İslam Düşüncesinde Usûl ve Metodoloji | Ders 10

İDE’de bu hafta, Prof. Dr. Mehmet Görmez’in usûl ve metodoloji dersi kapsamında “Makâsıdu’l-Kur’an” başlıklı dersi gerçekleşti.

Dersin başlangıcında makâsıdu’l-Kur’an’ın yöntemi üzerinde duran hocamız, şu hususlara değindi: Tikel ayetlerin doğrudan gayeyi ifade edebileceğini, ancak asıl sonuca Kur’an’ın tamamını okuyarak ulaşılabileceğini belirtti. Bu süreçte Fatiha’dan Nas’a kadar bütün ayetlerin bir bütünlük içerisinde okunması gerektiğini, ayetler ister ahkâm ister ahlakla ilgili olsun ister kıssalar, peygamberler tarihi, meseller veya misallerden bahsetsin, bunların hiçbirini birbirinden ayırmadan bütüncül bir okuma yapılmasının zorunluluğunu vurguladı. Tek bir surenin dahi kapsam dışı bırakılması durumunda gerçek makâsıda ulaşılamayacağının altını çizdi. Bu küllî gayeleri birinci hareket noktası olarak belirledikten sonra ikinci aşamanın, her tikel ayeti bu küllî maksatlara aykırı olmayacak şekilde anlamanın tefsir veya te’vil etmek olabileceğini söyledi. Hocamız, “cüz, küle uygun olmak zorundadır” diyerek yöntemi özetledi.

Kur’an’ın yapısı ile ilgili Mevdudî’nin (ö. 1979) Tefhîmü’l-Kur’an adlı eserine değinerek devam eden hocamız, bu eserden hareketle biri buğday ekme diğeri mısır ekme olmak üzere iki metafor üzerinde durdu. Buğdayın, modern aletler kullanılmadığında avuca doldurulup serpilerek ekilmesi gibi, Kur’an-ı Kerim’in de insanın ruhunu, psikolojisini ve toplumların değişkenliğini dikkate alarak buğday gibi ekildiğini belirtti. Kur’an’da bir sıralama veya kategorinin olmadığını, yani ayetlerin kitap ve bab başlıkları altında bir araya gelmediğini ifade etti. Hatta aynı ayet içerisinde ayetin başında insanın bir yere, ortasında bir yere, sonunda ise başka bir yere götürülebildiğini söyledi. Tane tane ve bir sıra halinde ekilen mısırın aksine Kur’an’ın yapısının bu şekilde olmadığını, yani bir kategorizasyon içermediğini vurguladı. Hocamız, eğer Kur’an mısır ekimi metaforundaki gibi bir yapıda olsaydı evrensel bir kitap olamayacağının altını çizdi.

Hocamız, tarihsel süreç içerisinde makâsıdu’l-Kur’an yazıcılığı üzerinde durarak bu alanda kafa yoranların başında Gazzâlî’nin (ö. 1111) geldiğini ve onun “Cevâhiru’l-Kur’an” adlı eserinin makâsıdu’t-tefsirin ilk metodolojisi olarak kabul edildiğini belirtti. Gazzâlî’nin bu eserinde üçü aslî, üçü tâlî olmak üzere altı makâsıd belirlediğini ifade eden hocamız; aslî olanları Kur’an’ı gönderen Allah, Kur’an’a muhatap olan insan ve Kur’an’ın uygulama alanı olan varlık ve kâinat olarak sıraladı. Kur’an’ı bir davet kitabı olarak ele alan Gazzâlî’nin tâlî maksatlarını ise davete icabet edenler, daveti inkâr edenler ve yolun menzilleri şeklinde aktardı.

Gazzâlî’den sonra makâsıd’a işaret eden Fahreddin er-Râzi’dir. Onun “Tefsir-i Kebir” adlı eseri bir tefsir ansiklopedisidir. Râzi (ö. 1210) Kur’an’ın beş makâsıdını ifade ediyor. Bunlar: Tevhid ve ibadet, hidayet ve dalalet, tezkiye ve hikmet, rahmet ve saadet, hak ve adalettir.

