İslam Düşüncesinde Usûl ve Metodoloji | Ders 11

İDE’de bu hafta, Prof. Dr. Mehmet Görmez’in usûl ve metodoloji dersi kapsamında “Makâsıdu’l-Kur’an” başlıklı ders gerçekleşti. Önceki dersin devamı olarak hocamız son zamanlarda makasıdu’l-Kur’an hakkında çalışanların yöntemi üzerinde durdu.

Son zamanlarda makâsıdu’l-Kur’an üzerinde duran birinci isim Ahmed er-Raysûnî’dir. Çalışmalarından dolayı Raysûnî’ye makâsıdçıların şeyhi denilmektedir. O, Kur’an’ın makâsıdını belirlerken göz önünde bulundurulması gereken üç hususun olduğunu söylemektedir: Külli nas, siyak yani bağlam ve dildir. Bunun ardından hocamız Raysûnî’nin beş makâsıdı üzerinde durmaktadır:

Birincisi, yeryüzünde Allah’a kulluğun gerçekleşmesidir. Bu maksatta tevhid, insan-Allah ilişkisini tanzim, insanın özgürlüğü ve insanın arzularının egemenliğinden kurtulmak vardır. İkincisi, İnsanın hidayeti ve insanlığını inşa etmesidir. Bu nasıl olur? Ahlaki, arınmış ve değerler ile donatılmış bir hayat ile olur. Üçüncü gaye, dünyada adaleti tesis etmektir. Adalet merkezi bir gayedir. Hem bireysel hem de toplumsal adalet. Adalet sadece güç dengelerini dikkate almaktan ibaret bir şey değildir. Dördüncüsü, celb-i masâlih ve der-i mefâsid. Yeryüzünde maslahatları gerçekleştirmektir. Bu aynı zamanda “lübbü’l-makâsıd” yani makâsıdın özü ve esasıdır. Hocamız dinî, ahlakî, aklî ve ictimaî maslahatların var olduğunu söyledi. Bu maslahatları gerçekleştirmek, yeryüzünde mefâsidi ve kötülüğü ortadan kaldırmayı Kur’an’ın dördüncü makâsıdı olarak Raysûnî ifade etmektedir. Beşincisi, yeryüzünün umranıdır. Burada insanın hilafetinin tahakkuku vardır. Hocamız Yeryüzünü ilimle, akılla ve amelle imar edilebileceğini ifade etti. İnsan, onuruna yakışır bir hayat yaşaması için umran gerekmektedir.

Hocamız, Raysûnî’nin ortaya koyduğu Kur’an’ın bu beş makâsıdının ortak özelliklerine bakıldığında, bunların herkesi ilgilendiren gayeler yani ‘şümuliyet’ olduğunu söyledi. Bir diğer ortak özellik ise aşamalı bir gerçekleştirmeyi ifade eden ‘tedricilik’tir. İnsani ilkeler olan bu gayelerin tamamı hem evrenseldir hem de insanın gerçekliğine uygundur.

Hocamız, Raysûnî’nin Makâsıdu’l-Kur’an adlı eserinde Kur’an’ın makâsıdını konularına göre tasnif ettiğini ve ilk olarak ahlaki makâsıda yer verdiğini belirtti. Ona göre ahlak, dinin bir tamamlayıcısı değil, bizzat dinin kendisidir. Dolayısıyla ahlakı merkeze almadan isabetli bir makâsidî Kur’an okuması yapılamaz. Zira ibadetlerin dahi gayesi ahlaktır. İçtimai makâsıd ise bir medeniyet inşa etmektir. Zaten din, Medine ve medeniyet kavramları aynı kökten gelmektedir. İçtimai makâsıdın amacı, toplum içindeki ilişkiyi, taarufu, tedâmünü ve taavunu tesis ederek toplumsal ahlakı kurmaktır. Bu toplumsal hayatta adalet, tekâfül, dayanışma, şûra, istişare, insan onuruna riayet, aile, siyaset, iktisat ve toplumsal sözleşmeler yer alır. Hocamız, tüm bu unsurların Kur’an’da başlı başına birer makâsıd olarak okunabileceğini ifade etti.

Hocamız, müfessirlerin belirlemekte zorlandığı, Kur’an’ın neredeyse üçte birini oluşturan kıssaların makâsıdı üzerinde durdu. Külli maksatlar belirlendikten sonra kıssalar bu külli maksatlar ışığında okunursa, kıssaların gayesi de belirlenebilir. Hocamız, hiçbir Kur’an kıssasının tarihi bir bilgi olmadığını söyledi. Kıssalar, insanları ve toplumları eğitmek, adl-i ilahiyi ve tuğyanın yani azgınlığın akıbetini bize bildirmek için Kur’an’da zikredilmiştir. Tam bu noktada hocamız, Kur’an ve isrâiliyat ilişkisi üzerinde durarak; Bakara, Sâmirî ve Nace kıssalarını bu doğrultuda inceledi. Bu kıssalar isrâiliyatın etkisiyle okunduğunda, asıl maksatlarının anlaşılmasının mümkün olamayacağını belirtti. Bundan dolayı hocamız, tefsirdeki isrâiliyat meselesinin ancak makâsıdî bir Kur’an okumasıyla çözülebileceğini söyledi.

