağmen sünnetin bağlayıcılığı meselesi, erken dönemden itibaren ulema arasında tartışma konusu olmuştur. Hocamız, kavramın suistimal edilmemesi adına sünnet kelimesinin esasen Hz. Peygamber’in örnekliğine tahsis edilmesi gerektiğini ifade etti.
Dersin ikinci bölümünde hocamız, Hz. Muhammed’in Hâtemü’l-Enbiyâ olarak 23 yıllık risalet sürecine değindi. Kur’an’ın ilk ayetten son ayete kadar hem bireyi hem toplumu inşa eden bir süreç ortaya koyduğunu ve bu süreci daha iyi anlayabilmek için Kur’an’ın kronolojik olarak okunmasının önem arz ettiğini belirtti.
Son olarak Hocamız, İslam’ın doğuş ve yükseliş döneminde dönemin süper güçleri olan ve sürekli bir savaş içerisinde olan Sasaniler ve Bizanslar’ın mücadelesi ile var olan siyasi iklime ve cahiliye döneminin toplumsal ve ahlaki yapısı üzerinde durdu. Cahiliye kavramının “bilgisizlikten” ziyade hilmin (yumuşaklık, olgunluk) karşıtı olan bir karakteri ifade ettiği; kabilecilik taassubu, güçlünün zayıfa zulmü, ahlaki yozlaşmışlık ve barbarlığın bu dönemin hâkim özellikleri olduğu belirtti. Bununla birlikte, cesaret, misafirperverlik, ahde vefa ve sıla-i rahim gibi bazı ahlaki erdemlerin de cahiliye toplumunda mevcut olsa da Hz. Peygamber’in bu ahlaki erdemleri mükemmelleştirdiğini vurguladı. Hocamız, günümüzde de pek çok yönüyle “modern bir cahiliye” döneminin izlerinin görülebileceğini ifade ederek dersi tamamladı.

