Medeniyet Tarihi Okumaları Atölyesi | Ders 7

Prof. Dr. Mehmet Özdemir hocamız, atölye kapsamında, geç Osmanlı düşünce dünyasında ortaya çıkan modernleşme tartışmalarını, bu tartışmaların merkezindeki isimlerden biri olan Said Halim Paşa’nın düşünce dünyası ve modernleşmeye yaklaşımı üzerinden ele almıştır. Osmanlı Devleti’nin son sadrazamlarından biri olan Said Halim Paşa, hem Batı’yı yakından tanıyan hem de İslam dünyasına derinlemesine vâkıf bir devlet adamı ve mütefekkir olarak öne çıkmaktadır.

Hocamızın özellikle vurguladığı üzere, makam sahibi bir devlet adamının kaleme aldığı eserler, yalnızca teorik düzlemde kalan metinlerden farklı olarak pratik tecrübe ile yoğrulmuş olmaları bakımından büyük bir kıymet taşımaktadır. Said Halim Paşa’nın yazıları, yalnızca bir âlimin veya fakihin teorik çözümlemeleriyle sınırlı kalmayıp, doğrudan siyasal ve idarî tecrübenin içinden süzülen metinlerdir. Bu yönüyle Paşa, hem yazar, hem idareci, hem de siyasal aktör kimliğini aynı şahsiyette birleştiren nadir isimlerdendir. Ayrıca Jön Türkler ile kurduğu entelektüel ve siyasal temas, onun dönemin fikir hareketleriyle olan canlı ilişkisini göstermektedir.

Said Halim Paşa’nın Başlıca Eserleri ve Temel Görüşleri

1. Taassub

    1910 yılında Sırât-ı Müstakîm’de yayımlanan “Taassub-ı İslâmî ve Ma‘nâ-i Hakîkiyyesi” başlıklı yazılarından oluşmaktadır. Said Halim Paşa’ya göre, Müslümanların Batı’ya yönelik mesafeli ve tepkisel tutumu nedensiz bir taassup değil, Batı’nın sömürgeci ve tahakkümcü politikalarına karşı gelişmiş meşru bir öz savunma refleksidir. Sorunun kaynağı Müslümanların inancı değil, Batı’nın müdahale ve baskı pratikleridir. Said Halim Paşa “Eğer biz size karşı sert duruyorsak, bu sizin bizi yok etmeye, kaynaklarımızı sömürmeye ve bizi biz yapan değerleri elimizden almaya çalışmanızdandır” demektedir.

    2. Mukallitliklerimiz

    Paşa 1911 ile 1914 yılları arasında kaleme aldığı bu eserinde, Avrupa’yı körü körüne taklit etmenin İslam dünyasını güçlendirmediğini, aksine özgün medeniyet birikimini aşındırdığını vurgular. Batı’dan faydalanmanın mümkün olduğunu, ancak bunun bilinçsiz bir kopyalama şeklinde değil, seçici ve eleştirel bir yaklaşımla yapılması gerektiğini ifade eder.

    3. Meşrutiyet

    Said Halim Paşa bu eserinde, meşrutiyete ilkesel olarak karşı değildir; ancak yönetimin halkla paylaşılmasının, Batı’dan tercüme edilmiş anayasal modellerle değil, kendi medeniyet ve kültürel kodlarımız dikkate alınarak inşa edilmesi gerektiğini savunur (1911). Ona göre siyasal sistem, toplumun tarihsel ve ahlaki dokusuyla uyumlu olmalıdır.

    4.Buhrân-ı İçtimâîmiz

    1916’da ve 1917’de basılan bu iki eserde Paşa, İslam dünyasının temel problemini ahlak ve fazilet krizi olarak teşhis eder. Ona göre ümmetin yaşadığı çözülmenin temelinde, değerler dünyasındaki çürüme yatmaktadır. Çözüm ise, ahlak ve fazilet değerlerini koruyan ve içselleştiren bir eğitim anlayışının yeniden inşasıdır.

