İslam Düşüncesinde Usûl ve Metodoloji | Ders 16

İDE’de bu hafta, Prof. Dr. Mehmet Görmez’in usûl ve metodoloji dersi kapsamında “Makâsıdu’l-İbâdât” başlıklı dersi gerçekleşti.

Makâsıdü’ş-şerîa’nın ibadetler özelindeki tezahürü olan Makâsıdu’l-İbâdât, mükellefin yerine getirdiği ameller ile elde etmesi beklenen ‘maslahat’ ve ‘hikmet’ dengesini merkeze alan bir metodolojiyi temsil eder. Konunun daha iyi kavranması için öncelikle amellerin mahiyetine dair şu temel ikili ayrımı yapmak gerekir: Taayyüşî amel ve taabbüdî amel.

Taayyüşî amel, insanın yeryüzünde yaşamını sürdürebilmesi için yaptığı her şeydir; bina inşa etmek, eğitim görmek veya alışveriş yapmak gibi insanın yaşamını idame ettirmek adına gerçekleştirdiği tüm faaliyetler bu kapsama girer. Taabbüdî amel ise doğrudan kulluk ve ibadet maksadıyla yapılan eylemlerdir. Bir mümin, taayyüşî olan eylemlerini doğru niyet ve şuurla taabbüdî amele dönüştürmekle mükelleftir. Eğer taabbüdî alan, yani ibadetler ve bu ibadetlerin makâsıdı (temel gayeleri) çok iyi kavranırsa, günlük hayattaki tüm taayyüşî ameller ve dolayısıyla hayatın tamamı ibadete dönüşebilir.

İbadetin Tevkifîliği Meselesi

İslam’da ibadetler tevkifîdir, akıl ve içtihat ile belirlenmez. Tevkifî, “mevkufun ale’l-vahiy” demektir, yani sadece vahye dayanır ve ibadetin tabiatının bizzat Yaratıcı tarafından belirlenmiş olması anlamına gelir. İbadetlerdeki sayılar, vakitler, edası, yapılış tarzı, sınırları, şartları ve rükünleri bellidir, değiştirilemez. Sadece vahiyle belirlenen bu değişmez alanın makâsıdını bilip bilemeyeceğimiz konusu ise İslam düşünce tarihinde âlimler tarafından çokça tartışılmıştır.

Tevkifi olan bir ibadetin makâsıdı bilinebilir mi?

Öncellikle bir ibadetin tevkifi olması onun bir gayesi veya makâsıdının olmadığı manasına gelmez. Bilakis her ibadetin bir gayesi, maksadı ve hikmeti vardır. Makâsıdı değişen ve değişmeyen olarak ikiye ayrılır. Değişen makâsıdın adına hikmet; değişmeyene ise makâsıd denilmektedir.

Makâsıd zamanın ve mekânın değişmesiyle değişim göstermez. Ancak hikmeti vardır. Hasta olunduğunda oturarak namaz kılınmasının, sefere çıkıldığında orucun başka güne ertelenmesinin maksatları vardır. O maksadı Allah şöyle ifade etmiştir: “يُرٖيدُ اللّٰهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرٖيدُ بِكُمُ الْعُسْرَؗ/ Allah, sizin için zorluk değil kolaylık diler (Bakara, 185).

İbadetin makâsıdını bilmek bize ne kazandırır?

Makâsıdı bilmek insanda ibadet bilincini yerleştirir. İbadeti muhabbete ve takarrub ilallaha dönüştürür. Bizi Allah’a yakınlaştırır. Başka bir yönüyle de makâsıd sadece kalbi değil aklı da ibadete alıştırır.

Bazıları ibadetleri; kalbi, kavli, akli, bedeni ve mali olmak üzere tasnif etmiştir. Kalbi ibadet, muhabbetullahtır; yani Allah’ı sevmektir. Muhabbet kalbin eylemi olduğu için sevgiyle ilgili her şey kalbi ibadettir. Zikir, tevhid, salavat-ı şerif ve bir insanı Allah’ın dinine davet etmek kavli ibadetlerdir. Bedeni ibadetlerin en önemlileri namaz, hac ve oruçtur. Mali ibadetler ise sadaka, infak ve zekâttır. Bunların her birinin kendi içinde maksatları ve hikmetleri vardır.

Makâsıdı bilmek bizi yeni bir ruh ile kuşatır. Akılla kalbi birleştirerek insanın ibadetini daha huşu içerisinde yapmasını sağlar. İbadetlerin makâsıdını bilmek, onların hem edasını hem de huşû içinde ve Allah’ın rızasına uygun bir şekilde yerine getirilmesini sağlar. Bütün ibadetlerin en temel gayesi güzel ahlak oluşturmaktır. Ahlaklı mümin inşa etmektir. Hem bireysel hem de toplumsal ahlakı inşa etmek, bütün ibadetlerin ortak büyük gayesidir.

