İDE’de bu hafta, Prof. Dr. Mehmet Görmez’in usûl ve metodoloji dersi kapsamında ‘Çok Anlamlılığı Yönetme Meselesi’ başlıklı dersi gerçekleşti.
Dersin ana konusu, ‘Çok anlamlılık bizi rölativizme/göreceliliğe götürmemesi için ne lazımdır?’ sorusu üzerine duruldu. Hocamız, Müslüman dünyalarda, tek anlamcılığın tehlikesine işaret edip izale etme ve çok anlamlılığı doğru yöneterek devamlılığını sağlama konusunda, biri siyasi diğeri ilmî olmak üzere iki metot veya başka bir ifadeyle iki usûl arayışı başladığını belirtti. Bu metotları ise şu şekilde izah etti:
1- Şiîlerin benimsediği metot
Bu usûl arayışında hocamız, Şiî dünyanın siyasi çözümü tercih ettiğini belirtti. Zira Şiîliğin doğuşunun ilmî değil, siyasi olduğunu vurguladı. Peygamber soyundan gelen bazı insanlara ilahi ya da nebevi bir sıfat yüklendiğini ve “on iki masum imam” fikrinin ortaya konulduğunu, bu suretle siyasetin ilahiyata dahil edildiğini ifade etti. Bir hükmü nasıl tespit edeceğimizi veya onun doğru olup olmadığını imamların belirlemesini, hangi ayeti nasıl anlayacağımızı veya nasıl uygulayacağımızı imamların bildirmesini istediklerini dile getirerek, bunları bir içtihat meselesi olarak görmek yerine âdeta çok anlamlılığı yönetme işinin imamet yoluyla “ilahi bir otorite”ye havale edildiğini açıkladı. Hocamız çok anlamlılıktan tek anlamcılığa yönelen bu usûl arayışını doğru bir yöntem olmadığını belirtti.
2- Ehl-i Sünnetin benimsediği metot
Sünni dünyanın ise vahyin çok anlamlılığını ilmî bir metotla yönetmeye karar verdiğini söyleyerek bu metodun usûl ilmi olduğunu belirtti. Usûlün varlık sebebinin çok anlamlılığı doğru yönetmek olduğunu vurguladı. Sünniliğin bu çok anlamlılığı imamet yoluyla değil, usûl ilimleriyle gerçekleştirmek istediğini açıkladı.
Hocamız, usûl ilminin çok anlamlılığı, altı ayırım üzerinden belirlediği külli bir yöntemle yönetmek istediğini ifade etti:
- Fıkhî açıdan asıl-fer‘ tefriki üzerinden dinin bütün meseleleri ele alındı, fer‘î olanlar asıllara göre anlaşılıp yorumlandı.
- Kelamî zaviyeden küll-cüz ayırımına gidildi, cüzi esasların külli esaslar doğrultusunda anlaşılması prensibi benimsedi.
- Epistemolojik olarak katilik-zannilik ayırımına gidildi, zannî olanlar kati olanlara göre anlaşıldı.
- Kur’an ayetleri, yine Kur’an’dan hareketle muhkem-müteşâbih diye ikiye tasnif edildi, bu tasnif üzerinden bir usûl benimsedi.
- Çok anlamlılık, tasavvufi açıdan zahir-bâtın ayırımı üzerinden bir usûle bağlanmak istendi.
- Filozoflar da sabite-değişken ayırımı üzerinden bir usûl kurdu, değişkenleri sabitelere göre anlamak istedi.
Hocamız, dersin nihayetinde gelecek hafta işlenecek konuyu zikrederek herkesin dikkatini çekti. Bu konu, usûl tarihi içerisindeki ortaya çıkışı bağlamında “Makâsıd” oldu.
Gelecek dersin ana sorusu ise şu olacaktır: Makâsıd, çok anlamlılığı yönetmek midir yoksa tek anlamlılığı aramak mıdır?