    5.Buhrân-ı Fikrîmiz

    Paşa, Türk aydının batı hayranlığını bağımsızlığı tehlikeye atan bir hastalık olarak görmektedir. Kendisini Batıcı olarak gören aydınların aslında Batı dünyasını bile gerçek anlamda tanımadığını savunur ve bu kişilerin kendi medeniyetlerini bilmeden Batı’ya körü körüne hayranlık duyduklarını belirtir. Batılı toplumlar kendi kurumlarını iyileştirip yaşatırken, bizdeki Batıcı düşünürlerin mevcut kurumları düzeltmek yerine onları tamamen yıkmaya çalışmasını büyük bir hata olarak görür. Yazara göre gerçek bilim kıyaslama yaparak gelişir ancak bizim aydınlarımız kendi kültürlerini tanımadıkları için bu kıyası yapamazlar.

    6. İnhitât-ı İslâm Hakkında Bir Tecrübe-i Kalemiyye

    İnhitat adlı eserinde Said Halim Paşa, yöneten–yönetilen ilişkilerinin İslam’ın siyasal ve ahlaki ilkeleri doğrultusunda yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurgular. Siyasal yozlaşmanın temelinde bu ilişkinin bozulmuş olması yatar. 1918 yılında kaleme aldığı bu eserde Said Halim Paşa, Müslümanların geri kalma ve 19. ve 20. yüzyıllarda düştükleri felâketin sebepleri araştırmaktadır.

    7. İslâmlaşmak

    Bu eser, Said Halim Paşa’nın Fransızca kaleme aldığı metinlerden oluşmakta olup, Mehmet Âkif Ersoy tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Eser, Mehmet Âkif’in İslamlaşma düşüncesini derinden etkilemiş ve dönemin İslamcı düşünce çizgisinde önemli bir referans noktası olmuştur. Eserde, Müslümanlığın inanç, ahlâk, cemiyet ve siyaset unsurları ile bir bütün olduğu vurgulanmaktadır.

    Said Halim Paşa’nın yazdığı yedi risale, 1919 yılında bir kitapta birleştirilerek Buhranlarımız adıyla yayımlandı. eser, günümüz diline çevirerek 1973’te aynı adla, 1991’de ise Buhranlarımız ve Son Eserleri başlığıyla bastı. Kitap ayrıca 1983 yılında N. Ahmet Özalp tarafından Toplumsal Çözülme adıyla da yayımlandı. Bu kitabın içindeki “İslâmlaşmak”, “Meşrutiyet”, “Fikir Buhranımız” ve “İslâm Dünyasının Gerileme Sebepleri” gibi bazı bölümler ise sadeleştirilerek 1986’da çıkan Türkiye’de İslâmcılık Düşüncesi isimli eserin içinde yer aldı.

    Said Halim Paşa’nın Temel Düşünce Çerçevesi

    Said Halim Paşa’ya göre Batılılaşma bütünüyle reddedilmesi gereken bir olgu değildir; ancak bu sürecin mutlaka millî bünyeye ve İslam’ın temel ilkelerine uygun bir şekilde yürütülmesi zorunludur. Teknoloji ve modernitenin sunduğu imkânlardan faydalanmak mümkün olsa da bu faydalanma süreci mutlaka İslamî bir süzgeçten geçirilerek gerçekleştirilmelidir. Paşa’nın bu noktadaki milliyet anlayışı Ziya Gökalp’ten belirgin bir şekilde ayrılır. Gökalp’te önce millet sonra ümmet anlayışı hâkimken, Said Halim Paşa’da öncelik her zaman İslam ümmeti bilincindedir. Kadın meselesi konusunda ise kendi dönemindeki feminist hareketlere eleştirel bir gözle bakan Paşa, kadın özgürlüğü söyleminin Batı merkezli ideolojik bir aktarım olduğunu savunur. Siyasal partilere karşı da mesafeli bir duruş sergileyen yazar, partilerin toplumu bölen, kutuplaştıran ve Müslümanların arasındaki birliği zedeleyen yapılar olduğunu düşünmektedir.

    X’de paylaşılmıştır.