Bu haftaki derste Prof. Dr. Bünyamin Erul, hadis edebiyatının rivayet, telif, tedvîn ve tasnif şeklinde ele alınan teşekkül süreci incelenirken, çoğu zaman tebvîb safhasının ihmal edildiğine dikkat çekti. Tebvîbin, hadisleri yalnızca bir araya getirmekten ibaret olmadığı; aynı konudaki rivayetlerin bilinçli tercihlerle bab başlıkları altında toplanması anlamına geldiği ve bu yönüyle müellifin ilmî duruşunu ve zihniyetini yansıtan unsurlardan biri olduğu vurgulandı.
Tebvîbin bilinen en erken sistemli örneklerinin Maʿmer b. Râşid’e (ö. 153) ait olduğu; onun Câmiʿ adlı eserinde bab başlıklarının kimi zaman tek kelimelik konu adlarıyla, kimi zaman soru formunda, kimi zaman da doğrudan hadis metninden iktibas edilerek oluşturulduğu belirtildi. Bu başlık çeşitliliğinin, sonraki musannifler için önemli bir yöntem zemini oluşturduğu ifade edildi.
Dersin dikkat çekici konulardan biri, başlıklandırma yöntemi meselesiydi: hangi hadisin hangi bab başlığı altına yerleştirildiği tesadüfî değildir; bu tercih, musannifin kabul kriterlerini, ilmî mizacını ve hadisleri okuma biçimini ele verir. Bab başlıkları üzerinden, müellifin hangi görüşleri benimsediği, hangi yaklaşımlara mesafe koyduğu ve hangi ilmî ihtilaflar içinde konumlandığı okunabilir.
Bu bağlamda, Buhârî’nin Sahîh’inde Kitâbü’l-Îmân’da yer alan “iman artar ve eksilir” başlığının, Ehl-i re’y çizgisine ve özellikle Ebû Hanîfe’ye isim vermeden yöneltilmiş bir reddiye olarak okunabileceği üzerinde duruldu. Böylece bab başlıklarının, yalnızca düzenleyici değil; aynı zamanda ilmî polemik ve savunma dili işlevi de gördüğü gösterildi.
Hadis tasnifinin, zamanla mezhebî tercihler, ilmî ihtiyaçlar ve dönemin sosyo-kültürel şartlarıyla şekillendiği; bu çerçevede İmam Tâhâvî’nin Hanefî usûlüne, Beyhakî’nin Şâfiî fıkhına, İbn Ebî Şeybe’nin ise erken dönem ilmî tartışmalara ışık tutan tasnif anlayışlarının, kendi dönemlerinin meseleleriyle irtibatlı olarak okunması gerektiği ifade edildi. Bu örnekler, tasnifin sabit bir şema değil, yaşayan bir ilmî faaliyet olduğunu ortaya koydu.
Ayrıca hocamız, Kütüb-i Sitte kapsamında yer alan eserlerden hareketle çeşitli kitap ve bab başlıklarını tek tek zikrederek inceledi; bu başlıkların hangi ilmî ihtiyaçlara ve hangi tartışma zeminlerine karşılık geldiğini örnekler üzerinden gösterdi.
Dersin nihai vurgusu şuydu: Tebvîb, yalnızca teknik bir başlıklandırma faaliyeti değil; ilmî bir yorum ve konumlanma biçimidir. Bu yönüyle tebvîb, aynı zamanda bir tecdîd alanıdır. Her asır, kendi ihtiyaçlarını ve sorunlarını dikkate alarak hadisleri yeniden tasnif etme ve başlıklandırma sorumluluğunu taşır.