İkinci isim ise Casir Avde’dir. Raysûnî’den farklı olarak klasik yöntemden ziyade farklı bir yöntem denemektedir. Ona “Mukârabe Manzumiyye” yani sistematik bir metot geliştirmektedir. O, metot ışığında Kur’an’ı okumamız gerektiğini söylemektedir. Buna “hidayet manzumesi” demektedir. Bu hidayet manzumesinin içerisinde: İnanç, ahlak ve değerler, teşri ve vâkî vardır. Bunlara ise makâsıd demektedir. Casir avde’ye göre iki türlü makâsıd vardır: gaye olarak tamamlanmış gayeler ve tamamlanmamış, bitmemiş, ümmetin marifetiyle daima geliştirilmesi ve tamamlanması istenen gayelerdir. Bu sebeple “külliyâtı hamse” ile yetinmek makâsıdî açıdan yeterli değildir. Casir’in makâsıd sıralaması şu şekildedir: Birincisi İnsanın onuru ve değeri, İkincisi herkesi kuşatan bir adalet, üçüncüsü özgürlük, dördüncüsü rahmet, beşincisi ahlak ve insanı inşa etmek, altıncısı yeryüzünü imar etmek ve kalkınma, yedincisi şûra ve istişare, sekizincisi ise ümmet kurmaktır.

Dersin sonuna doğru hocamız, Abbas Mahmûd el-Akkâd üzerinde durdu. Yazarın el-Felsefetü’l-Kur’aniyye adlı eseri, Kur’an’ın makâsıdını belirleme çabası olması bakımından önemlidir. Akkâd bu eserinde, öncelikle Kur’an’ın temel kavramlarına ve bu kavramların Kur’an’daki varlık gayelerine işaret etmektedir. Bu kavramları ise şu şekilde ifade etmektedir:

  • Allah, yeryüzünde bütün mananın ve bütün gayelerin merkezidir.
  • İnsan, ahlaklı bir varlıktır. “İnsan, siyasi bir varlık değildir, iktisadi bir aktör değildir.” İnsanla ilgili yapılacak bütün düzenlemeler, onun ahlaki bir varlık olduğunu dikkate alarak yapılmalıdır.
  • Varlık ve kâinat, kâinat kör ve sağır bir madde değildir. O, “kâinat daima okunmaya uygun bir nastır” demektedir. Bir diğer ifadesi ise “kâinatta her keşif, vahyin akla ektiği bir sorunun cevabıdır” demektedir. İnsan-kâinat ilişkisi bir mülkiye ilişkisi değil, bir sorumluluk ve diyalog ilişkisidir. Kâinat canlı bir varlıktır.
  • Kur’an’da ahlak, davranışlar manzumesi değildir. O, ahlakı ontolojik olarak görmektedir. Kur’an’ın ahlakı varoluşsaldır.
  • İlim, “gayeden ayrılınca kör bir güce” dönüşür. “İmâratu’l arz, ikâmetu’l adl ve ıslâhu’l müctema” bütün bunlar Kur’an’ın gayeleri ise de bunları gerçekleştirmek için ilim olması gerekiyor diyor. İlmin gayeden sapmaması gerekmektedir.
  • Kıyam, kıymet ve değer dışsal bir harici değildir. İnsanda var olan varoluşsaldır.
  • Adalet, Kur’an’daki adaletin maksadı güçler arasında bir denge kurmak değildir. Ortak varoluşun anlamıdır. İnsanlığın yeryüzünde ortak varoluşun manasıdır demektedir.
  • Rahmet, bir acıma duygusu değildir. Toplumsal düzendir. Rahmet, Allah’ın yeryüzüne yerleştirdiği ve insanların da uygulamak durumunda olduğu bir düzendir.
  • Yönetim ve idare, “Kur’an’da daima idare ve yönetim takdisten uzak bir otoritedir” demektedir. Hiçbir otorite Kur’an’da takdis edilmemiştir. Yönetime ahlaki bir vazife tevdii edilmiştir. Bütün yöneticilere eleştirilmezlik ve lâyüsellik bir manevi otorite verilmemiştir. Bir ahlaki vazife verildiğini söylemektedir.
  • Toplum, Kur’an’ın makâsıdı açısından “donmuş bir düzen değil, bir sorumluluk şebekesidir” demektedir. Her toplumun, ferdin, grubun ve heyetin bir sorumluluğu vardır.
  • Kadın, “Kur’an’da kadın vesayet konusu değildir. Toplumun anlamını inşa eden ortaktır” demektedir. Kadın, bir vesayet ve velayet konusu değildir. “Toplumun anlamını kuran ortaktır.”
  • Gayb, aklı yok saymak değil, aklın yüce ufkudur.
  • Son kavram olarak Ahiret, dünyanın alternatifi değildir, hakkın ve adaletin tamamlayıcısıdır.
    Hocamız gelecek derste ise “Makâsıdü’s-Sünne” konusuna giriş yapılacağını söyledi.