İslam Düşüncesinde Usûl ve Metodoloji | Ders 13

İDE’de bu hafta, Prof. Dr. Mehmet Görmez’in Usûl ve Metodoloji dersi kapsamında “Makâsıdu’l-Hadis” başlıklı ders gerçekleşti.

Sünnet ile ilişkimizi ve sünnetin konumunu Kur’an’ı Kerim belirlemiştir. Bu noktada kavramsal çerçeve önem arz etmektedir. Bu konuda beş önemli kavram vardır: İtaat, ittiba, iktida, imtisal ve teessi. İtaat kavramı Kur’an’ın birçok yerinde zikredilmiştir. “اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ” “Allah ve Resulüne itaat ediniz” ve itaat kavramını daha pekiştirici olarak ifade eden “مَنْ يُطِـعِ الرَّسُولَ فَقَدْ اَطَاعَ اللّٰهَۚ” “Resule itaat eden Allah’a itaat etmiştir” ayetleri kavramın önemini ortaya koymaktadır. Hz. Peygamberin (sav) vefatından sonra Resule itaat; icma ile sünnet olarak kabul edilmiştir.

İtaati tefsir etmekte olan ittiba kavramı ile ilgili “قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُونٖي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ” de ki “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana ittiba edin ki Allah da sizi sevsin” ayeti sünnet ile olan ilişkimizi belirleme noktasında son derece önemli bir kavramdır. İttiba kavramı temelde bilinçlilik ifade eder ve bizatihi makâsıda işaret eder. Üçüncü kavram olan iktida ise, rehber edinmek ve örnek almak anlamındadır. Ayette ise “فَبِهُدٰيهُمُ اقْتَدِهْؕ” “onların getirdiği hidayeti rehber edininiz” ayeti tüm peygamberlere itaat ile ilgilidir. Dolayısıyla iktida hem Kur’an’da hem de hadislerde çokça geçen önemli bir kavramdır. İmtisal kavramı ise emirleri yerine getirmektir. Hadis kitaplarında sıklıkla geçen bu kavram aynı zamanda örneklik anlamı taşır. Son kavram teessi ise örnek almak demektir.

Sünneti anlamada örneklik ile benzemek arasındaki fark ne kadar önemliyse, hadisleri anlama meselesinde makâsıdi yöntem de o denli büyük bir önem arz etmektedir. Zira oldukça geniş bir külliyata sahip olan hadislerin pek çoğu mana ile rivayet edilmiş ve bir konuda birden fazla rivayet oluşmuştur. Tam bu hususta İbn Kayyim (ö.751/1350), hadisin mana ve maksadını bırakıp yalnızca lafızlara takılanların durumunu, kendisine testiyi doldurması söylendiğinde testiyi doldurup havuzun başında bırakan ve “siz bana doldur dediniz, getir demediniz” diyen adam benzetmesiyle ifade etmiştir. Dolayısıyla rivayetlerin lafızlarını mana ve maksada tercih etmek pek çok hadisin yanlış anlaşılmasına yol açmaktadır. Nitekim Selefilik dediğimiz bakış açısının çıkmazı rivayetlerin lafızlarına takılıp kalma durumudur. Bu yönüyle de mana ve lafız arasındaki ilişki, mezhepler arası ihtilafların temel sebeplerinden bir tanesidir.

Hadisleri makâsıd doğrultusunda anlamak, aynı zamanda pek çok açıdan Hz. Peygamber’in mesajını çağlara taşımanın da yoludur. Mesela bir rivayete göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Her kim sarımsak veya soğan yemişse mescidimizden uzak dursun.” Burada makâsıd dikkate alınmasa yasak sadece Allah’ın yenmesini helal kıldığı soğan ve sarımsak ile sınırlı olacaktır. Makâsıd esas alındığında ise kötü kokan ve başkalarını rahatsız eden her şey bu kategoriye girecektir. Buradan hareketle bir rivayeti incelediğimiz zaman o rivayet ile ilgili dilsel, sınıflandırıcı, konusal, işlevsel, varoluşsal, tarihsel ve toplumsal bağlamı göz önünde bulundurarak makâsıdi bir bakış açısıyla Resulü Ekrem’in ne kastettiğini anlayabiliriz.

Hadis kitaplarında yer alan kitâbu’l-libâs (giyecekler) bölümü pek çok kültürel ögelerle doludur. Bu hususta kılık kıyafet ile ilgili beş esas vardır: Birincisi helal olacaktır. İkincisi erkek için ayrı kadın için ayrı avret mahalini örtecek ve hicabı sağlayacaktır. Hicabın temel felsefesi cinsiyetini insanlığının önüne geçirmemektir. Üçüncüsü, taklitten sakınacaktır. Taklit aslında zihni bir ameliyedir. Zihnen benzemek için kılık kıyafeti taklit etmek kastedilmektedir. Dördüncüsü, kadın erkeğe, erkek kadına benzeme çabasına girmeyecek. Beşincisi, gösteriş ve kibir. Yani başkasına üstünlük taslamak için giyilmiş olmayacak. Bunların dışındakiler örflere bırakılmıştır.

Gazzâlî’nin (ö.505/1111) “Kânûnu’t-Te’vîl” adlı risalesi, “şeytan, sizin damarlarınızda kanın dolaştığı gibi dolaşır” hadisini açıklamak için kaleme alınmıştır. Bu hadisin vürud sebebine bakıldığında, Hz. Peygamberin eşlerinden birinin itikafta olan Resûl-i Ekrem’e gece vakti yemek getirdiği ve Allah Resûlü’nün de eşini eve kadar götürdüğü görülür. Yolda yürürken iki sahabi, Hz. Peygamber’i bir kadınla beraber görünce, ona görünmemek için hızla uzaklaşmak istemişler ancak durumu fark eden Resûl-i Ekrem “Ben Allah’ın Resûlü Muhammed, bu da eşimdir” buyurmuştur. Sahabilerin büyük bir mahcubiyetle “Biz sizin hakkınızda kötü bir şey mi düşüneceğiz, bunu neden söyleme ihtiyacı duydunuz?” demeleri üzerine Hz. Peygamber bu hadisi tam o noktada söylemiştir. Dolayısıyla hadislerde teşbih, istiare, mecaz ve kinaye gibi pek çok edebî anlatım tarzı yer aldığı için bu tür hadislerin hakikat-mecaz bütünlüğü göz ardı edilirse, avamın elinde mecazın hakikat kesbetmesi gibi kaçınılmaz bir neticeyle karşılaşılacaktır.

Bu değerlendirmelerin ardından hocamız, Makâsıdu’l-Hadis meselesine daha ayrıntılı bir şekilde bakmak isteyenlerin “Sünnet ve Hadisi Anlama Kılavuzu” adlı eserine müracaat etmelerini tavsiye etti.