Medeniyet Tarihi Okumaları Atölyesi | Ders 8

Bu derste Prof. Dr. Mehmet Özdemir hocamız, geç Osmanlı düşünce dünyasında modernleşme ve medeniyet tartışmalarını Ahmet Cevdet Paşa’nın hukuk ve medeniyet anlayışı üzerinden ele almıştır. Hocamız, özellikle Paşa’nın hem ilmi hem bürokratik tecrübesine sahip olmasının, onun düşüncelerini teorik olmaktan çıkarıp pratik bir zemine oturttuğunu vurgulamıştır.

Ahmet Cevdet Paşa denildiğinde ilk akla gelen eser Mecelle’dir. Mecelle, Hanefî fıkhına ait fetvaların sistematik biçimde taranarak, gerekçeleriyle birlikte kanun maddeleri hâline getirilmesi bakımından İslam dünyasındaki ilk kapsamlı kanunlaştırma teşebbüsüdür. İslam hukukunda esasen fetva temelli ve “kadı” merkezli bir uygulama geleneği varken, Mecelle ile birlikte hukuk alanında birlik ve standartlaşma hedeflenmiştir. Bu durum, farklı kadıların farklı fetvalara dayanarak hüküm vermesinden doğan uygulama çeşitliliğini azaltmayı amaçlamıştır.

Hocamızın belirttiği üzere, Mecelle’nin yalnızca Hanefî mezhebine dayanması ve tüm hukuk alanlarını kapsamaması, Paşa’ya yöneltilen temel eleştiriler arasındadır. Ancak bu durum, dönemin şartlarıyla yakından ilişkilidir. Osmanlı coğrafyasında en yaygın uygulama alanına sahip mezhep Hanefîliktir ve zaman darlığı ile siyasi gelişmeler, Mecelle’nin tamamlanmasını engellemiştir. Birinci Dünya Savaşı ve ardından gelen İstiklal Savaşı süreci, bu kanunlaştırma girişiminin devamını fiilen imkânsız kılmıştır. Cumhuriyet döneminde ise İsviçre Medeni Kanunu’nun benimsenmesiyle, İslam hukukundan hareketle özgün bir kamu hukuku geliştirme süreci kesintiye uğramıştır.

Ahmet Cevdet Paşa’nın yetiştiği entelektüel çevre de derste özellikle vurgulanmıştır. Paşa, Balkanlar’da doğmuş, Arapça, Farsça, Fransızca ve Bulgarca bilen; hem dinî ilimlerde hem de tarih, edebiyat ve hukuk alanlarında derinleşmiş çok yönlü bir mütefekkirdir. Hoca, bu çok yönlülüğün dönemin âlimlerine özgü ansiklopedik bir zihniyetin ürünü olduğunu, günümüzde ise ilim alanında bu genişliğin giderek daraldığını ifade etmiştir.

Dersin önemli bir bölümünde Ahmet Cevdet Paşa’nın medeniyet anlayışı ele alınmıştır. Paşa’ya göre medeniyetler çoğul değil, tektir. Bu tek medeniyet, tarih boyunca farklı toplumlar arasında dolaşır, ona liyakat gösteren toplumlarda gelişir ve zamanla başka toplumlara intikal eder. Bu yaklaşım, İbn Haldun’un ümran teorisiyle bazı noktalarda örtüşmekle birlikte, medeniyetin tekliği fikri bakımından ondan ayrılır. Paşa, medeniyeti “dünyayı dolaşan bir misafir” ya da “bir gelin” metaforlarıyla tasvir eder.

Batı ile ilişki meselesinde Ahmet Cevdet Paşa, ne Batı’yı bütünüyle reddeden yaklaşımları ne de Batı’yı sorgusuz sualsiz taklit eden anlayışları doğru bulur. Ona göre Batı’dan alınması gerekenler ilim, fen ve teknolojidir. Buna karşılık toplumsal düzen, hukuk ve ahlak alanları İslam medeniyetinin kendi değerleri temelinde şekillenmelidir. Taklit, Paşa’ya göre özgün bir medeniyet inşasının önündeki en büyük engeldir.

Son olarak hocamız, ilim yapmanın ciddi bir emek, fedakârlık ve süreklilik gerektirdiğini ve klasik dönemde ilim talebinin büyük zahmetler pahasına gerçekleştirildiğini vurgulamış, günümüzde imkânların artmasına rağmen ilmi derinliğin aynı oranda artmadığına dikkat çekmiştir. Ders, Ahmet Cevdet Paşa’nın hem hukuk hem de medeniyet düşüncesi bakımından özgün ve ihmal edilmemesi gereken bir isim olduğu vurgusuyla sona ermiştir.

X’de paylaşılmıştır.