Bu derste Mehmet Özdemir hocamız, geç Osmanlı düşünce dünyasında ortaya çıkan modernleşme tartışmalarını Abdullah Cevdet ve İslamcı düşünürler üzerinden ele aldı. Hoca özellikle modernleşme sürecinde din, eğitim, kültür ve toplumsal dönüşüm ilişkisini merkeze alarak iki ayrı yaklaşımın nasıl şekillendiğini açıkladı.
İlk olarak Abdullah Cevdet’in modernleşme tasavvuru üzerinde duruldu. Cevdet’e göre Osmanlı toplumunun yeniden inşası ancak eğitim kurumlarının köklü biçimde dönüştürülmesiyle mümkündür. Batı medeniyeti onun perspektifinde parçalanamaz bir bütündür; bilim, kurumlar, kültür ve düşünce yapısı birbirinden ayrılmaksızın birlikte alınmalıdır. Bu çerçevede din tamamen reddedilmez; fakat toplumsal ilerleme için dinin modern kurumlarla uyumlu hâle getirilebileceği, hatta belirli düzeyde araçsallaştırılabileceği düşünülür. Hoca, dönemin bazı Batılı düşünürlerinde görülen “dinî yapıya müdahale edebilirsek bu toplumları dönüştürebiliriz” yaklaşımının, Osmanlı aydınlarının bir kısmı üzerinde etkili olduğunu vurguladı.
Dersin ikinci bölümünde İslamcı düşünürlerin konuya yaklaşımı işlendi. Namık Kemal, Cemaleddin Efgani, Mehmet Akif ve Sait Halim Paşa gibi isimler Batı’nın teknik ve bilimsel üstünlüğünü kabul etmekle birlikte, Batı kültürünün, değerlerinin ve düşünsel arka planının topluma aktarılmasını doğru bulmaz. Onlara göre İslam medeniyeti ihya edildiği takdirde ve Batı’nın yalnızca bilimsel-teknik birikimi alındığında toplum yeniden güçlenebilir.
Cemaleddin Efgani’nin görüşleri bu çerçevede önemli bir yere sahiptir. Hoca, Efgani’nin eğitim, zihniyet dönüşümü ve siyasi bilinç konularında geliştirdiği düşünceleri ayrıntılı biçimde anlattı. Efgani, Batıya eğitim için giden Osmanlı ve Arap gençlerinin çoğunun Batı’yı yüzeysel gözlemlerle değerlendirdiğini, derin analiz yapamadıklarını söyler. Ayrıca Batılı devletlerin hak, adalet ve özgürlük söylemlerine rağmen İslam dünyasında baskıcı bir hâkimiyet kurduklarını ileri sürer. Efgani’ye göre çözüm; inanç, ahlak ve zihniyet alanlarının ıslah edilmesi, eğitim sisteminin güçlendirilmesi ve toplumsal direncin yeniden kurulmasıdır. “Nereden düşüldüyse oradan kalkılması” gerektiğini belirten yaklaşımı, onun genel düşüncesinin özeti niteliğindedir.
Hoca, Osmanlı’nın son döneminde Abdullah Cevdet ve İslamcı düşünürler arasında ortaya çıkan bu zengin tartışma ortamının, bugün hâlâ önemli bir birikim sunduğunu belirtti. Bu fikir çatışmaları yalnızca tarihsel bir merak konusu değil; çağdaş düşünce için yararlanılabilecek derin bir tecrübe alanı olarak görülmelidir.