Diğer isim ise, makâsıd ilminin kurucularından sayılan İzzeddin ibn Abdüsselâm’dır (ö. 1262). Onun “Kavâ‘idü’l-ahkâm fî mesâlihi’l-enâm” kitabında Kur’an’ın iki maksadı üzerinde duruyor. Def-i mefsedet ve celb-i maslahattır. O, Kur’an’ı dünya ve ahiretteki maslahat ve mefsedeti izah etmek için gelmiş bir kitap olduğunu ifade ediyor.
Modern zamanlara gelindiğinde ise Reşîd Rızâ’nın (ö. 1935) “Tefsîrü’l-Menâr” adlı eserine dikkat çeken hocamız, Yunus suresinin girişinde yer alan yetmiş sayfalık metne değindi. “Makâsıdu’l-Kur’an fî terakkiyi’l-nevi’l-insan” başlığını taşıyan bu metinde Reşîd Rızâ’nın Kur’an’ın on temel makâsıdına işaret ettiğini belirtti ve bu maddeleri şöyle sıraladı: Birincisi iman ve salih amel, ikincisi nübüvvet ve risalet, üçüncüsü İslam’ın sağduyu, akıl, düşünce, bilgi, hikmet, delil, vicdan, özgürlük ve bağımsızlık dini olması, dördüncüsü toplumsal ıslah, beşincisi helal ve haram, altıncısı adil bir yönetim, yedincisi iktisadi adalet, sekizincisi savaş ahlakı, dokuzuncusu kadın hakları ve onuncu gaye ise köleliğin sonlandırılmasıdır.

Sonra Tahir b. Âşur (ö. 1973) gelmektedir. Kur’an’ın maksadını sekizli bir tasnif ile ortaya koymaktadır: Birincisi itikadi hususları düzeltmektir. İkincisi güzel ahlaktır. Üçüncüsü hukuk sistemidir. Dördüncüsü ümmet birliğinin siyasetidir. Beşincisi önceki Enbiyaların mesajlarını sonraki nesillere aktarmaktır. Altıncısı insanları eğitmektir. Yedincisi vaaz ve irşattır. Sekizinci ise i’câzü’l- Kur’an’dır.

Muhammed Gazali’nin (ö. 1996) “Mehavirü’l-Kur’an” adlı eseri vardır. O Kur’an’ın maksadını beş tasnif ile izah ediyor: Birincisi tevhid, ikincisi varlık ve kâinat, üçüncüsü Kur’an’ın ana konusu olarak kıssalar, dördüncüsü öldükten sonra dirilme ve ahiret hayatı, beşincisi ise eğitimdir.

Yusuf Kardavi’nin (ö. 2022) ise yedili bir makâsıd tasnifi vardır: akaidi tashih etmek, insanın onuru ve insan hakları, beşerin Allah’a güzel bir kul olmasını sağlamak, insanın güzel ahlaklı olmasını sağlamak, güzel bir aile kurmak ve kadınlara karşı merhametli olmak, bütün beşeriyete örnek bir ümmet oluşturma gayesi ve birbiriyle yardımlaşan bir insanlık dünyası kurmaktır.

Dersin sonuna doğru hocamız Fahreddin Râzî’nin makâsıdu’l-Kur’an tasnifini dikkate alarak şu ayetleri zikretti:
-Tevhid ve ibadet bahsi ile ilgili Hûd suresinin 1-2. ayetlerini ve Zümer suresinin 1-2. ayetlerini,
-Hidayet ve dalalet ile ilgili Bakara suresinin 185. ayeti, Âl-i İmrân suresinin 3-4. ayetlerini, İsrâ suresinin 9. ayetini, Cin suresinin 1-2. ayetlerini, Ahkâf suresinin 30. ayetini ve Nahl suresinin 64. ve 89. Ayetlerini,
-Tezkiye ve hikmet meselesi hakkında Bakara suresinin 151. ayetini,
-Rahmet ve saadet ile ilgili Enbiyâ suresinin 107. ayetini ve Tâhâ suresinin 2. ayetini,
-Hak ve adalet ile ilgili Hadîd suresinin 25. ayetini, En’âm suresinin 115. ayetini ve Rahmân suresinin 1-8. ayetlerini vurguladı.

Gelecek derste ise bir metedoloji olarak tefsir usûlü nasıl makâsıd olur? Makâsıdu’l-Kur’an’ın tatbikatı nasıl olur? Bu sorular üzerinde yoğunlaşılacaktır.