Şâtıbî (ö. 790/1388) el-Muvâfakâtında makâsıdu’l-İbâdâtı şöyle ifade etmiştir: “إن مقصود العبادات الخضوع الله، والتوجه إليه و التذلل بين يديه، والانقياد تحت حكمه، وعمارة قلبه بذكره حتى يكون العبد بقلبه و جوارحه حاضرا مع الله و مراقبا له غير غافل عنه، وأن يكون ساعيا في مرضاته، وما يقرب إليه على حسب طاقته/ İbadetlerin asıl maksadı; Allah’a boyun eğmek, O’na yönelmek, O’nun huzurunda tevazu ile eğilmek, hükmüne teslim olmak ve kalbi O’nun zikriyle imar etmektir. Ta ki kul, kalbi ve tüm organlarıyla Allah ile birlikte hazır bulunsun, O’nu murakabe etsin, O’ndan gafil olmasın; gücü yettiği ölçüde O’nun rızasını ve kendisini O’na yaklaştıracak şeyleri elde etmeye gayret etsin.”

Namazın Makâsıdı

Namaz, bütün ibadetleri kendisinde cem eden bir ibadettir. Namazda zikir, şükür, hamd, rükû, secde ve kıyam vardır. Bu sebeple “الصلاة عماد الدين/ Namaz dinin direğidir.”

Namazın hem bireysel hem de toplumsal makâsıdı vardır. Namazın insanı hamd eden ve zikreden bir kul olmasını sağlaması, onu her türlü fuhşiyat ve kötülüklerden alıkoyması bireysel makâsıdıdır. Ancak bunun yanında bir de toplumsal boyutu vardır. İbadetin toplumsal boyutu cemaatle namaz kılınmasında ortaya çıkar.

Namazın aynı zamanda bir temizlik boyutu vardır. Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: “أَرَأَيْتُمْ لَوْ أَنَّ نَهَرًا بِبَابِ أَحَدِكُمْ يَغْتَسِلُ فِيهِ كُلَّ يَوْمٍ خَمْسًا، مَا تَقُولُ ذَلِكَ يُبْقِي مِنْ دَرَنِهِ؟» قَالُوا: لَا يُبْقِي مِنْ دَرَنِهِ شَيْئًا، قَالَ: «فَذَلِكَ مِثْلُ الصَّلَوَاتِ الخَمْسِ، يَمْحُو اللَّهُ بِهِ الخَطَايَا»/ Birinizin kapısının önünde bir nehir bulunsa ve o kimse her gün orada beş defa yıkansa, üzerinde kirden bir şey kalır mı? Sahibiler ‘Hiçbir şey kalmaz’ dediler. Bunun üzerine Peygamber efendimiz şöyle buyurdu: “İşte beş vakit namaz da böyledir; Allah o namazlar sayesinde günahları siler.” Buradaki temizlik makâsıdını yalnızca maddi boyutunu değil, manevi boyutunu da kapsar.

Zekâtın Makâsıdı

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكّٖيهِمْ/ Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al (Tevbe, 103). Zekâtın tezkiye boyutu vardır. İnsanı cimrilikten, günahtan ve hatadan arındırır. Zekâtın bir de nemâ boyutu vardır. Yani kalkınma artırma boyutudur. Cenabı Hak şöyle buyurmuştur: “يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِؕ/ Allah, ribayı eksiltir, sadakaları da artırır (Bakara, 276). Burada zekât bir kalkınma modeli olarak da sunulmuştur. Bundan dolayı zekât hem Allah’ın hakkı hem de kulun hakkını kapsayan bir ibadettir.

Orucun Makâsıdı

Ramazan ve orucun hikmetleri bir mektebe benzetilebilir. Buna göre ramazan sadece aç ve susuz kaldığımız bir ay değil, bir mekteptir. Bütün Müslümanları içine alan; imsak ve iftarı, sahuru, mukabelesi ve teravihiyle onları eğiten bir mekteptir.

Orucun hikmetlerini ifade etmede Sezai Karakoç’un “Samanyolunda Ziyafet” kitabı çok müstesna bir eser olarak örnek verilebilir. Arap dünyasında da Râfiî, “Vahyül-Kalem” kitabında orucu muhteşem bir çerçevede ele almıştır. Ali Tantavi, Muhammed Gazali ve Akkad’ın da oruç ve ramazana dair çok güzel değerlendirmeleri vardır.

Haccın Makâsıdı

Makâsıdu’l-ibadat konusunda anlaşılması en güç olan maksatlardan biri makâsıdu’l-hacdır. Zira orada semboller ve simgeler vardır; şeâir çoktur. Bu sebeple haccın makâsıdını ve hikmetlerini anlamak kolay bir iş değildir. Kâbe’yi, Makam-ı İbrahim’i, Safa ve Merve’yi, Müzdelife’yi, Mina’yı ve Arafat’ı anlamlandıramayan kişi, makâsıdu’l-haccı da anlayamaz.

Sonuç olarak söylenebilir ki Makâsıdu’l-İbâdât, ibadetlerin taabbüdî mahiyetinin yanında her bir şer‘î hükmün gerisindeki hikmet-i teşrîi merkeze alır ve mükellefin ibadetlerinin aynı zamanda kişinin ahlakî tekâmülüne de hizmet eden bir vasıta olarak konumlandırır.