İslam’ın Entelektüel Tarihi Atölyesi | Ders 5

Prof. Dr. Oğuzhan Tan, dersin beşinci oturumunda geçen haftadan devamla Câbirî’nin düşüncesini ve özellikle ona yöneltilen eleştirileri ele almıştır. Câbirî’ye geçmeden önce hocamız, genel bir ilke olarak, bazı düşünsel şemaların ve “düşünce alfabelerimizin” kimi alanlarda açıklayıcı olabildiğini, kimi durumlarda ise yetersiz kaldığını belirtmiştir. Bu çerçevede Câbirî’nin özellikle beyan–burhan–irfan ayrımının İslam entelektüel geleneğini anlamak, sınıflandırmak ve yorumlamak için belirli bir açıklayıcılık taşıdığını, dolayısıyla bir “yorum aracı” olarak fayda sağladığını vurgulamıştır.

Beyan–Burhan–İrfan Ayrımına Yönelik Eleştiriler
Câbirî’ye yöneltilen ilk eleştiri, beyan, burhan ve irfan arasında yaptığı keskin ve sert ayrımdır. Oysa bu üç kavram tarihsel süreçte iç içe geçmiş, karşılıklı etkileşim halinde olmuş ve birbirini beslemiştir. Nitekim İbn Rüşd örneği bu durumu somut biçimde göstermektedir: Bir âlim hem fakih hem felsefeci olabilir; aklî (burhanî) yöntemle nassı (beyanî) bütünleştirebilir. Bu nedenle Câbirî’nin çizdiği kesin sınırlar düşünce tarihinin gerçekliğini tam olarak karşılamamaktadır.

Aşırı Soyutlama ve Seçmeci Yaklaşım
Câbirî’nin düşüncesine yöneltilen bir diğer eleştiri, eserlerinde aşırı soyutlama ve aşırı genelleme yapmasıdır. Hocamıza göre Câbirî, İslam düşünce geleneğinin zengin mirasından yalnızca kendi hipotezini destekleyen unsurları seçmekte; diğer unsurları yeterince dikkate almamaktadır. Örneğin Câbirî, irfanı bütünüyle akıl dışı bir gelenek olarak sunma eğilimindedir. Oysa hocamızın da vurguladığı gibi, Gazâlî gibi birçok mutasavvıf, mantık ve metodoloji konusunda son derece rasyonel bir çizgiye sahiptir.

Mağrib Merkezli Bir Okuma
Câbirî’nin bir başka problemi, hocamızın ifadesiyle, yetinmeciliktir. Kuzey Afrika düşünce geleneğine mensup olduğu için özellikle Mağrib ulemâsına –İbn Rüşd, İbn Hazm gibi– ağırlık vermekte, buna karşılık Meşrık geleneğinin büyük isimlerine, örneğin İbn Sînâ’ya, yeterince yer ayırmamaktadır. Hocamız bu yaklaşımın günümüz araştırmacılarında da görüldüğünü ve Arap dünyasında yapılan birçok çalışmada Osmanlı entelektüel mirasının aynı şekilde ihmal edildiğini belirterek dikkat çekici bir paralellik kurmuştur.

Câbirî’nin Modernleşmeci Telosu
Hocamızın üzerinde durduğu önemli bir eleştiri de Câbirî’nin düşüncesinin temel yöneliminin modernleştirme arzusu olmasıdır. Câbirî’nin amacı, hocamıza göre, İslam düşünce geleneğinde değerli olanı tespit edip geliştirmek değil; geleneği dönüştürmek ve modern bir zihniyet inşa etmektir. Bu nedenle Müslümanların nassı tatbik etme çabasını çoğu zaman “gericilik” olarak nitelemekte, geleneğin kendi iç tutarlılığına yeterince alan tanımamaktadır. Hocamız bunu Câbirî’nin düşüncesinde hâkim olan indirgemeci ve genelleyici yaklaşımın bir sonucu olarak değerlendirmiştir. Hoca, Câbirî’nin “beyanî aklı kırma”, geleneği aşarak modernleşmeye çağırma çabasının düşüncesinin teleolojik yönünü oluşturduğunu ifade etmiştir.

Sınıflandırmanın Yararları ve Sınırları
Oturumun sonunda hocamız, Câbirî’ye yöneltilen eleştirileri sıralamakla birlikte, onun beyan–burhan–irfan kategorilerinin İslam düşünce tarihindeki bazı büyük çizgileri anlamak için hâlâ belirli bir açıklayıcılık taşıdığını vurgulamıştır. Bu sınıflandırma bir yönüyle:

  • Roma–Bizans akıl geleneğiyle temas eden kelam ilmini (burhanî çizgi),
  • Fars adalet–hukuk kültürüne tekabül eden fıkıh ve re’y geleneğini (beyanî çizgi),
  • Hint–İran mistik etki alanıyla buluşan tasavvufu (irfanî çizgi)
    Kavramsallaştırma için kısmen faydalı olabilir.
    Bununla birlikte hocamız, Câbirî’nin aşırı genelleme ve indirgemecilik eğilimini düşünce dünyasının temel bir eksikliği olarak değerlendirmiş ve oturumu bu tespit ile tamamlamıştır.