Bu derste Prof. Dr. Bünyamin Erul hocamız, klasik siyer ve sünnet literatürünün öne çıkan beş metnini içerik merkezli ve karşılaştırmalı bir yaklaşımla analiz etmiştir. Kadı İyaz’ın eş-Şifâ bi-Taʿrîf Hukûki’l-Mustafâ adlı eseri, Hz. Peygamber tasavvurunun hangi dinî hassasiyetler ve savunma refleksleri çerçevesinde inşa edildiğini göstermesi bakımından değerlendirilmiştir. Metnin, yalnızca ilmî bir çalışma değil, aynı zamanda dönemin inanç, otorite ve sosyokültürel duyarlılıklarını yansıtan bir söylem üretimi olduğu vurgulanmıştır.
Siyer yazıcılığında biri kronolojiye, diğeri Hz. Peygamber’in ahlakı, fazileti ve günlük hayatına (şemâil ve delâil) yoğunlaşan iki temel yaklaşımın olduğu ifade edilmiştir. Ele alınan eserlerin, bazen bu iki yöntemi birleştirme ve sentezleme çabası içerisinde oldukları belirtilmiştir.
Bu noktada Zehebî ve İbn Kesîr üzerinden rivayet merkezli tarih yazımının metodolojik boyutu ele alınmış ve bu müelliflerin hem hadisçi hem de tarihçi kimlikleri üzerinde durulmuştur. Siyer anlatısının pasif bir aktarımdan ziyade rivayetlerin seçimi, tasnifi ve değerlendirilmesiyle biçimlendiği gösterilmiştir. Özellikle Zehebî’nin Rahib Bahira rivayetinde sergilediği tutumda olduğu gibi, müelliflerin rivayetler karşısında sahip oldukları eleştirel bakış açısı ve bilinçli ilmî tercihleri vurgulanmıştır.
İbn Kayyim el-Cevziyye, sünneti hayatın farklı alanlarıyla ilişkilendiren yaklaşımı çerçevesinde ele alınmış böylece siyerin normatif, ahlaki ve pratik boyutlarının nasıl temellendirildiği analiz edilmiştir. Kastallânî ise klasik birikimi yeniden düzenleyen ve sistematik biçimde sunan ilginç bir eser olduğu zikredilerek bu çalışmaların ilmî mirasın sonraki dönemlerde yeniden üretilmesindeki rolü ifade edilmiştir.
Genel olarak ders, bu beş eseri içerikleri, rivayet malzemeleri ve tarihsel bağlamları ve siyer yazıcılığını etkileri üzerinden değerlendirmiştir. Hocamız, söz konusu metinlerin artı ve eksileriyle İslam kültürünün Peygamber tasavvurunu ve tarih bilincini şekillendiren kurucu metinler olduğunu ve hem ilmî sürekliliğin hem de kültürel hafızanın taşıyıcısı olduklarını belirtmiştir. Bu eserlerin dinî eğitimden vaaz geleneğine kadar geniş bir alanda referans noktası haline gelerek İslam medeniyetinin düşünsel inşasında etkin rol oynadığı vurgulanmıştır.

